Yenilenebilir Enerji Kaynakları Ne Kadar Masum?

Karadeniz Bölgesi'nde 406 HES projesi var. Bunlardan 95'i işletmede, 58'i inşa aşamasında ve 253'ü sırada. Peki HES nedir, ne işe yarar? HES, yenilenebilir kaynak olan suyun akışını elektriğe dönüştürür. Bu tanım oldukça masum ve yararlı geliyor insana fakat maalesef o iş öyle değil.
HES için gerekli olan madde su, bu da suyun metalaşması anlamına geliyor. “Suyun metalaşması” dediğimiz anda bir-iki tane kapitalistten bahsetmiyoruz, kâr odaklı bir üretimden bahsediyoruz. Su kaynağından alınacak, belli merkezlere depolanacak, piyasada satılacak, kanallarla bir yerlere gönderilecek... Böyle bir sistemden bahsediyoruz. Bunda kâr olduğu görüldüğü anda, binlerce, on binlerce kapitalist o alana arılar gibi üşüşecek. Nitekim Gaye-Selim Yılmaz'ın İştirakî Dergisi röportajında dediği gibi de oldu. HES'in yenilenebilir kaynakla işlemesi halka değil, kapitalizme hizmet ediyor, 406 projenin varlığı da bunu kanıtlar nitelikte. Devletin bu projeleri denetim altına alması gerekirken, 2 Temmuz 2014'te HES, RES ve yapılacak elektrik iletim hatları için Maliye Bakanlığı ve ilgili müdürlüklere “acele kamulaştırma” yetkisi verdi, bu karar Resmî Gazete'de yayınlandı. Bu projelerin devlet tarafından desteklenir hale gelmesi, HES, RES ve elektrik iletim hatlarını masum göstermeye yetmiyor çünkü devletin denetimsizliği yüzünden her yıl binden fazla işçimizi kaybediyoruz, Soma'nın acısı taptaze. Ki bu projeler “yenilenebilir enerji kaynaklarından” beslenseler bile korkunç zararlar veriyorlar.
Öneğin:
- Akarsuyun kanallar ile başka yere taşınması sonucu sadece bulunduğu derede yumurtlama alanı bulunan ve yaşayan, Uluslararası Bern Sözleşmesine göre avlanması yasak olan Benekli Deniz Alası (Salma trutta labrax) yaşam alanında su kalmadığı için yok olacaktır.
- HES için açılacak yollarda patlatılacak dinamitler, kesilecek ağaçlar sadece bu vadilerde değil, tüm Doğu Karadeniz havzasında telafi edilemeyecek ekolojik yıkıma neden olacaktır.
- Suya dayalı tarım olan çay, fındık ve kivi gibi geleneksel, bölgeye has ürünlerin tarımı yapılamayacağından, yöre halkı başka bölgelere göç etmek zorunda kalacaktır.
- Su tutulmasının yapıldığı bölgelerde heyelanlar meydana geliyor ve derelerde su seviyesi düşüyor, canlı hayatı olumsuz etkileniyor. Doğal dengeyi ve doğal güzellikleri tarumar ediyor.
- Yine su tutulması nedeniyle, bölge halkı susuz kalıyor.
- RES'lerin yapımında kullanılan neodimyum kanserojen bir maddedir, Rüzgâr santralinin mıknatıs kısmında kullanılır ve o element kullanılmadan RES yapmak mümkün değildir. Bu elementin kullanımı ile Çin'de kitlesel ölümler başlamış ve çıkarıldığı bölgeye kanser saçıyor.
- Güneş Santralleri, çatılarımızdaki paneller gibi masumane değil. Güneş Santralleri'nin Konya ve Van'a yapılması planlanıyor. Güneş Enerji Panelleri denen şey, tüm toprağı örten bir şey. Bu da, tahıl kaynağımız olan Konya ve ülkedeki hayvancılıktaki önemli konumda olan Van'a yapılacak. Sistem, toprağı örttüğü için bu şehirlerde tarım ve hayvancılık yapılamayacak.
John Perkins'in iddiasına göre, ülkelerdeki özel mülkiyet ve parasal kaynakların %70 ila %90'ı, o ülke nüfusunun %1'inin elinde. Bu santraller bizim yararımıza değil, cebine daha fazla para akmasını isteyenlerin yararına. Ayrıca 62 adet HES'in ürettiği enerji sadece bir Keban Barajı’nın ürettiği enerji kadar olup, Türkiye’nin elektrik üretiminin sadece %2’si civarındadır.
OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü), 1960 yılında OECD ülkeleri içindeki su kullanımlarını analiz ediyor. 1960'taki su kullanımının sadece %12'si sanayiye ait. 2000 yılının verilerine göreyse, sanayinin su kullanım payı %60. Yani bu üretim bize değil, kapitalizme hizmet ediyor.
Birkaç örnek vermek gerek bu noktada. HES'in deneme üretiminin Rize'deki Salarha Deresi’ni kurutması gibi. Ya da Kırıkkale'nin Çelebi ilçesinde Kızılırmak üzerine kurulması planlanan HES nedeniyle köylülerin tarlalarına sokulmaması, tarlalarında çalışmak için jandarmadan izin almak zorunda kalması, karşı çıktıklarında haklarında tutanak tutulması, 1 yıllık emeğin olduğu mısırın iş makineleriyle zayi edilmesi gibi. Ya da Ahmetler Köyü'nde yapılmak istenen HES'e direnen köylülere, firmanın Şanlıurfa'dan getirttiği eli sopalı adamların saldırması ve jandarmanın “engel olmaya çalıştığı” ancak “yetersiz” kaldığı gibi.
Ekolojik dengenin bozulması, kanserin daha da yayılması, doğal alanların tahribi, tarım ve hayvancılıkta yetersiz kalıp ithalat yapmak zorunda kalmamız, artan işsizlik ve buna bağlı olarak büyük kentlere göç gibi daha birçok madde ekleyebileceğimiz bir liste dolusu tehlike ile karşı karşıyayız. Dur demek için neyi bekliyoruz?

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Bu yazı olaya tek bir taraftan bakmış. Mevcut enerji ihtiyacı nasıl karşılanacak? Şu andan itibaren sanayi ihtiyaçlarını yok saysak bile sadece temel ihtiyaçlarımız(beslenme, barınma, sağlık vb.) için bile çok ciddi miktarlarda enerjiye ihtiyacımız var. Sonuçta insan yapımı olan her şey doğayı değiştirir. Önemli olan en az hasarı vererek bunu başarabilmektir.