Akademisyen Maaşlarına Yapılan Zam Üzerinden Akademisyen-Muhalif İlişkisi Okuması

Yeni bir uygulama getirilmeden önce bu uygulamayla ilgili dedikodular dolaşmaya başlar, iktidara yakın gazeteler konuyla alakalı haberler girerler. Sonra gazeteciler iktidar sözcülerine çıkan bu haberlerin doğru olup olmadığıyla alakalı sorular yöneltirler. İktidar sözcüsü ise cevap olarak “tartışılabilir” der. Uygulamanın içeriği ise kürsü konuşmalarında netleştirilmeye başlanır ve konu böylece gündemde tutulmaya devam eder. Ve yasalaşma süreciyle bir de bakmışız ki yeni uygulamalar hayatımıza girivermiş.
Halkın direkt tepki vereceği yeniliklerde böyle bir yol izlenir. Akademisyenlere yapılan son zamda da bu yöntem uygulanmıştır. Dedikodu, birkaç haber, kürsü konuşmalarında gerekçelendirme ve uygulama.
“Kaynayan kurbağa” deneyinde olduğu gibi, akademisyen zammı neden bünyelerimiz hazır hale getirildikten sonra yapıldı? Acaba yapılan zam hak etmeyenlere yapılan bir zam mıydı ki böyle bir uygulama tercih edildi? Akademisyenlere zam yapılması, neden bu kadar yavaş açıklandı? Direkt zam yapılsaydı, acaba tepki verenlerin olacağı mı düşünüldü? Veya tepki verilecek bir şey miydi ki bu zam?
“Zam neredeyse bütün üniversiteye yapıldı” diyebiliriz; profesörler, doçentler, yardımcı doçentler, doktorlar, araştırma görevlileri, öğretim görevlileri ve okutmanlar. Yani unvanlılar, kariyeri olanlar, yabancı dil bilenler, okuyanlar, yazanlar... Aldıkları zam oranı ise %35 civarı. Bu kadar büyük bir zam en son kime yapıldı sahi?
Üçte bir oranındaki zam, tartışmasız büyük bir orandır. Basit bir yöntemle yapılan zammın büyüklüğünü idrak edelim: kazandığınız parayı üçe bölün ve çıkan miktarı dört ile çarpın; evet, işte yeni alınacak maaş miktarı... İnsan sormadan edemiyor, yahu üniversitedekiler ne yaptılar da böyle bir zammı hak ettiler?
İktidarın belirlediği maaşlar her zaman hak edilen değil elbet, ancak sanki bir şey olmuş da onun karşılığı veriliyor gibi bir durum var. Yoksa ne var? Ne oldu? Ne oluyor?
Sorularımız varsa cevaplarımız da vardır elbet.
Akademisyenlere yapılan zamların birkaç sebebi bulunuyor. Birinci sebep, yıllarını üniversiteye ve öğrencilerine adamış bir profesör olan Davutoğlu’nun başbakan olmasıdır. İkinci sebep ise yıllardır üniversitelerden egemen görüş tarafından uzak tutulan Müslüman kimliği ağır basan kişilerin üniversitelerdeki artışı ve bunların mevcut iktidarla olan ilişkileri. Ve benzeri “yakınlıklar” yani...
Bütün bunlar aslında normal şeyler... Bizim esas üzerinde durmamız gereken, akademisyenlere yapılan zamlar ve de muhaliflerin sessizlikleri nedeniyle bu zam hakkındaki görüşlerinin olumlu veya olumsuz olduğunu anlayamamamız.
Her olay sonrası işçilere verilen asgari ücretin düşüklüğünü gündeme getiren muhalifler, akademisyenlere yapılan, neredeyse bir asgari ücret tutarındaki bu zam karşısında, niçin suskunlar? Dillerini yutmadılar ya, neden konuşmuyorlar? En azından bir tweet atsalardı kardeşim, ne bileyim, sosyal medyada bir şeyler yazsalardı.
AKP karşıtlığı yapma tehlikesinde işçileri önlerine bir kalkan olarak alan muhaliflerimiz, asgari ücret ortadayken akademisyenlere yapılan neredeyse bir asgari ücret tutarındaki bu zammın karşısına neden dikilmiyorlar? Yoksa bu durumda işçilerin yanında olmak, akademisyenleri karşısına almak anlamına geldiği için mi?
Anlaşılan muhaliflerimiz zamdan gayet memnunlar. Tabii “herkese zam yapılsın, ne güzel!” değil mi? “Zammın neyinden rahatsızız ki!” değil mi?
Eğer bir yerde bir meslek grubuna özel olarak zam yapılıyor ve o zam üçte bir oranında oluyor ve de zam alan kesim hiçbir şey üretemiyorsa, dillere pelesenk olan şekliyle, ortada bir “hırsızlık” yok mudur? “Hırsızlar!” kelimesini ağızlarına sakız edenler, burada bir “hırsız” görememektedirler mi?
Not: Akademisyenlerin yerli hiçbir şey üretemedikleri, sadece çeviri yapmakla yetindikleri gün gibi ortadadır. Bu bakımdan üniversitelerin kapatılıp yerine tercüme büroları kurulması, devlet ve halk için daha mantıklı bir adım olacaktır. Umarız ki üniversiteler kapatılır ve yerlerine tercüme büroları kurulur, böylece gereksiz sempozyum, öğrenci, dergi, yayın vb bilumum üniversitevari işlerin yükünden de ülkece kurtulmuş oluruz.
Muhaliflerimiz sessiz… Her olay sonrası Twitter’da hashtag oluşturup bunu gündemin üst sıralarına yerleştirenler, Soma’da, Mecidiyeköy’de, Ermenek’te ve daha pek çok işçi olayında esip gürleyenler, sosyal medyayı sallayanlar nerede? Uğruna binlerce tweet atılan, entry döşenen, retweet yapılan işçilerin yanında neden değiller?
Türkiye’de yapılan orantısız akademisyen zammı karşı çıkılması gereken bir haksızlıktır. Muhalefetin buna muhalefet edememesi de muhalefet edilmesi gereken bir olaydır.
Çünkü muhaliflerimiz, hakikati haykırmanın değil, kendi reklâmlarını yapmanın peşindeler. Çünkü muhaliflerimiz, çıkardıkları yayınlarda döktüren akademisyenleri karşılarına almaktan çekiniyorlar. Çünkü muhaliflerimiz, kendilerini dikkate alan tek grup olan akademisyenleri eleştirmekten çekiniyorlar. Çünkü muhaliflerimiz hakikati haykırmak yerine araştırma nesnesi olmayı tercih ediyorlar.
İktidarı eleştirmekten bıkmayanlar, her olaydan sonra “hırsızlar!”, “katiller!”, “rüşvetçiler!” diye hesap sormayı bilenler, fark etmelidirler ki günümüz Türkiye iktidarının mimarları, ona muhalefet etmeyi beceremeyen kendilerinden başkası değildir!
Açık bir şekilde görülmektedir ki, Yeni Türkiye’yi beğenmeyenlerin ilk önce AKP iktidarını değil, ona muhalefet etmeyi beceremeyen muhalefeti indirmeleri gerekmektedir. Zira onlar, sabah akşam AKP’ye küfretmeden yaşayamaz bir duruma gelmiş bir kitledir. AKP karşıtlığı onlarda bağımlılık yapmış durumdadır. AKP’ye öyle bir küfredilmektedir ki, içten içe “ulan bunlar gitse kimden çıkaracağız hıncımızı?” gibi bir durumları vardır. Yani onlar AKP gitse cıscıbıl ortada kalacakları için AKP’nin gitmesini istememektedirler.
Yazıyı daha fazla uzatmadan, konuyu noktalayalım; akademisyenlere yapılan orantısız zam üzerinden muhaliflerin çıkarcı tepkisizliğini tartıştık ve Yeni Türkiye’den memnun olmayanların iktidardan önce muhalifleri indirmesi gerektiği sonucuna vardık.
Velhasıl; bazen -bütün iyi görünümlerine rağmen- bazı zamlara karşı çıkmak gerekir...
Not 2: Allah’tan her gelen başbakan, Davutoğlu gibi meslekî kökenine göre zam yapmaya kalkışmıyor. Yoksa ne acayipliklerle karşılaşırdık değil mi? Düşünsenize Erdoğan’ın başbakanlığında bütün futbolculara, kalecilere, teknik direktörlere, hakemlere zam yapıldığını...
Yusuf Tunçbilek

Hiç yorum yok: