Menkıbe

Anti-otoriter düşünce ve yaklaşım bugün bağlamsızlıkla maluldür. Bu yüzden otonomizm ve anarşizm birer tepki olarak okunmalıdır. Anti-otoriterliğin otorite/iktidar kavramı, bağlamsız ve her şeyden önce gelişigüzel olarak kullanılır. Bunun icra ve ifa ediliş tarzlarına dair tartışma ise çok sterildir. Bu yüzden bu iki akım da ya sonunda klasik bir ekonomizm ya da radikal bir bireycilik etkisinde bulunur. Ancak, bunlar söz konusu okumalarda bulunan kesimlere emanet edilmeyecek denli önemli damarlardır.
Solun kurumsallaştığı ve içeriksizleştiği bir dönemde, bir yönetim sanatına alenen kavuştuğu bir anda bunlar gelişigüzelliğe çağırarak aslında teslimiyetin bir diğer boyutu olarak iş görür. Dolayısıyla, hem demokratlar hem de anti-otoriterler için müdahale ve irade kavramları hâlâ sorunlu bir yerde durur. Sormak gerek: Ey demokratlar, sorun olarak bahsettiğiniz şeylerden bütünlüklü bir kopuş nasıl olur, buna dair beylik laflar dışında bir okuma yönteminiz var mı? Anti-otoriter demokratlara sormak gerek: Devlet üzerinden kendinizi tanımlamayı ne zaman bırakacaksınız; Negri, bunca kitap yazıyor da okurlarına bunu niye söylüyor, neye çağırıyor; bunlar birer betimleme mi?
Proletaryanın diğer güç dizilişi içerisinde deneyime dayalı olarak kurulması gerektiği, bu pozisyonun dağınık öznelliklerin karşıt konumlanışı ve naziresi içerisinden çıkabileceği fikri bir iradeye çağrıdır. Proletarya dağınık bir potansiyel olarak verili koşulların tahlilinden yola çıkılarak bir dizilim yaratma meselesidir: Bu, güç kazandırma ve zayıflayanın tersinden güçlendirilmesidir. Çarpanlarına ayırmak, kendiliğiyle çarpıp kuvvetini almaktır. Kadın öyle bir güce erişecek ki, erkek onunla naziresinde yerle bir olacak. Yerle bir olan erkeğin anlam sorusunu kaydıracak, güç ve güçsüzlüğün tanımları değiştirilecek. Somut çatışmalardan hareketle halka halka olasılıklar ve olanaklar yaratılıp zorlanacak, zemini kaydırılacaktır. Bu, bir ilişkilendirme meselesidir, proletaryanın kaldırılması ile burjuva toplumun yadsınması olacaktır. Proletarya yaddır, yad edendir. Menfi müspet kılınmaya çalışılacaktır. Bu bir oyun kuruculuğu gerektirir; yani nispetler/nazireleri oynatmak, dans ettirmek için birilerinin müzik yapması, ritim tutması gerek; hariçten gazel gerek; bu bir örgü meselesidir, bunu ancak bir örgüt karşılayabilir; kurgu meselesidir, kurulması icap eder: Bir komünist örgüt gerek; bir nazar gerek.
Günümüz komünist örgütü bir perspektiften bakıldığından, bir öncü değil artçıdır. İç savaşı okur onu öncelemez. Bu iç savaşı, heba olmuş tüm isyanlar ve komünizm girişimlerinin bakış açısından değerlendirir, okur. Üretim tarzı kavramını anımsatır, o bir okuma tarzıdır. Buradan hareketle nasıl bir müdahalenin güçler dengesini değiştirebileceğini, bunun olasılıklarını ve olanaklarını tartışır. Anımsadığı için, yani toparlayıp, içselleştirip yeniden tarih olarak okuduğu bir izleğe mensup olmaya çalıştığı için dün ile gelecek arasındadır, kozmolojik bir zamansallığı vardır. Fanidir, fanîdir. Tam da bu yüzden, yani eğilimleri okuduğu için öncüdür, onların önünü açar. Bu yüzden örgüt ile parti özdeş değildir. Parti, bu çatışmada düzenlenecek güçler düzlemidir, parçadır, taraftır, sürekli kayar, iç savaşın cephelerini yaran düzlemdir.
Komünist örgüt, hasbelkader devrimci fikirlerle bir biçimde tanışmış, mevcut solda kendisini istemeye istemeye konumlandıran veya konumlandıramayan, devrimci anlatılarla beslenmiş olup da ekmek derdine düşmüş, hem soldan bıkmış hem de günlük hayatın iğrençliği ve anlamsızlığı altında ezilen insanlardan oluşur. Bunlar, artık hayattan nefret ederek ama bir çare de bulamayarak kafadar dostlarında şifa bulan insanlardır. Günümüz komünist örgütü on ila on beş insanı aşmayan bir kafadar arkadaş çevresidir. Birbirlerini en rezil hallerde görmüş, defalarca birbirlerine küsmüş, imalı ve dolaylı konuşmayı bırakmış ve bu menkıbe anlamsızlığı paylaşmış insanlardır. Hiçbiri kahraman veya mükemmel değildir ama dost meclisinden dolayı bir biçimde birbirlerini eğip büker, meseleleri yoluna sokar, çoğu zaman her şeyi berbat ederler; artık birbirlerine ego taslayamayacak bir noktaya gelmişlerdir; anlamsızlık karşılıklı suçlamalardan çıkmış ortak bir şey olmuştur. Hiçbiri “toplum meseleleri” ile profesyonel bir ilişki içerisinde olmasa da gerçekten içinde yaşadıkları toplumdan huzursuzlardır, artık gündelik şiddeti kanıksamış ama bundan da memnun değillerdir. Anlam sorusu bakidir. Onlar için bunlarla uğraşmak bir meslek değil, bir profesyonellik meselesi değil bir çağrılma bir Berufung olmuştur. Akademisyen, STK çalışanı veya sol bir kurumun çalışanı değillerdir, artık öğrenciliğin altından çok sular geçmiştir. Günlük hayatın tüm sorumluluğu sırtlarına çökmüş onun altında mızmızlanırlar, iç savaşın gerekliliklerini ve o günlük sinsi hayat politikasını, herkesin herkese karşı savaşını pek kaldıramamışlardır. Birlikte ev kurup gettolaşamayacak denli ekmek derdine düşüp bu hayatın saçma sapan hallerinin içindedirler. Her gün hep solcu ve sol cenahın çeperiyle değil, her tür insanla içli dışlı olmak zorundadırlar. Bir köylü köyde kalamayıp nasıl korkusundan dağa kaçarak eşkıya olursa, dostluk da onlar için öyle bir kaçıştır, ancak asla tam bir kaçış olamamaktadır. Hepsi nefret ede ede emekçidir, hepsi kapitalist iş ve işsizlik döngüsünün içindedir. Sorumluluk üstlenmek nedir bilirler ama bunu pek de sevmezler. Devrim, komünizm ile kurdukları ilişki bir hobi değildir, bir amatörlüktür. Günümüz komünist örgütü, kapitalist anlamsızlığın içinde yeşeren, bambaşkaya özlemdir. Bu yüzden dost meclisidir. Kızıldere’nin öğrettiği bir şey varsa o da koca koca “devrimci dayanışma” denen olayın çok önemli bir yanının da itiş-kakışlı da olsa bir dostluğun, sevgi-rekabetle karışık bir ilişkinin söz konusu olması. Bu bir THKO ve THKP-C meselesine indirgemez. Buradan bakıldığında dost meclisi için İberya Anarşist Federasyonu veya Kara Panterler modelleridir: Federatif veya bir kesime dayalı olduğu için değil, kendi anlamsızlıklarından doğru toplumsal ile bir kopuşu örgütlemek istemelerinden, bu konudaki acemiliklerinden, amatörlüklerinden dolayı. Her kafadan ayrı bir ses çıkıp yine de bir şekilde anlaşmak bakımından MİR’in ilk dönemlerine benzer. RAF gibi ufaktır ama kafa bakımından Kızıl Tugaylar’ın militan işçiciliğini ve mahalle faaliyetlerini de eleştirerek anlamlı bulur. Tupamarolar’ın popülizmini anlamak/eleştirmek ancak komünist militanlığı geri kazanmak için ciddi bir deneyim olduğunu düşünür. Apo’yu ve Fetullah Gülen’i birer kişi değil, iş gören, örgütlenmiş ve kasten kurgulanmış birer simge olarak bağlamları içerisinde anlamaya çalışır, kendi bağlamı gereği eleştirel bir mesafe koyar. Öğrendiği şeyler sadece soldan değildir, sağdan soldan, oradan buradandır. Taklit etmez, öykünmez! Çaktırmadan beğenir, apartır, yaratır.
Komünist örgüt, kendisini örgütlemez. Sürekli iç savaşı deşifre edip mesaj verir. Bu yüzden bir yayın organı, bir internet sitesi, bir “kurumu” yoktur. Kapısını çalamazsınız, onu isteseniz de bulamazsınız. Adı yoktur. Onları bir arada tutan şey, yani komünist ilişkileri, bir esrardır. Sır, teşhirin ve gösterinin egemenliği altında en sıkı bağdır, insanları bir arada tutan en kuvvetli bağdır. Bu örgüt, araçsal bir yol ortaklığını değil, bir sırdaşlığı bağ olarak kabul eder. Ona mensup menkıbe olan herkes sırdaştır, sırra ermiş ve vakıftır. Bu esrar, hem olup bitenleri okuma yöntemi hem de müdahale yöntemidir. Komünizm, müşterektir, ortaklıktır, arada bir şeyin bulunarak kalkmaktır, kuş bakışıdır, güvercin ürkekliğidir, (Osmanlıcadaki sosyalist kelimesini kullanmak gerekirse) iştiraktır, esrardır. Bu dost meclisi, asla genişlemeye çalışmaz, kimseyi kafalama peşinde değildir.
Bu dost meclisi, sürekli iç savaştaki söylemleri takip edip onun içinden söylemsel ve sinestetik kurgularda bulunarak komünist ilişkilere işaret eder. Bu açıdan bir propaganda birliğidir, MLSPB’ye benzer. Ancak, adı sanı yoktur. Olası çatışmalarda şehit düşecek sırdaşlarını görkemlice anıp onlar adına eylem koymaz; sırdaşlar, onları kalbine gömer, herkes de bu ihtimali bilir. Bu örgütün üyeleri asla birer “örnek kişi” veya “kahraman” olmayacaktır. Bu örgüt, insandan çok şey bekler: Hem sır tutmasını bileceksin hem de tek mükâfatın başarı ihtimali düşük görünen bir mücadelenin parçası olmuş olmak, gündelik rutinden bir nebze çıkıp anlamlı bir hayat yaşamış olmaktır. Zira sır devam etmeli. Bu örgüt, bir gerilla örgütüdür, asimetrik ve asimetriye dayalı bir savaş yürütmektedir.
İdeolojisini yalıtık bir şey olarak formüle etmez, dolaşımda bulunan söylemleri kırarak ve yeniden kurgulayarak mesaj verir. Her ideolojide anlam ve komünizmin bir sorunsal olduğunu kabul eder ve buradan hareket eder. Terörle Mücadele Yasası’nın korkusunu gerçekleştirir: Yıkıcılık her yerden çıkabilir, dağınıktır. Bugün kendini polise ihbar etme masası misali çalışan kurumlar, “siyasetler toplantıları” ve basın açıklamaları uzaktan izlediği ama hiç mi hiç içli dışlı olmadığı bir alandır. Mutlak olarak görünmezdir ama gösterir, nispet yapar. Legalite ve illegalitenin Türkiye’de anlamsız olduğunu, esas olanın görünmezlik olduğunu, sır olduğunu bilir. Ama kimse birbirine ve başkalarına bu sırrı taslamaz, bir kafe köşesinde “telefonunu başka yere koy” diyerek amirane bir tavır ve “ciddiyetle” bu sırrı taslamaz. Doğru düzgün yapar, kimse karşısında da kendisini özel göstermeye çalışmaz. Tüm bu konuları yüzüne gözüne bulaştırsa da çözmeye çalışır.
Çekiciliği sadece işaret ediyor olmasındandır. Eylemlerde kendisine işaret etmez, bir ilke işletir, komünizmi mevcut dolaşımda olan söylemleri yeniden kurgulayarak işletir. “Devlet zaten her şeyi biliyor,” demez, paranoyak olmadan kriminolojik bir yaklaşıma sahip olur. Eylemlerinde bir “kıssadan hisse” vardır ve bunun dolaşıma girmesini sağlar, takip eder. İnsanların sorgulamalarını takip edip soruyu başka türlü formüle etmelerini sağlar. Bakar, insanlar kendilerini örgütlüyor mu? Örgütlendikleri noktada müdahale eder, ilişki kurar kadro çıkarır, başka sırdaşlıklar kurar ve bırakır. Onlara mümkün mertebe bir daha temas etmemeye çalışır. Örgüt bir yayın organıdır ama yayını toplumsal söylemlerin ve çatışmaların içinden yürürlüğe sokar, kendi sözü yoktur, işletir. Bu farklı söylemlerin dolaşımını ve etkinleşmesini sağlar, takip eder, yankılanması ve öz örgütlenmelere yol açmasını sağlar. Dengelerle oynar. Oyun kurucudur. Hegemonya kuramından bir şey öğrenmiştir: Tüm bu farklı söylemlerden yarattığı çatlakların birbirine atıfta bulunmasını sağlar, savaşta belli bir güçler dengesinin belli bir anında her yerde bulunan batıl, yani bir boş gösteren kurgular, batıllık soyutlama değildir, bunu ne zaman yapacağı konusunda çok hassastır ve acelesi vardır ama aceleci değildir: Genel bir otorite krizini zorlar ve o anı yakalamaya çalışır. Bu batıllık özlemlerin ötelenip, pratik eylem tekerrürleriyle çağrışımlı bir güç düzleminden insanın şifozresini derinleştirmeli, bir sorgulama düzlemi olmalıdır; insanın kendisine bir sır üzerinden akisli bakışımıdır, pratikte güçler dengesindeki değişimin endeksidir, anlam sorgulamasının örgütlendiği düzlemdir, bir mecradır, bir olaydır. Bu batıllık bir armağan ilişkisidir, eşdeğerlik üzerinden işlemez. Mao’nun deyimiyle, “stratejik denge” aşamasında, yani genel ayaklanmaya, devrimci duruma bükülebilecek veya felsefi anlamda “olay” yaratılabilecek bir noktada devreye sokulur. Bunun hangi an olacağı kararı kılındıktan sonra, olduğundan büyük görünür, çünkü gösterdiği kendisi değildir, zira bu batıl her yerdedir, kendisini ilan etmez ima eder, bir özlem atfı düzlemini simgesel olarak kurar. Örgüt, proletaryanın estetik, sinestetik tesisidir, nazardır. En geç Grup Yorum’dan beri pastoral imaların ne kadar iş gördüğünü biliriz, muğlâk oldukları için özlemler başka bir zamansallığa yansıtılabilir; ifade edilemeyen bir coşku ve hüzün aynı anda yaşanır. Bu batıl düzlem taleplerin yan yana geldiği eşdeğerlik düzlemi değil, anlamın özlem üzerinden kurulduğu sırdır. Eksikliğin ruha havale edilip ondan güç almaktır. Bir ıraklık açısı deneyimidir, günü gelir yıldızlardan şiir çekmektir. Kozmolojik zamandır, candır. Örgüt, modern romandaki anlam sorunu yaşayan insanın karşısına işletilebilecek bir kıssadan hisse koyar, gündelik deneyimi buna bağlar, hikâye anlatıcısıdır. En geç, Fetullah Gülen, çeşitli din “âlimleri” ve Abdullah Öcalan’dan beri hikâye anlatıcılığının kuvvetini biliriz.
Diziler de aslında modern roman görünümlü bir ideoloji işletir ve örgütler, iç savaşın propaganda aygıtlarıdır ama çatlatılabilirler. Örgüt, metin, söylem ve estetik biçimleri (yeniden) kurgulayarak işletir. Bu sefer bir önder değil, bir ruh, dört bir yandan hikâye anlatır. Söz ile, görüntü ile eylem ile. Sırdaşlığa çağırır, örgütlenmeye çağırır. Bunu bir deneyim olarak dolaşıma sokar ve örgütlenmesini sağlar. Bir hayalet dolaşıyor, komünizmin hayaleti! Hayal et diyor, yap diyor, sırdaş bul diyor, komünizmi yaşa diyor! Komünizm batıldır, sırdaşlıktır!
Ancak bu, sadece uzaktan ve mesafeden olan bir şey değildir. Bu örgüt, mesajını iletmek ve farklı yerlere etki edebilmek için hem farklı kesimlerle karşılaşır hem de deneyimlere dayalı olarak güçler dengesini değiştirir, başka sırdaşlıklara mahal verir. Mahal verdiği sırdaşlıkları izler, dolaylı olarak mesaj verir. Asla onlarla örtüşmez, organik-örgütsel bir bağ kurmaz, zira bu durumda hem kurumsallaşmanın sıkıntıları hem de tematikleşme, tek bir konuya odaklanıp önünü ardını görememe riskine girer, solculaşır. O bir provokatördür, bir şeyden yana çağrıda bulunur, komünizme çağırır. O, sırdaşlığın şablonudur, komünizmin bir sırdaşlık olarak örgütlenmesini sağlar. Bilgisayar yazılımcılığı ile uğraşanlar bilir: İmplementasyon, yani yürürlüğe koyma diye bir şey vardır. Örgüt, implementasyonu sağlar. Komünizmin bir algoritma olarak yürürlüğe girmesini sağlar; özerkleşmenin ilham perisidir. Bu açıdan hep mesafelidir, bütünü görmeye çalışır. Örgütlenmesini sağladığı ile özdeş değildir onu sadece itekler: Motivasyondur, saiktir. Gücünü görünmezliğinden ve sırlar silsilesinden alan bir iticidir. Ama itilen için hep bir muamma olarak kalacaktır. Tefekkür halinde dünyayı seyre dalmış, çekingen ve çekilmiş bir bilgindir. Her şeyi bilmez ama bildiği bir şeyler de vardır, “kitlelerden öğrenir.” Can verir, onu okur, emrine amade olur, ebedir, anadır. Mavi boncuk neredeyse gönül oradadır. Ta ki, dost meclisi (örgüt) ile Part-Ordu-Cephe, menfi-müspet, proletarya-komünizm ilişkisini genel bir ayaklanma ve etik örgütlenmeye sağlam bir halde dönüştürene dek.
Mao’nun karşı karşıya kaldığı sorun bu örgütün de sorunudur: Kurumsallaşma. Bu yüzden öz örgütlenmelerle özdeş değildir. Onların kurumsallaşma eğilimlerine ket vurur, birebir içinde olmadığı için, kendi kadrosu olmadığı için “kitlelerden” daha radikaldir, onları zorlar, açılan her bir olanakla hem komünizmi giderek menfi değil müspet olarak formüle etmeye hem de burjuva toplumun işlememesini sağlar. İlla bir örgütlenme yapılacaksa bunu kendisi yapmaz, bunu bir fikir olarak devreye sokup yaptırtmaya çalışır ve yapanları sürekli sıkıştıran lanet olur, musallat olur. Örgüt, bunun sadece bir deneme olduğunu bilir, keşfetmeye çalışır, afallar, hata yapar, öğrenir, dağılabilir. Sır, dolaysız bir ilişkidir, komünizmdir; mücadele açısından işlevsel olmanın ötesinde, çok dolaylı gibi görünen bir kozmolojik bir batıllık üzerinden aslında dolaysız bir ilişkinin mümkün olabileceği bir düzlemdir; kolektiftir, kooperatiftir, yaşamın nasıl olması gerektiğinin kolektif sorgulanışıdır, bunun bireysel bir soru olmadığına işaret edendir, ceme kapı aralar cümle olmasını ister. Olup bitenlerden öğrenir; hani biraz Fanon’dan biraz da Dövüş Kulübü’nden etkilenmemiş değildir.
Tüm bu söylenenler bir denemedir, bir tartışma zeminidir. Zaten bu örgüt de bir tartışma düzlemidir. Tüm bunlar söylendi, hani belki yapmak isteyen çıkar diye yoksa yapanlar var mı acaba?
Sırdır.

Hiç yorum yok: