IŞİD’le Mücadele, ABD'nin Suriye ve İran'a Karşı Seferberliği İçin Bir Sis Perdesidir

IŞİD veya İD tehdidi, kendini belli etmemek için çıkarılmış bir sis perdesidir. IŞİD'in gücü, Pentagon için halk desteği sağlamak ve Suriye'nin yasadışı şekilde bombalanmasını meşrulaştırmak amacıyla kasten şişirildi. Aynı zamanda, gitgide Ortadoğu'da ABD liderliğinde geniş çaplı bir askerî takviyeye benzeyen şeyin mobilize edilmesini meşrulaştırmak için kullanıldı. Taahhüt edilen ateş gücü ve askerî varlıklar, dar anlamda IŞİD'in ölüm mangalarıyla savaşmak için gerekenin ötesine geçiyor.
ABD, yurttaşlarına ve dünyaya karadan asker gönderilmeyeceği teminatını verirken, bu pek de muhtemel değil. Öncelikle, karaya ayak basma, hedeflerin izlenmesini ve seçilmesini gerektirdiği için, muhtemel değil. Dahası Washington, IŞİD karşıtı kampanyayı yıllar sürecek bir şey olarak görüyor. Bu, bir laf salatasıdır. Tanımlanan şey, kalıcı bir askerî konuşlanma, yahut Irak örneğinde, yeniden konuşlanmadır. Bu güç, daha ileride, Suriye, İran ve Lübnan'ı tehdit eden daha geniş bir saldırı gücüne dönüşebilir.
ABD-Suriye ve ABD-İran Güvenlik Diyalogu mu?
Suriye'de ABD öncülüğündeki bombalamalar başlamadan önce, Washington'un, askerî koordinasyonu ve Pentagon'un Suriye'deki bombalama kampanyasını tartışmak üzere Rusya ve Irak kanalları üzerinden Şam'la diyaloga başladığına dair, teyit edilmemiş haberler dolaşıyordu. Ancak çok kapalı bir şeyler vardı. Suriye Arap Cumhuriyeti'nin bombalanmasını meşrulaştırmak için kafa karıştırma unsurları devredeydi.
Rusya ve Irak kanalları üzerinden ABD-Suriye işbirliği iddiaları, uğursuz bir yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon serisinin parçasıdır. ABD'nin Suriye'yle işbirliği iddialarından önce, Irak'ta ABD-İran işbirliği hakkında da benzer iddialar vardı.
Daha önce Washington ve ABD medyası, IŞİD'le savaşmak ve İran içinde işbirliği yapmak üzere kendisiyle Tahran arasında bir askerî işbirliği anlaşması olduğu izlenimini vermeye çalışmıştı. Bu, İran siyasî yapısından ve üst düzey İranlı askerî komutanlardan pek çok kişi tarafından en sert sözlerle reddedildi ve dezenformasyon olarak tanımlandı.
İranlılar, Washington'un iddialarının kurgu olduğunu açıkça gösterdikten sonra ABD, İran'ın IŞİD karşıtı koalisyona katılmasının uygun olmayacağını ileri sürdü. İran bunu tekzip etti. Washington, dürüstlükten uzak bir şekilde, gerçekleri olduğundan farklı olarak sunuyordu, zira ABD yetkilileri Tahran'dan IŞİD karşıtı koalisyona katılmasını birkaç defa istemişti.
İran'daki en üst düzey yetkili olan Ayetullah Ali Hamaney, geçirdiği prostat ameliyatının ardından hastaneden çıktıktan sonra, 9 Eylül 2014 günü İran televizyonuna, ABD'nin üç ayrı vesileyle, Tahran ve Washington'un Irak içinde işbirliği yapması talebinde bulunduğunu söyledi. Hamaney, Irak'taki ABD büyükelçisinin Irak'taki İran büyükelçisine ABD'ye katılma mesajı ilettiğini söyledi; kendi sözleriyle, bundan sonra “kameraların karşısında ve dünyanın gözleri önünde İran'ın kendileriyle işbirliği yapmasını istemediklerini söyleyen kişi [John Kerry], Dr. Zarif'ten bu konuda İran'ın kendileriyle işbirliği yapmasını istedi, ancak Dr. Zarif bu talebi geri çevirdi.” Üçüncü talep ise, ABD'li müsteşar Wendy Sherman tarafından İran Dışişleri Bakanı Yardımcısı Abbas Arağçı’ya iletildi.
Hamaney ilave olarak kendisinin, bu konuda Washington'la herhangi bir işbirliğini kategorik olarak reddettiğini ekledi. “Bu meselede Amerika'yla işbirliği yapmayacağız, özellikle de onların elleri kirli olduğu için” diye açıkça teyit ederken, Washington'un Irak ve Suriye'de kötü niyetlerinin ve haince tasarılarının olduğunu söyledi.
Rusya gibi İran da, IŞİD'e karşı Suriye ve Irak'ı destekliyor. Yine, Moskova gibi Tahran da, onunla savaşmaya kararlı, fakat Washington'un IŞİD karşıtı koalisyonuna katılmayacak.
Boru Hattında Yeni İşgal(ler) ve Rejim Değişikliği Projesi(projeleri) mi?
20 Haziran 2014'te vurgulandığı gibi, Washington'un gözünde Nuri Malikî’nin Bağdat'taki federal hükümeti, Suriyelilere karşı uygulanan ABD kuşatmasına katılmayı reddettiği, İran'la yakınlaştığı, Çin'e petrol sattığı ve Rusya Federasyonu'ndan silah aldığı için ortadan kaldırılmalıydı. Irak'ın İran-Irak-Suriye petrol boru hattının parçası olma kararı da, ABD'nin ve müttefiklerinin, Ortadoğu'daki enerji akışını kontrol etme ve Avrasya entegrasyonunu engelleme hedeflerinin altını oyuyordu.[1]
Washington'un gözünde Bağdat'taki Malikî hükümetinin iki affedilemez büyük günahı daha vardı. Ancak bu saldırılar, önce jeopolitik bağlama yerleştirilmeli.
Bush yönetiminin seri savaşların başlangıcı sırasında sarfettiği, meşhur 11 Eylül sonrası sözünü hatırlıyor musunuz? “Herkes Bağdat'a gidebilir, ama gerçek adamlar Tahran'a gider!” Bu savaş çığırtkanı sözün anlamı, Bağdat ve Şam'ın, Pentagon'un Tahran'a giden yolu olarak görüldüğüdür.[2]
Suriye gibi, Malikî hükümetinin büyük günahları, Tahran'a giden yolun bloke edilmesine bağlandı. Öncelikle Irak hükümeti, 2011 sonunda Pentagon'u Irak'tan çıkardı ki bu, direkt İran'ın batı sınırındaki ABD askerlerinin çıkarılması anlamına geliyordu. İkinci olarak, Irak federal hükümeti İranlı hükümet karşıtı militanları sınırdışı etmeye ve İran'a karşı bir savaşta veya rejim değişikliği operasyonlarında kullanılması muhtemel Eşref kampını kapatmaya çalışıyordu.
Eşref, Irak merkezli Mücahidin-i Halk (Halkın Mücahitleri/MEK) örgütünün askerî kanadı için bir üstü. MEK, Tahran'da rejim değişikliğini hedeflediği için yasaklanmış İranlı hükümet karşıtı bir örgüttür. İran'a ve Suriye'ye yönelik ABD liderliğindeki saldırıları bile açıkça desteklemiştir.
Her ne kadar ABD'nin kendisi de MEK'i bir terör örgütü olarak görse de, Washington, kendisi ve İngiliz sıkı müttefikleri Irak'ı işgal ettiği zaman MEK'le bağlarını derinleştirmeye başladı. İkiyüzlü ve ironik bir şekilde ABD ve İngiltere, Irak'ı terörizm destekçisi devlet olarak yaftalamak ve Irak'taki İngiliz-Amerikan işgalini meşrulaştırmak için bahane olarak, Saddam Hüseyin'in MEK'e olan desteğini kullandı. O tarihten beri ABD, MEK'i besliyor.
ABD, 2003'ten beri MEK'i finanse ediyor. Washington MEK'i koruyor, çünkü onu ya Tahran'a karşı bir kaldıraç olarak, ya da İran'a karşı rejim değişikliği operasyonunun parçası olarak bir gün MEK'i iktidara getirme seçeneğine sahip olmak için elinin altında tutmak istiyor. MEK, kelimenin gerçek anlamıyla, Pentagon ve CIA'in Tahran'a karşı alet çantalarının parçası haline geldi. ABD Eşref Kampı’nın kontrolünü Bağdat'a teslim ettiği zaman bile Pentagon, MEK kampı içindeki kuvvetlerini korudu.
Son kertede MEK güçlerinin büyük bölümü 2012 yılında, Camp Liberty olarak bilinen eski ABD üssüne taşınacaktı. Camp Liberty şimdi Arapça isimle, “Hurriyye Kampı” olarak adlandırılıyor.
Christian Science Monitor dergisinin İstanbul büro şefi Scott Peterson, ABD yetkililerinin 2011'de Arap Baharı'nın başlangıcı sırasında nasıl da MEK'in arkasında durduklarını tasvir etti. Bu, Washington'un rejim değişikliği düşleriyle bağlantılıdır. Peterson, ABD'li yetkililerin “MEK'in şiddet yanlısı ve anti-Amerikan geçmişinden ender olarak bahsettiklerini ve grubu teröristler olarak değil, ‘bizim gibi değerlere' sahip özgürlük savaşçıları olarak, İran'da rejim değişikliği için öncü rolü oynamaya hazır şekilde bekleyen demokratlar olarak betimliyor.”[3]
Washington, Tahran'da Rejim Değişikliği Hayallerinden Vazgeçmedi
Washington, Tahran'da rejim değişikliği hayallerinden vazgeçmedi. Tam da Irak'taki IŞİD tehdidi kamuoyu tarafından farkedilirken ABD ve AB'nin MEK'e verdiği desteğin artması tesadüf müdür?
27 Haziran 2014 günü ağırlıklı olarak NATO ülkelerinden altı yüz parlamenter ve politikacı, Paris'in kuzeydoğusundaki Villepinte banliyösünde düzenlenen ve İran'da rejim değişikliği çağrısı yapan büyük bir MEK toplantısına akın etti. Eski ABD'li senatör Joseph Lieberman, İsrail sözcüsü ve taraftarı Alan Dershowhitz, oğul Bush yönetimi yetkilisi ve Fox News'in uzmanı John Bolton, eski New York belediye başkanı Rudy Giuliani, ve eski Fransız bakan ve Birleşmiş Milletler Kosova Geçici Yönetim Misyonu (UNIMIK) şefi Bernard Kouchner gibi savaş çığırtkanı ve ahlaken yoz kişilerin hepsi, rejim değişikliğini ve savaşı savunmak üzere MEK'le bir araya geldi. MEK'e göre rejim değişikliği yanlısı gösteriye 80 bin kişi katıldı. Irak ve Suriye'deki isyanların destekçileri de Villepinte buluşmasına katılarak Irak, Suriye ve İran'da rejim değişikliği çağrısı yaptı.
İroni şu ki, etkinlik için harcanan para çok büyük bir ihtimalle bizzat ABD hükümetinden geldi. ABD'nin müttefiklerinin de katkı yapmış olması muhtemeldir. Bu para, MEK'in ABD Kongresi ve ABD Dışişleri Bakanlığı'ndaki lobi inisiyatiflerine gitti ki, bu gerçekte ABD'nin finansmanının döngüsünü sağlıyor. Rudy Giuliani -11 Eylül trajik olaylarından istifade edinceye kadar muhtemelen New York City tarihinde en fazla nefret edilen belediye başkanı- gibi kişiler, şimdi MEK'in etkin lobicileri. Christian Science Monitor dergisine göre, “Tüm siyasî yelpazeyi temsil eden bu eski üst düzey ABD'li yetkililerin çoğuna, MEK lehine konuşmaları için on binlerce dolar ödendi.”[4]
Giuliani, en azından 2010 senesinden beri MEK etkinliklerinde konuşuyor. 2011 yılındaki bir MEK toplantısında açıkça Tahran ve Şam'da rejim değişikliği istedi. Retorik bir dille, “Arap Baharı'nı bir Fars Yazı ile devam ettirmemize ne dersiniz?” dedi. [5] Giuliani'nin bir sonraki cümlesi, MEK'i destekleme inisiyatifinin nasıl da ABD dış politikasının çocuğu olduğunu açığa çıkarıyordu: “İran'da rejim değişikliğine, Mısır ve Libya'da ihtiyaç duyduğumuzdan daha fazla ve tıpkı Suriye'de ihtiyaç duyduğumuz gibi ihtiyaç duyuyoruz.”[6]
Joseph Lieberman'ın dostu ve kendisi gibi savaş taraftarı olan Senatör John McCain Seine-Saint-Denis'deki Paris banliyösüne seyahat edemedi, fakat rejim değişikliği toplantısına video yoluyla hitap etti. Kongre üyesi ve ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi başkanı Edward Royce da bir video mesajı yoluyla İran'daki rejim değişikliğine desteğini gösterdi. Senatör Carl Levin ve Senatör Robert Menendez de aynısını yaptı.
Toplantıda, ABD, Fransa, İspanya, Kanada ve Arnavutluk'tan geniş heyetler yer aldı. Yukarıda bahsedilen kişilerin dışında, 27 Haziran 2014 tarihli toplantının öteki önde gelen Amerikalı katılımcıları arasında şunlar da vardı:
1. Newt Gingrich – ABD Kongresi'nin alt kanadının (Temsilciler Meclisi) eski sözcüsü;
2. John Dennis Hastert – Temsilciler Meclisi'nin bir diğer eski sözcüsü;
3. George William Casey Jr. – Irak'ı işgal eden çokuluslu askeri güce komuta eden kişi;
4. Hugh Shelton – Bir bilgisayar yazılım şirketi yöneticisi ve eski ABD Genelkurmay Başkanı;
5. James Conway – ABD Deniz Kuvvetleri'nin eski şefi;
6. Louis Freeh – Federal Araştırma Bürosu (FBI) eski müdürü;
7. Lloyd Poe – ABD Temsilciler Meclisi'nin Avrupa, Avrasya ve Yükselen Tehditler alt komitesinin üyesi ve Temsilciler Meclisi'nin Terörizm, Silahların Yayılmasını Engelleme ve Ticaret alt komitesinin başkanı olan ABD'li parlamenter;  
8. Daniel Davis – Illinois'dan Temsilciler Meclisi üyesi;
9. Loretta Sánchez – California'dan Temsilciler Meclisi üyesi;
10. Michael B. Mukasey – Eski ABD başsavcısı;
11. Howard Dean – Eski Vermont valisi;
12. William Richardson – Eski ABD Enerji Bakanı;
13. Robert Torricelli – Yasal olarak Irak'ta MEK'in temsilcisi olan, eski Temsilciler Meclisi üyesi ve Senatör;
14. Francis Townsend - George W. Bush Jr. dönemindeki eski İç Güvenlik danışmanı;
15. Linda Chavez – Eski Beyaz Saray başmüdürü;
16. Robert Joseph – (1) Silahlar, Kontrol, Doğrulama ve Uygunluk Bürosu'nu, (2) Uluslararası Güvenlik ve Silahların Yayılmasını Engelleme Bürosu'nu, ve (3) Siyasî-Askerî İşleri Bürosu'nu yönetmiş eski bir ABD'li müsteşar;
17. Philip Crowley – Eski Kamu İşleri bakan yardımcısı;
18. David Phillips – Irak polisini yeniden yapılandıran, Eşref Kampı'nın ve bir tutuklu olarak Saddam Hüseyin'in korunmasından sorumlu olan askeri polis komutanı;
19. Marc Ginsberg – APCO Worldwide halkla ilişkiler firmasının kıdemli başkan yardımcısı, eski ABD büyükelçisi ve Ortadoğu politikaları hakkında başkanlık danışmanı.
ABD'li katılımcılar gibi, Fransız katılımcılar arasında da yetkili isimler vardı. Bernard Kouchner'in dışında, Fransa'dan bazı önde gelen katılımcılar şunlardı:
1. Michèle Alliot-Marie – Kabine görevleri arasında farklı zamanlarda askerî ve dış ilişkiler sorumluluğu da olan bir Fransız politikacı;
2. Rama Yade – Muhafazakâr Fransa Radikal Partisi'nin başkan yardımcısı;
3. Gilbert Mitterrand – Kürtler, Çeçenler ve Tibetliler gibi etnik gruplara odaklanan France Libertés isimli insan hakları kuruluşunun başkanı;
4. Martin Vallton – Villepinte belediye başkanı.
İspanya'dan şu önde gelen katılımcılar hazır bulundu:
1. Pedro Agramunt Font de Mora – Avrupa Halk Partisi'nin (EPP) ve onun Avrupa Konseyi'ndeki müttefiklerinin İspanyol başkanı;
2. Jordi Xucla – Avrupa Konseyi'ndeki Avrupa Liberaller ve Demokratlar İttifakı (ALDE) grubunun İspanyol başkanı;
3. Alejo Vidal-Quadras – İspanyol politikacı ve Avrupa Birliği Avrupa Parlamentosu'nun on dört başkan yardımcısından biri;
4. José Luis Rodriguez Zapatero – Eski İspanya Başbakanı (eşi Sonsoles Espinosa Díaz'ın da kendisine eşlik ettiği görüldü).
Avrupa-Atlantik ülkelerinden öteki önde gelen katılımcılar arasında şu isimler de vardı:
1. Pandli Majko – Eski Arnavutluk Başbakanı;
2. Kim Campbell – Eski Kanada Başbakanı;
3. Geir Haarde – Eski İzlanda Başbakanı;
4. Ingrid Betancourt – Eski Kolombiyalı senatör;
5. Alexander Carile – İngiliz Parlamentosu'nun üst kanadı Lordlar Kamarası'nın üyesi;
6. Giulio Maria Terzi – Eski İtalya Dışişleri Bakanı;
7. Adrianus Melkert – Eski Hollandalı bakan, eski Dünya Bankası yöneticisi ve BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un eski Irak özel temsilcisi.
Burada yalnızca rejim değişikliği konuşulmadı, aynı zamanda Irak ve Suriye'deki sınır krizi de temel bir konuydu. Fox News, olaya özel bir yer ayırdı. Daha Temmuz ayında MEK liderliği, İran'ın Irak federal hükümetine IŞİD'e karşı mücadelesinde verdiği desteği kınamıştı, ancak ABD şeklen IŞİD'le savaşmaya başladığından beri MEK, dilini tutmaya başladı.
Rejim değişikliği toplantısından önce, MEK'in 1993'ten beri İran cumhurbaşkanı olarak atadığı MEK lideri Meryem Recavi, 23 Mayıs 2014 günü Paris'te, işbirliğini konuşmak üzere kukla Suriye Ulusal Koalisyonu lideri Ahmed Carba ile dahi bir araya geldi.
Suriye'de Misyon Genişlemesi Üzerinden Şam'da Rejim Değişikliği
ABD'nin Suriye'de başlattığı bombalama kampanyası yasadışıdır ve BM Yönetmeliği'nin ihlalidir. İşte bu yüzden Pentagon, ABD öncülüğündeki bombalama kampanyasının, ABD topraklarına karşı “çok yakın” bir saldırının planlanması tehdidinin sonucu olduğunu iddia etti. Bu varsayım, bir BM üyesine, bu ülkede yakın bir saldırının gerçekleşmek üzere olması halinde başka bir ülkeye saldırmasına izin veren BM Yönetmeliği'nin 51. Maddesi'ne dayanan çarpıtılmış bir argümanla, Suriye topraklarının bombalanması için yasal kılıf sağlamak üzere kullanıldı.
Barack Obama ve ABD hükümeti, Şam'ın izni olmadan Suriye'yi bombalayarak uluslararası hukuku ihlal etmesi için meşruiyet iddiasına bulunmak üzere bir dizi farklı adım üzerinden, gerçekliği karmaşık ve bulanık hale getirmek için elinden geleni yaptı. Her ne kadar ABD Büyükelçisi Samantha Powers Suriye'nin BM'deki daimi temsilcisine, Rakka vilayetine ABD öncülüğünde saldırıların başlatılacağı bilgisini verdiyse de, Beşar Caferî’nin formel tek taraflı bir bildirimle bilgilendirilmesi, Suriye'nin hukuki rızasının alınmış olduğu anlamına gelmez.
ABD öncülüğünde Suriye'de gerçekleşen saldırılar, BM Güvenlik Konseyi'nin de desteğine sahip değil. Ancak ABD hükümeti, John Kerry'nin başkanlık ettiği 19 Eylül 2014 tarihli BM Güvenlik Konseyi toplantısını, Güvenlik Konseyi'nin ve uluslararası toplumun kendi bombalama kampanyalarını desteklediğinin bir işareti olarak göstermeye çalıştı.
Tam da ABD'nin IŞİD'le ve onun sözde hilafetiyle savaşmak üzere çokuluslu koalisyonu topladığı sırada John Kerry'nin Suriye'nin Kimyasal Silahlar Sözlemesi'ni (CWC) ihlal ettiğini söylemesi de tesadüf değildir. Kerry, Suriye'nin CWC tarafından yasaklanan herhangi bir materyali kullanmadığını kabul etse de, 18 Eylül 2014 günü ABD'li parlamenterlere Şam'ın CWC taahhütlerini kırdığını söyledi. Bir başka deyişle, Washington, Suriye'nin peşinden gitme ve Şam'da rejim değişikliği kovalama niyetinde. Eğer bu söylediğimiz şey bunu açıkça göstermiyorsa, o halde ABD'nin Suudi Arabistan'ı daha fazla hükümet karşıtı gücü eğitmek için kullanacak olması göstermelidir.[7]
ABD'nin Suriye'ye yönelik bombalama kampanyasını meşrulaştırmak üzere hazırladığı gerilimi tırmandırma stratejisi, 22 Eylül günü başlayan, ABD öncülüğündeki yasadışı hava saldırılarını genişletmek için bir bahane yaratma niyetiyle hayata geçirildi.
ABD'nin öngördüğü şey, Lübnan ve İran'ı da tehdit eden uzun vadeli bir bombalama kampanyasıdır. Ali Hameney'e göre, ABD, Pakistan modeli temelinde, IŞİD'i bir sis perdesi olarak kullanarak, hem Irak'ı hem de Suriye'yi bombalamak istiyor. Daha doğru bir ifadeyle durum, Af-Pak modeliyle karşılaştırılmalıdır. ABD, istikrarsızlığın Afganistan'dan Pakistan'a sıçramasını ve Taliban'ın yayılmasını, Pakistan'ı bombalamak için bir bahane olarak kullandı. Irak ve Suriye, tek bir çatışma bölgesi olarak kaynaştı; yeni bir terim kullanan İbrahim Maraşî, bunu, “Surak”ın yükselişi olarak tanımladı.
Daha Geniş Hedef: Avrasya Entegrasyonunun Akamete Uğratılması
ABD, kendisinin yarattığı teröristlerle ve ölüm mangalarıyla savaştığını iddia ederken, Çin ve partnerleri, Avrasya'yı entegre etmeye çalışmakla meşguldü. Amerika'nın “Terörizmle küresel savaşı”, İpek Yolu'nun yeniden inşa edilmesiyle paralel oldu. Washington'un Ortadoğu'da savaşma ve yeniden mobilize olma ısrarının arkasındaki gerçek hikaye ve motivasyon budur. Aynı zamanda ABD'nin Ukrayna'yı Rusya'yla çatışmaya, AB'ye de Rusya Federasyonu'na yaptırımlar uygulamaya itmesinin de sebebi budur.
Amerika, yeniden doğan İpek Yolu'nu ve onun genişleyen ticaret ağını akamete uğratmak istiyor. Kerry, kitleleri IŞİD ve vahşetleri hakkında korkutmakla meşgulken, Çinliler Asya ve Hint Okyanusu çapında anlaşmalar yapmak suretiyle haritayı silmekle meşguldü.
Kerry'nin seyahatlerine paralel olarak Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Sri Lanka'yı ziyaret etti ve Maldivler'e gitti. Sri Lanka, şimdiden Çin'in Deniz İpek Yolu projesinin parçası. Maldivler buna yeni dâhil oldu; Çin'in Doğu Asya, Ortadoğu, Afrika arasındaki deniz ticaretini genişletmek için inşa etmekle meşgul olduğu Deniz İpek Yolu ağına ve altyapısına ada ülkesini de dâhil etmek için anlaşmalar yapıldı. İki Çin destroyerinin İran'ın Fars Körfezi'nde bulunan Bender Abbas limanına çıkarak, Fars Körfezi'nde İran savaş gemilerinde ortak tatbikat yürütmesi de tesadüf değil.
Doğu-batı ticaretine paralel olarak, bir kuzey-güney ticaret ve nakliye ağı da geliştiriliyor. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhanî kısa süre önce Kazakistan'daydı ve orada hem kendisi hem de Kazak mevkidaşı Nursultan Nazarbayev, ticarette devasa artışların görülmesinin beklendiğini söyledi. Bir kuzey-güney transit yolu meydana getirecek olan Kazakistan-Türkmenistan-İran demiryolunun tamamlanması bekleniyor. İki devlet başkanı, Tahran ve Avrasya Birliği arasında işbirliğini de tartıştı. Hazar Denizi'nin Batı tarafında, Rusya'dan başlayıp Azerbaycan Cumhuriyeti'nden geçerek İran'a giden paralel bir kuzey-güney koridoru da işliyor.
Rusya aleyhindeki yaptırımlar, Avrupa Birliği'nde zorluklar yaratmaya başlıyor. Rusya yaptırımlarının esas kaybedenleri, Avrupa Birliği üyeleridir. Rusya, seçeneklere sahip olduğunu gösterdi. Moskova, Çin'e doğalgaz göndermek için (Siberya'nın Gücü boru hattı olarak da bilinen) mega Yakutistan–Kabarovsk–Vladivostok doğalgaz boru hattının inşasına şimdiden başlarken, BRICS üyesi partneri Güney Afrika, Rosatom'la tarihi bir nükleer enerji anlaşması imzaladı.
Moskova'nın dünya sahnesi üzerindeki etkisi çok açıktır. Ortadoğu ve Latin Amerika üzerindeki etkisi yükseliştedir. NATO'nun karargâhlar kurduğu Afganistan'da bile Rusya etkisi yükseliştedir. Rusya hükümeti kısa süre önce, yeniden hayata geçirmek istediği, yüzden fazla eski Sovyet inşaat projesinden oluşan bir liste hazırladı.
ABD ve AB yaptırımlarına karşı bir alternatif, Avrasya'da doğuyor. Tahran ve Moskova'nın imzaladığı ürüne karşı petrol anlaşmasının dışında, Rusya Enerji Bakanı Alexander Novak, İran ve Rusya'nın yetmiş milyar avro değerinde çok sayıda yeni anlaşma yaptığını açıkladı. Yaptırımlar kısa süre sonra, yalnızca ABD ve AB'nin tecrit olması sonucunu getirecektir. İranlılar, ABD ve AB'nin yaptırımlar rejiminin üstesinden gelmek için Çinli ve Rus partnerleriyle birlikte çalıştıklarını da açıkladılar.
Amerika, etkisiz hale geliyor. Ortadoğu'da ve Doğu Avrupa'da, Ruslara, İranlılara, Suriyelilere ve müttefiklerine karşı meseleler hallolmadan Asya-Pasifik eksenine kayamaz. İşte bu yüzden Washington, aksatmak, bölmek, yeniden çizmek, pazarlık yapmak ve ikna etmek için elinden geleni yapıyor. Mesele buna geldiğinde, ABD'nin kaygısı, Ortadoğu'da Washington'un çıkarlarına hizmet eden IŞİD'le savaşmak değildir. Amerika'nın ana kaygısı, dağılan imparatorluğunu korumak ve Avrasya entegrasyonunu engellemektir.
Dipnotlar
[1] Mahdi Darius Nazemroaya, “America pursuing regime change in Iraq again” [“Amerika yine Irak'ta rejim değişikliği peşinde koşuyor”], RT, 20 Haziran 2014.
[2] Mahdi Darius Nazemroaya, “The Syria Endgame: Strategic Stage in the Pentagon's Covert War on Iran” [“Suriye finali: Pentagon'un Irak'a karşı örtülü savaşında stratejik aşama”] Global Research, 7 Ocak 2013. [Medya Şafak'ta yayınlanan Türkçe çevirisi:]
[3] Scott Peterson, “Iranian group's big-money push to get off US terrorist list” [İranlı grubun ABD'nin terör listesinden çıkarılması için harcanan büyük paralar”], Christian Science Monitor, 8 Ağustos 2011.
[4] A.g.m.
[5] A.g.m.
[6] A.g.m.
[7] Matt Spetalnick, Jeff Mason, Julia Edwards, “Saudi Arabia agrees to host training of moderate Syria rebels” [“Suudi Arabistan, ılımlı Suriyeli isyancıların eğitilmesine ev sahipliği yapmayı kabul etti”], ed. Caren Bohan, Grant McCool, Eric Walsh, Reuters, 10 Eylül 2014.

Hiç yorum yok: