PYD ve Arap ve Esad’ın İşleri Üzerine: Kobanê’den Önemli Gözlemler

Kobanê Notları
Aşağıda yazılanlar; birebir yapılan gözlemler, Kobanêlilerle, yaralı YPG'lileri taşıyan ambulans şoförleriyle yapılan konuşmalar, sınır köylüleri ve YPG'lilerle yapılan konuşmalar üzerine şekillenmiştir. "Yüzde yüz doğru doğrudur", diyemem; ama "yüzde yüz doğrudur" dememem için de bir sebep yok açıkçası.
SURUÇ:
Kobanê; evvel zamanda Fransa araya sınır çizmezden evvel, "Deşta Sıruç (Pirsus)" olarak adlandırılan bölgenin adı. Daha sonra Suriye devletince “Arap Pınarı” anlamına gelen Ayn El Arab olarak adlandırılmış. IŞİD ise oraya "Ayn El İslam" (İslam Pınarı) olarak adlandırmış. Suruç'taki halk ile Kobanê’dekiler akraba. Bu, Kobanê’den gelenlerin çoğunlukla Suruç ve çevresindeki akrabalarının yanında idame edilmesi gibi bir sonuç doğurmuş. Tabii bu Türkiye'nin de elini rahatlatmış bir nevi; zira devletin en yetkili ağızları, Kobanê'den gelenleri mülteci saymak yerine, "kardeş sığınmacı" gibi absürd bir statüde tutuyor ve öyle de davranıyor. Yıllardır Türkiye'de yaşayan 20 milyon Kürt'ü "onlar azınlık değil, kardeşimiz" edebiyatıyla azınlıkların hak ettiği uluslararası statüden bile mahrum bırakan devlet; "kardeş sığınmacı" okumasıyla davranıyor Kobanêlilere. Sınır boylarında dolaştığınızda başıboş gezinen onlarca kadın-çocuğa rastlamanız mümkün... Çoğu zaman sudan bahanelerle yapılan müdahaleler ve kepenk kapatmalar Suruçluların ekonomik direncini kırıyor. HDP-DBP'nin belediyeler aracılığıyla yapmaya çalıştığı yardımlar yoğunlukta ve başarılı; ama aynı şey devlet için söylenemez. Zira özellikle son eylemlerdeki bayrak yakma, heykel yıkma gibi (ki bence de gereksiz eylemler) bahane edilerek Kızılay'ın aşevi kapatıldı, sınırdan yaralı YPG'li getiren ambulanslar işlevsizleştirildi, AKUT da öyle. Devletin sosyal anlayışı, yerini güvenlik ekseninde politikalara bıraktı. Kurulan yetersiz çadırkentler de ihtiyaçları karşılamaktan oldukça uzak.
SAĞLIK:
Sınırdan yaralı YPG'lileri getiren, aynı otelde kaldığımız ambulans şoförlerinden ve diğer sağlıkçılardan edindiğim bilgilere göre; devletin sağlık yaklaşımı, özellikle ülke içerisindeki eylemlerin akabinde, daha yavaşlatıcı, zorlaştırıcı bir boyuta ulaşmış. Örneğin özellikle Bingöl'deki polislere yapılan saldırının gecesinde sınırda bekleyen YPG'lilere ambulans gönderilmediği gibi, giden özel ambulansa da, motoru dahi aranmak suretiyle, defalarca zorluk çıkarılmış ve sonuçta yaralı 7 YPG'liden ikisi geciktirme yüzünden kan kaybından yaşamını yitirmiş. Bunu, getiren kişinin ağzından küfürler içinde, sıcağı sıcağına dinledim.
IŞİD'lilerin daha evvelce hastanelerde tedavi edildiği herkesçe dillendirilen bir durum. Ama şimdilerde dikkatin Müştüpınar Kapısı’nın hemen karşısında olan Suruç'a odaklanılmasından dolayı, IŞİD'li yaralılar buraya gelmiyor; yaralılarının Akçakale'de onlar için özel dizayn edilmiş bir hastaneye götürüldüğü ise herkesin dilinde ama tabii teyit edilmeye de muhtaç bir bilgi bu.
Öte taraftan Türkiye'deki hastanelere getirilen Kobanêli savaşçılar da ikiye ayrılıyor: YPG'li ve HPG'li (PKK'li) diye. Eğer yaralının Türkiye doğumlu olduğu anlaşılırsa, hemen orada sorgulanıyor ve verilen kanaat (ki ne kadar doğru olursa artık) gereği, bazen özel harekâtçıların hastaneyi basıp yaralıyı bilinmeyen bir yere götürmesi gibi bir sonuç doğuruyor. Böyle çok vaka var; sonrası meçhul. Bu konuda bir şeyler yapılmalı.
HDP:
Geçen hafta Kobanê'nin dünyayla tek bağlantısı olan Müştüpınar sınır kapısının yapışığındaki Etmanek Köyü’nde çıplak gözle Kobanê'nin doğu cephesi ve aynı zamanda Kobanê'ye çok hâkim olan Miştenur Tepesi’ne olan yoğun topçu, tankçı IŞİD saldırılarını yanımızdaki Kobanêlilerin: “Bak, burası IŞİD bölgesi, bu vurulan yerler de YPG kontrolündeki yerler” konuşmalarıyla içimiz acıyarak izlerken, aynı gün HDP Eş Başkanı Yüksekdağ'ın: “Her şey YPG'nin kontrolü altında, sıkıntı yok.” demeci bizi şoke etmişti. Ki Yüksekdağ'ın demecinden tam bir gün sonra IŞİD doğu cephesinden girdi ve Miştenur Tepesi düştü. O tarihte: “Bizim ve Kobanêlilerin seçilmiş HDP'li vekillerimizden beklediği, her gün sınır boyuna gelip, üç beş slogan eşliğinde bir astsubayla muhatap olup gitmeleri değil; daha kriz yaratıcı, daha yapıcı politikalardır.” demiştik. Bu oldu, yüz binlerce duyarlı insan, yanlış bilgilendirme ve özellikle sosyal medya üzerinden devşirilen “YPG çok başarılı; her şey kontrol altında” mistifikasyonunu aşıp alanlara aktı. Geç bile kalındı aslında.
Çok daha evvel başlamalıydı eylemler ve eylem biçimleri de “bayrak, ev, işyerleri yakıldı, heykeller yıkıldı” sonucuna vardırılmadan, bu provokatörlere açık saha bırakılmadan, sınıra yönelik eylem biçimlerine dönüştürülmeliydi. Daha az can yakıcı konularda bile yüz binleri bir araya getirebilecek örgütlülükteki Kürt hareketi (Örneğin artık piknik de yapılabilen Newroz'lar) sosyal medyada atıp tutan kişilerin onda birini sınıra yığıp, sınırı zorlayıp Türkiye'yi hiç öyle derin politik-stratejik hesaplara sokmaksızın, “Bizden, yani seninle barış süreci yürüten, Türkiyelileşmeye çalışan kendi yurttaşlarından yana mısın yahut 1 km ötedeki barbarlardan yana mı?” ikileminde bıraksalardı, bugün Demirtaş'ın “bayrak yakan yüzü kapalı birkaç soytarı” hesaplaşmasıyla yüz yüze kalınmaz, Kobanê bu durumda olmaz, Türkiye de rengini belli etmek için artık sığınacak delik bulamazdı.
DBP-HDP'nin Kürdistan'ın çeşitli illerini alıp getirip sınır köylerinde “nöbet” diye konuşlandırdığı yurtseverler, Türkiye tarafından IŞİD'e gidebilecek herhangi bir yardımı engellemek ve o taraftan kaçabilecek IŞİD'lileri engellemek amacıyla oradaydılar. Onlara "Eğer bir IŞİD'li oradan kaçıp gelirse (ki silahlı olacak büyük ihtimalle), ellerinizdeki sopalarla mı karşı koyacaksınız?” dedim. Ayrıca zaten Türkiye yardım etmeye kalksa, sınır kapısı tamamıyla askerî bölge ilân edilmiş ve oradan yapar yardımını ki artık yapması gereken yardım kalmışsa... Zaten bu durumda olan “nöbetçi” yurtseverler de sıklaşan askerin gazlı müdahaleleri ve tacizleri sonucu dağıldı, dağıtıldı. Şu anda kimse var mı orada, bilmiyorum.
HDP ya da Kürt hareketi, Kürdistanîleşme ve Türkiyelileşme arasında bir seçim yapmalı ve bugün Kobanê, yarın Efrin, Cızir bunun turnusol kağıdıdır. Ya o emperyalistlerce vakt-i zamanında çizilmiş ve Kürtleri bölmüş sınırlara dayanır, gerekirse ezer geçersin ya da elinde sopayla sana yaklaşacak silahlı bir barbarı “gelirlerse, sana durmadan gaz sıkan, ama IŞİD'e de her türlü desteği verdiğine inandığın Türk askeri bizi korur, izin vermez” alt aidiyetiyle, alt okumasıyla bir müddet kalır, Türk askeri “güvenlik” gerekçesiyle seni kovduğunda, saldırdığında “nöbete” son verir, evine dönersin. Evin neresi? Buna karar vermen gerekir bu durumda. Eğer Kürdistan'sa, evin Kobanê'dir; eğer Türkiye'yse, evin Türk askerinin çizdiği sınır neresiyse, orasıdır. HDP'nin kafası karışık, benim anladığım budur.
GEZİ-SOSYAL MEDYA:
Kürtler, Gezi eylemlerinde kullandığı şekliyle, sosyal medyayı pek kullanamadı. Bilakis sosyal medya zarar dahi verdi Kobanê direnişine; zira gözünüzün önünde Kobanê dövülürken sosyal medyada birçok yurtseverin olanı değil, görmek istediğini ve görmek istediği biçimiyle sunduğuna defalarca şahitlik ettik. Yardım için bir el uzatmak, iki kilo bakliyat almak, sınıra gelmek yerine, “YPG şöyle kahraman, böyle kahraman” paylaşımları maalesef tersinden ve yapay bir gündem oluşturdu. Ve Kobanê'deki gerçek gündemden uzaklaşmasına neden oldu insanların. Evet, gerçekten de Kobanê'deki direniş Stalingrad’varidir. Tarih, çok az defa böyle bir direnişe tanıklık etmiştir; ama adı üzerinde, "direniş". Dolayısıyla savunma; ama paylaşımlar başkaca şeyler anlatıyordu; ki maalesef hâlâ da anlatıyor.
Ayrıca konu başlığına binaen, yine sosyal medyada Erdoğan’vari bir dudak bükmesiyle “Eyyy Geziciler neredesiniz!” söylemi hiç de samimi olmayan bir noktaya işaret eden bir söylemdir. Hayır, diyelim ki Geziciler Kobanê'de ya da sınırında değil, sen bilgisayar başındayken bunu nereden anladın? Bireysel olarak gittiğim ve orada ilişkilendiğim sürece defaatle beni arayıp yardım gönderme isteğinde bulunup, Suruç belediye garajına yönlendirdiğim ve sonrasında teyit ettirdiğim (yalnızca benim o da) arkadaşım oldu. Ayrıca doktor, gazeteci, aktivist birçok kişi gördüm, tanıştım. Hayır, yani bir de bu "eyyy Geziciler" diyenlerin kendileri sanki Gezi olayları sırasında molotof sallamış kişilermiş gibi. Ha konu da bu mu, değil. Sokak eylemleriyle destek mi? Hatırlayalım öyleyse, Gezi eylemlerinin en can yakıcı olduğu günlerde bir buçuk milyonluk, Kürdistan'ın en büyük ikinci kenti Van'da Gezi eylemine kaç kişi katıldı? 50 mi? Ki çoğu da batılı öğrencilerden oluşuyordu.
Bari birbirimize yalan söylemeyelim.
ESAD-SURİYE:
Kaldığım günler boyunca konuştuğum, PYD'ye destek versin vermesin, tüm Kobanêliler Esad rejiminden nefret ediyorlar. Suriye'de iç savaşın başlamasıyla beraber Esad'ın jet hızıyla, görece bazı haklar sunduğunu ve teklif ettiğini söylüyorlar. PYD öncesi Esad dönemine ait hepsinin yığınla öfkesi var. PYD'nin Esad'la görece dirsek temasını (örneğin Kobanêli bir memur PYD yönetiminde de geçen yıla kadar maaşını Esad'dan aldığını söylüyor, halen Haseke, Kamışlo'da Esad heykellerinin olduğunu vs.) duruma göre değişen bir yapı olarak görüyorlar. Hemen hepsi, günü geldiğinde Esad'dan kurtulunması gerektiğini belirtiyor, "ama" diyorlar haklı olarak, “devrimin daha da güçlenmesi gerekiyordu, yoksa Esad bizi yok edebilirdi, bunu geçmişte defalarca yaptı.” Esad bünyedeki kanser Rojava'da, sırası gelince (ki bence de, onlarca da, umarım gelir) atılacak öldürücü bir kanser.
BARZANİ-KDP:
Barzani'nin pek bir karşılığı yok Kobanê'de. “Çünkü”, diyorlar, “Başkan (Öcalan) Türkiye'den çıkıp mücadeleye başladığında ilk olarak Kobanê'ye geldi, burada kaldı. Kobanê Kürtleri ve tüm Rojava Başkan'ı sever ve Rojava'nın tabanı PKK tabanıdır.” Barzani'nin Şengal'deki tutumu zaten az olan sempatisini sıfıra indirmiş durumda. Üstüne bir de PYD'nin uyguladığı ekolojik-demokratik sistem de eklenince, çoğu için Barzani para kaygısı taşıyan, egemen ülkelerle işbirliği içinde olan bir aşiret reisinden başka bir şey değil.
KOBANÊLİ KADINLAR:
Görüştüğüm Kobanêli kadınlar, PYD sistemine erkeklere nazaran daha fazla sahip çıkar yapıda. Örneğin bir kadın: “PYD geldikten sonra Mala Gel (Halk Evi) gibi yapılar kurdu. Mala Gel'de kadınlara yönelik her tür şiddet ve benzeri haksız uygulamalar şikâyet edilir ve gereği yapılırdı. “Sosyal, dinî, siyasal hayatın tüm alanlarında kadınlara yönelik pozitif ayrımcılıklar oldukça etkili olmuş kadınların devrimi sahiplenmesinde. Rojava devriminin tam anlamıyla bir "kadın devrimi" olduğunu ilk cümleden itibaren anlayabiliyorsunuz. Ve bu, çok güzel bir duygu, bizim gibi erkek egemen yetişmiş Kürtler için.
PYD:
Kobanêlilerin geneli memnun.
PYD muhalifi Kobanêlilerle de konuştum. Genelde bariz çoğunlukla erkek olan bu muhalifler, biraz daha deşince, Esad döneminde ekonomik düzeyleri daha yüksek olan kişiler. Tam olarak kişisel kaygılarından ne denli arınarak konuştuklarını anlayamamakla birlikte; PYD'nin diğer Kürt partilerini devre dışı bırakarak tek parti olduğunu belirtiyorlar. “Örneğin, atalarımızdan gelen örf-adet, gelenek, anane, İslamî yapılar..." diyorlar. Gerisini çok da dinlemedim açıkçası. Pek bir konformist geldi.
ARAPLAR:
Üç gün evvel çatışmaların inanılmaz yoğun olduğu bir günde, aramızda Türkiye tankları, bir tepeden Kobanê'yi izlerken, yanımızdaki bir kadın: "Bakın”, dedi, “o yanan bizim evin civarı” ve ağlamaya başladı. Sonra yanaştım. Teker teker anlattı yanan yerleri: Mala Gel (Halk Evi), bir akrabasının sokağı, benzin istasyonu... Kobanê zaten pek büyük bir yer değil, hepsini anlattı. Mala Gel'i sordum, “neden orası yanıyor?”, diye. "Orayı ve stratejik yerleri nereden biliyorlar da durmadan oralara top atışı yapıyorlar?" Kadın dedi ki: “PYD geldi ve yeni bir sistem getirdi: 'herkes eşit ve beraber', diye. Daha öncesinde Halep'te olan ve iç savaştan kaçıp gelen Arap aşiretlerini de bu eşitlik üzerinden Kobanê'ye aldı. Kobanê'nin nüfusu iki katına çıktı; ama biz, hem kendi isteğimiz hem de PYD'nin sistemi gereği hepsini önce evlerimizde misafir ettik. Sonra Mala Gel aracılığıyla onlara ev bulduk, yaptık, yerleştirdik. Ama IŞİD saldırınca biz direndik, yenildik, kaçtık. Onlar kaçmadı ve şimdi IŞİD'le beraber hareket ediyorlar. Bütün sokakları ve önemli yerleri biliyor ve IŞİD'e bildiriyorlar." Bunu, yıkılan evini izlerken anlattı. Çok üzüldüm. Ona dedim ki, “benim en sevdiğim slogan hep ‘Kürdistan faşizme mezar olacak!’ sloganı olmuştur. ‘Yaşasın halkların kardeşliği’ bana hep doğru ama samimi gelmedi hiçbir zaman.” “Bence de öyle”, dedi.
SONUÇ YERİNE:
Kobanê düşmedi, direniyor. Ama günlerdir bar bar bağırarak söylediğimiz gibi; eğer bir koridor açılıp oradan lojistik ve ağır silah desteği sağlanmazsa, kısa sürede düşecek. Çünkü IŞİD yalnızca kuzey (Türkiye) tarafı hariç, her yöne hâkim. Tam 380 köyü ele geçirmiş durumda ve dahi doğu cephesini de. Doğu cephesinde ana kentleri Rakka, güney cephesinde ise Halep'ten gelen, Arap aşiretlerinden gelen bitmez tükenmez bir insan, lojistik ve silah kaynakları var.
ABD'nin yaptığı hava operasyonları birkaç gündür tüm güne yayılmış; ama IŞİD zaten Kobanê'nin 380 köyüne ve kentin üçte birine hâkim. Bir Kobanêlinin: “ABD'nin hava operasyonları kendi çıkarına operasyonlar. Çünkü açık arazilerden IŞİD saldırırken, hâlâ kente girmemişken, bunu yapmadı. ABD, IŞİD’e de, PYD'ye de Kobanê'de yer vermek istemiyor; ikisinin sonuna dek savaşarak birbirlerine olabildiğince zarar vermesini istiyor. Göstermelik bombardımanla da itibarını koruyor”.
Bu tür komplo teorilerine itibar etmesek bile, en iyi ihtimal şu: Koridor açılması. Koridor açılmazsa (ki bence geç kalındı) YPG-YPJ'nin hem insan hem de cephane kaynağı sonsuz değil, tükenecek.
Ama koridor açılması için de tek alan Türkiye sınırı, IŞİD kontrolünde olan yerleri saymazsak, birkaç km. Sınır kapısı Mürşitpınar'la IŞİD arası IŞİD'in görebileceği yerde, bir-iki km mesafede. Türkiye, alenen IŞİD'i düşman ilân etmek suretiyle bu geçişi sağlar mı? Sünni yayılmacı AKP bunu yapar mı? IŞİD'e bunca yatırım yapmışken, bunu yapar mı? Sanmıyorum.
Ezcümle, acilen koridor açılmazsa, Kobanê düşecek ve katliama açık bir alana dönüşecek. Ve bir sonraki hedef Cızir kantonu ile arası yüzlerce km Arap ve IŞİD deryası olan Efrin kantonu olacak. Herkes Kobanê'den çıkarabileceği kadar ders çıkarmalı ve şimdi bir şeyler yapmak istiyorsa, sınır boylarında perişan durumda olan Kobanêlilere el uzatmalıdır.

Hiç yorum yok: