Yeni Güvenlik Yasası: Kurtuluş Var mı Tek Başına?

Bozkırı yaran “medeniyet” asfaltının üzerinde yanmış, yenik ve terk edilmiş 15 no’lu TOMA’ya dönüp bir baktık değil mi şehirli “kardeşim”?
O 15 no’lu ve ikizleri, yanında koşturan çeviği, yöneten aklı ve vahşeti, her sokak başında, senin karşında duruyordu. Hâlâ da duruyor İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de. Yani “uzak” bir coğrafyanın, korku duvarını aşıp isyana duran “kara” çocuklarıyla aynı duvara bakıyor, aynı gazı soluyor, aynı baskılara maruz kalıyor, aynı taşı atıyor, aynı alevi tutuşturuyormuşuz değil mi? Belleğimize güvenmekten başka bir temasımız yok “kardeşim”.
Biliyoruz ki, ne yazarsa yazsın gazete, hangi imaj, hangi manipülasyon amacıyla kullanılırsa kullanılsın, ne konuşursa konuşsun televizyondaki papağanlar korosu -gak Kürtler, guk bölücü, gak kamu malı, guk ülkeyi karıştırmak- bir nefes alıp hatırlamak lazım genzimizdeki ve yüreğimizdeki yangını, aşkın, korkunun ve cesaretin aksak ritmini. Acının eşit, şiddetin kara, kanın kızıl olduğunu ve ancak birbirimizin tebessümüyle yeşerdiğimizi. Hopa’da dalga, İstanbul’da lodos, Amed’te taş, Ankara’da bulvar, İzmir’de bahar sürgünü, Botan’da illegal, Hamburg’ta bellek, Tahrir’de yağan kar, Roma’da maske, Ferguson’da kan, Atina’da alevler içinde bir çam, Kobanê’de yürek olduğumuzu.
Biz aynı gaz fişeğinin vurduğu beden, aynı kurşunun “sektiği” kaldırım, aynı savcının yazdığı “iddianame,” aynı betonun altına gömülen ceset, aynı iktidarın hedef aldığı yaşamız.
Yeni iç güvenlik yasası geliyormuş. Bankamatiklerin yakılması, gündelik hayatın sekteye uğraması, reklam panolarının dağıtılması, “kamu” binalarının, belediye otobüslerinin ve polis araçlarının hasar görmesi kabul edilemezmiş. “İnsanların öldürülmesi kabul edilemez” denerek yeni bir iç güvenlik yasasıyla en örgütlü, en teşekküllü, en politik ve en “yasal” insan öldürme mekanizmasının eline yeni yetkiler verilecekmiş. İşe geç kalmama özgürlüğü, tüketme özgürlüğü, suç isnat etme özgürlüğü güvence altına alınacakmış.
Az önce ajitasyon çektik, biraz yüreğin titresin diye şehirli kardeşim, güldün geçtin, “solcu zırvası” dedin, yav he he ama “konjonktür, Amerika, Kürt milliyetçiliği” falan diye dizdiysen cümlelerini, dur gitme bir yere birazcık daha sözümüz var. İktidarın bahanelerine ortak olma. Her türlü politik sözün, demokratik ifadenin, barışçıl, doğrudan, pasif ya da aktif direnişin, “darbe” girişimi yahut hükümete ve devlet “adamları”na karşı işlenmiş bir suç olarak sokakta cezalandırılmasının normalleştirildiği bir hayatta, bu iç güvenlik yasası tam da sana karşı işleme konuluyor. Yani hasbelkader sokağa, meydana çıksan -henüz otel, AVM, rezidans, ‘kaliteli yaşam kompleksi’ olmadıysa- zeytinlikler kesilmesin diye, mahallenin parkı imara açılmasın, ulaşım hizmetlerine zam yapılmasın, sendikal hakların verilsin, göçmenler ırkçılığa maruz kalmasın diye, işte bu yasayı sana karşı uygulayacaklar. Makul bir şüphe olacak polislerin gözünde sana karşı, makul ve orantılı bir TOMA-çevik-sivil lejyonu tarafından etrafın sarılmış olacak. Tamamen yasal! Hadi geçtim tüm bunları, arkadaşlarınla iki tek atıp evine sallanırken -meşrebin böyle de olabilir- 4 gbt, 2 trafik çevirmesinde bir ters bakışın, bir sözünle 24 saati aşan gözaltı, ev araması ve aşikâr ki psikolojik ve umarız ki olmaz, fiziksel şiddetin muhatabı olacaksın!
“Özgürlük/güvenlik dengesi” diyor egemenler. İçinde yaşadığımız birikim düzeni şiddet ve el koyma üzerine kurulu, hangi özgürlük? Müşterek alanlar, ilişkiler, eylemler kapatılmalı ve ticarîleşmeli ki devlet, yasal olarak şiddeti örgütleme, uygulama ve sermayenin hizmetine sunma kurumu payidar olsun. Gelsin yeni iç güvenlik yasası, yeni ne var ki bize; liberal uzlaşınız bazen öyle bazen de böyle. Ama canım kardeşim, isteriz ki sen de dön anlat yan masandaki iş arkadaşına, kantindeki dostuna, evde sevgiline ve annene-babana, banka şubesi, reklâm panosu niye kamu malı olsun? Kamunun hizmetine sunulmuş bir ticarî girişimin sahipliği bizim midir? Ve asıl bizim olanlar tek tek şirketlere ait kılınırken, üç kuruşluk otobüsün lafı mı olur, ağzına pelesenk eden utansın!
Dönersek en başa, “düşman, tehlike, onlar” sıfatları altında, biz ne yapıyoruz “canım kardeşim?” “Güvenlikte Alman modeli” diyene, Almanya’da direnen ve polis şiddetine maruz kalan dostlarımızın selamını hatırlatıyor muyuz? Gazetesinde açık açık göçmen düşmanlığı, ırkçılık yapanı, destekleyeni, “adam haklı beyler” diyeni sokaktaki dayanışmamızla, eylemimizle boşa düşürüyor muyuz? İtalya’da direnen işçinin şirketinin Türkiye’deki şubesini rezil rüsva ediyor muyuz? Kürdistan’da alınan bir canın hesabını İzmir’de soruyor muyuz? Uygur’da idam edilen “fikir suçluları”nın kanını Çin’le silah alım pazarlığı yapan küçük-emperyal-kafalı Ankara bürokratlarının yüzüne vuruyor muyuz? Soma’da mıyız, Kuzey Ormanları’nda mıyız, Rojava’da mıyız, Gazze’de miyiz?
Enternasyonal antifaşist mücadeleyi yükseltiyor muyuz?
Kurtuluş var mı tek başına?
Biz buradayız!

Hiç yorum yok: