Kobani Direnişi ve Ankara’nın Değersiz Yalnızlığı

Ankara’nın ‘Dostlar’ ile çelişkisi bizatihi Suriye’den kaynaklandığı için, ‘teröre destek’ ile ilişkilendirilebilecek bu yeni yalnızlık, IŞİD dışında hiç kimse için değerli gözükmüyor.
Suriye’nin Ayn el-Arab, Kürtlerin isimlendirmesiyle Kobani kentindeki direniş, fiziksel çapıyla kıyaslanmayacak büyüklükte stratejik etkiler yaratıyor.
Kobani’deki direnişin yerel, bölgesel ve uluslararası aktörlerin pozisyonlarını değişime zorlayarak yarattığı stratejik etki ise Suriye krizine yeni bir siyasi çözüm perspektifi sunacak ölçüde büyük gözüküyor.
Kobani direnişinin yerel düzeydeki etkisi, IŞİD ve Mesud Barzani yanlısı Suriye Kürtleri Ulusal Konseyi’nde (ENKS) yarattığı inisiyatif kaybı ile ilgili.
IŞİD’in İnisiyatif Kaybı
IŞİD, Suriye’nin kuzeyinde PYD öncülüğünde kurulan üç özerk yönetimden biri olan Kobani’yi, bunlar arasındaki en zayıf halka olarak gördüğü için hedef aldı.
IŞİD, Haziran’dan beri Irak’ta savaş şartlarını belirlemekten kaynaklanan inisiyatif üstünlüğüne sahipti. Bu sayede de Kobani’den çok daha büyük kentleri yıldırım harekâtı ile ele geçirmekte zorlanmadı.
Ancak Kobani direnişi ile IŞİD, ilk kez savaş inisiyatifini kaybetti ve savaşı YPG’nin belirlediği şartlarda kabul etmek zorunda kaldı.
Bu ise yıldırım harekâtı ile en geç 48 saatte zafer hedefiyle planlanan saldırıyı bir yıpratma savaşına dönüştürdü.
ENKS’in İnisiyatif Kaybı
Kürt ulusalcılığındaki bölgesel liderlik veya belirleyicilik, Mesud Barzani ve Abdullah Öcalan’ın etki alanlarına göre şekilleniyor. Celal Talabani liderliğindeki KYB ve Nuşirevan Mustafa liderliğindeki Goran Hareketi, Kürt ulusalcılığı bakımından güçlü partiler olarak gözükmekle birlikte, her ikisi de sadece Irak Kürdistan Bölgesi’yle sınırlı yerel bir etkiye sahip.
Barzani’nin Türkiye ve Suriye’deki Kürtler üzerindeki etkisinde ‘mali ve siyasi güç’ kavramları belirleyici olurken, Öcalan’ın bunlar üzerindeki etkisinde ‘ideoloji’ ve ‘mücadele pratiği’ gibi kavramlar öne çıkıyor.
PYD’nin Suriye’nin kuzeyinde kurduğu özerk yönetimlere yerelde tek karşı çıkan aktör, Barzani yanlısı Kürt Ulusal Konseyi’ydi (ENKS). Bu karşıtlıkta da iki temel etken belirleyici olmuştu.
1- ENKS, varlığını Suriye konusunda Ankara ile paralel bir perspektife sahip olan Barzani’ye borçluydu ve Barzani, Suriyeli Kürtlere Dostlar Grubu’nun tek yasal temsilci kabul ettiği Suriye Ulusal Koalisyonu çatısı altında bir kader çizmişti.
2- PKK ile ideolojik ya da siyasi paralelliğini gizlemeyen PYD, Suriye’deki vekâlet savaşında denge taraflardan biri lehine açıkça bozulmadıkça ne Şam’ın ne de Ankara’nın belirleyici olduğu bir kampta yer almamayı tercih ediyordu.
PYD’nin Cezire, Kobani ve Afrin’de kurduğu özerk yönetimler, tarafsız kalınacak süre içerisinde varlığını koruma ihtiyacından doğmuştu.
Ancak birbirinden kopuk bu üç ayrı ilin tek bir bölgeymişçesine ‘Rojava’ diye adlandırılması, buranın Irak Kürdistan Bölgesi’ne muadil bir ‘bölge’ olarak tasarlandığını da gösteriyordu.
30 günü aşan IŞİD saldırıları boyunca ortaya koydukları tavırlardan dolayı, “Kobani düştü düşecek” diyen Ankara’nın, “coğrafî konumundan dolayı Kobani’ye yardım edemiyoruz”[1] diyen Barzani’nin ve onun yerel uzantılarının Kobani’nin düşmesinden dolayı ağlamayacağı açıktı.
Ancak Kobani direnişinin yerelde yarattığı etki güçlü oldu. KYB ve Goran Hareketi’nin Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki baskıları, Barzani’nin pozisyonunun değişmesine neden oldu.
“Uçağımız olsa yardım ederdik” diyen Erbil, “Kobani’ye silah yardımı yaptığını”[2] ve “Kobani’deki IŞİD mevzilerini vuran koalisyon uçaklarının masraflarını karşıladığını”[3] söylemeye başladı.
Kobani direnişinin değiştirici etkisi, söylemle sınırlı olmadı. Mesud Barzani; Öcalan çizgisindeki PYD ve TEVDEM (Demokratik Toplum Hareketi) ile kendi çizgisindeki ENKS (Kürt Ulusal Konseyi) ve PDKS (Suriye Kürtleri Demokrat Partisi) liderlerini Dohuk’ta bir araya getirdi. ENKS, kantonlarla ilgili pozisyonunu değiştirdi.
Bölgesel ve Uluslararası Aktörlerin Pozisyon Değişimi
Kobani direnişi, sadece yerel aktörlerin pozisyonunda değişim yaratmadı. Pozisyon değiştirmek zorunda kalan ilk bölgesel aktör, Erbil oldu. Kürdistan Bölgesi Meclisi, PYD kantonlarını tanıma kararı aldı.
Erbil’e 45 kilometre yaklaşan IŞİD’i vuran ABD’nin haftalardır Kobani’ye saldıran IŞİD’e karşı herhangi bir adım atmaması, John Kerry tarafından “Kobani’nin stratejik olmaması”[4] ile izah edilmişti.
Erbil’i stratejik sayıp Kobani’yi saymayan bu izahı, ABD’nin Kürdistan Bölgesi’ni aslında ‘Exxon Mobil Bölgesi’ olarak görmesiyle açıklamak belki mümkün; ancak Kobani’nin stratejik sayılmamasının Ankara’nın baskılarından kaynaklandığı da öne sürülüyor.
Bununla birlikte koalisyon daha sonra fikrini değiştirdi ve Kobani çevresindeki IŞİD mevzilerini etkili bir şekilde bombalamaya başladı.
ABD’nin 12 Ekim’e kadar Kobani’yi stratejik görmemesi, Türkiye’yi uluslararası koalisyona dâhil etmek için bir taviz olarak okunabilir; ancak Kerry’nin bu açıklamasından 4 gün sonra ABD’nin PYD ile doğrudan temas başlatması[5] ABD’nin taviz sınırının sonuna işaret ediyor.
Ankara’nın Değersiz Yalnızlığı
3 buçuk yıldır Suriye’de vekâlet savaşı sürdüren Dostlar Grubu, IŞİD’in hilâfet ilân ederek Suudi Arabistan ve Ürdün için de açık ve yakın bir tehdit haline gelmesi üzerine Eylül ayında ‘uluslararası koalisyon’a dönüşme ihtiyacı duydu.
Ankara, bu dönüşüme karşı çıkıyor ve ‘Dostlar’ın IŞİD’e çevirdiği namlusunu yeniden Şam’a doğrultması için çalışıyor.
Uluslararası koalisyona katılmak için IŞİD’le hiçbir ilgisi olmayan “Uçuşa yasak bölge, güvenli bölge, eğit-donat ve rejim meselesi”[6] şartlarını ileri sürerek bu tavrını ortaya koyuyor.
IŞİD’i “çözüm süreci” çerçevesinde müzakere yaptığı PKK ile eşitleyerek de ‘terörü desteklemediğini’ ispat ettiğini düşünüyor.
Ancak PKK’yı terör örgütü listesine alarak şimdiye kadar Türkiye’nin ‘terör politikasına’ destek veren Washington, PYD ile doğrudan temas başlatarak ‘Dostlar Grubu’nun geçirmekte olduğu evrim sürecinden dönüş olmayacağı mesajını veriyor.
YPG Sözcüsü Polat Can’ın koalisyonun komuta merkezinde temsilcileri olduğunu açıklaması[7] ise Ankara’nın bu konudaki yalnızlığını gösteriyor.
Washington’un teröre karşı uluslararası koalisyon konusuyla ilgili olarak Ankara ile birleştiği tek ortak nokta, “eğit-donat” diye adlandırılan ‘ılımlı’ muhaliflerin eğitilip silahlandırılması meselesi.
PYD’nin hem ideolojisi hem de Kobani’de kendini ispat eden savaş kabiliyeti sebebiyle ABD’nin ‘ılımlı muhalif’ perspektifine en uygun örgütlerden biri olması, ABD-PYD ilişkileri açısından elverişli bir zemin oluşturuyor.
PYD’nin “Ankara’nın Şam’la savaşında asker olmayız”[8] tutumu, uluslararası koalisyonla ilişkileri için de geçerli olacaksa, ABD’nin bundan Suriye sorununda siyasi çözümden başka bir yol olmadığı mesajını çıkarması mümkün.
Bu ise bileşenleri arasında PYD’nin de yer aldığı ‘Ulusal Koordinasyon Kurulu’nun temsilcilik rolü üstlendiği bir siyasi çözüm sürecini ve Cenevre-3’ü gündeme getirebilir.
Elbette Dostlar’ın 2011’den beri örgütleyip desteklediği Ulusal Koalisyon’u çöpe atacak böylesi bir siyasi çözüm süreci şimdilik gündemde değil; ama böylesi bir süreçte Suriye’de gerçekten halk tabanı olan ve başından beri siyasi çözümü savunan Ulusal Koordinasyon Kurulu’ndan temsilcilik rolü üstlenebilecek başka bir muhalif örgüt de yok.
Böylesi bir çözüm sürecinin Dostlar arasında en çok Ankara’yı rahatsız edip yalnızlaştıracağı açık.
Ankara, Suriye’de vekâlet savaşı yürüttüğü Dostları ile ilk çelişkisini Muhammed Mursi’nin devrilmesi sırasında yaşamış; ancak o dönemde Dostları arasındaki yalnızlığını “değerli yalnızlık” olarak açıklamıştı.
Ankara’nın ‘Dostları’ Suriye’de birlikte yürüttükleri vekâlet savaşının hatırına o dönemde ‘darbe karşıtlığı’ gerekçesine dayandırılan bu ‘değerli yalnızlığa’ tebessüm etmekle yetinmişti.
Ancak şu an Ankara’nın ‘Dostlar’ ile çelişkisi bizatihi Suriye’den kaynaklandığı için ‘teröre destek’ ile ilişkilendirilebilecek bu yeni yalnızlık, IŞİD dışında hiç kimse için değerli gözükmüyor.
Dipnotlar
[1] Eremnews. 25 Eylül 2014.
[2] Rudaw. 12 Ekim 2014.
[3] Bas Haber. 13-19 Ekim 2014. Sayı:23. “Peşmerge Kapsamlı Saldırıya Hazırlanıyor”, s. 6.
[4] El-Cezire Türk. 12 Ekim 2014. Kerry: Kobani stratejik değil.
[5] Pınar Ersoy, Milliyet. 17 Ekim 2014. ABD-PYD arasında ilk direkt temas.
[6] Hürriyet. 19 Ekim 2014. Cumhurbaşkanı Erdoğan: PYD bizim için PKK ile eşittir.
[7] Radikal, 14 Ekim 2014. YPG Sözcüsü Polat Can: “Koalisyonun komuta merkezinde temsilcimiz var.”
[8] Cansu Çamlıbel, Hürriyet. 13 Ekim 2014. PYD lideri Salih Müslim: “Ankara'nın Şam'la savaşında asker olmayız.”

Hiç yorum yok: