Burjuva Partileri Ne Yapar?

Burjuva Partisi, adı üzerinde, burjuvanın, yani salt patron sınıfının çıkarlarıyla hareket eden ve dünyayı o sınıfın gözünden anlamlandıran politik partilerin sosyoloji literatüründeki ortak adıdır. Ancak tabii bunu tamamlayan başka özellikleri de vardır.
Ancak bir savaş çıksa ölecek kadar emekçinin iş cinayetlerinde kurban gitmesine rağmen her şey normalmiş gibi soğukkanlılık sergileyen partiler burjuva partilerdir. Çünkü burjuvaya bir şey olmadığı için onlar rahattırlar. Ne zaman ki burjuvanın kârları düşer; o zaman mevzunun adı ‘KRİZ’ olur. Ölenler istatistikî bir veri olmaktan öteye gitmez burjuva partileri için.
Ancak diplomatik bir ağız takınmayı da iyi bilirler. Toplumun hassasiyet ve eğilimlerini iyi tartarlar. Emekçiler sefillik içindeyken veya öldüğünde (çok derin ve kasvetli bir edayla) başsağlıkları dilerler, siyah arka planlı bilboardlara ‘BAŞIMIZ SAĞOLSUN’ yazdırırlar. Her zaman gerçekleri tersyüz etmek üzere hazır kıta bekleyen propaganda aygıtları, medyaları vardır. Emekçilerin iradelerini bu propagandalarla maniple edebildikleri yerde ederler, edememeye başlayınca gazı copu reva görürler ve gündemi başka bir yere kaydırmak için ellerinden geleni yaparlar. ‘İŞ KAZALARI KADER’ dediklerinde inanırsın; tevekkülün anlamını hafızandan siliverirler. Bir burjuvanın ekonomideki kıvraklığını siyasette gösterirler. Burjuva sınıfıyla olan anatomik bağlılıklarının bir hikmetidir belki de; bilinmez!
Bu yüzden ‘burjuva parti’ kavramını bilerek ve isteyerek kullanıyorum. Sosyolojinin insanlığa hediye ettiği, bu kadar hayatın gerçeklerine göbekten bağlı ve yalnızca iki kelimeden oluşan kelime az bulunur. Sadece burjuva sınıfının ekonomi-politik çıkarlarını gözeten ve toplumun emekçi katmanlarının halini takmayarak hayatın tozpembeliğinden dem vuran politikaların malikleri başka nasıl isimlendirilir? Bu kavram, bilimde günlük kullanım şeklinin dışında, somut bir gerçekliğin tespiti ve sınıflandırılması için kullanılır.
Elbette ki bir partinin burjuva partisi olup olmadığını anlayabilmek için daha başka ölçülerde vardır. Burjuva partiler, ekonomik büyüme ve gelişmekten söz etmeyi çok severler. Büyüme ve gelişmeden ne anladıkları ise sundukları büyüme manzarasından anlaşılır. Örneğin eğer bir parti, bir ülkenin gelişmesinden bahsederken, orada bölüşüm adil mi değil mi diye bakmıyorsa… Emekçi sınıflarının, ülkede üretilen servetten ne kadar pay aldığını umursamıyorsa... Emekçilerin hangi koşullarda, hangi koşullarda ve onların ortalama yaşam süresini dikkate almıyorsa gelişme ölçütü olarak dikkate almıyorsa?
Emekçilerin çocukları yeterli gıdayı alabiliyor mu?
Kendileri kazasız ve güvenlikli bir şekilde çalışabiliyor mu, patronların işten atma tehdidine maruz kalmadan ve hakarete uğramadan özgürce sendikalaşabiliyorlar mı?
Asgari yaşam olanaklarını sağlayacak sosyal politikalar devlet tarafından sağlanıyor mu?
Ailelere ‘kendi başının çaresine bak’ diyerek, piyasanın insafsızlığına mı terk ediliyor? Sokaklarda aç çocuklar var mı vb. bunların hiçbirisine bakmaksızın yalnızca maddi servetin şişmesini anlıyorsa ve bununla övünüyorsa, bu parti dört başı mağrur bir BURJUVA PARTİSİ’dir.
Çünkü emekçileri kaile bile almaksızın yalnızca burjuvanın (patron sınıfının) çıkarları doğrultusunda ekonomiyi, politikayı ve toplumu idare ediyordur. Ve medya eliyle de toplumun algısını maniple ederek bu apaçık gerçekliği insanların zihninden esirgiyordur!
Mesela şimdi Ali Ağaoğlu’nun milli gelirdeki payıyla bir maden işçisinin payını toplayalım. Eğer Ali Ağaoğlu’nun milli gelirdeki payı 1 milyon dolar arttıysa ancak maden emekçisinin aylık geliri 100 TL eksildiyse; bu bir burjuva politikacısı için ekonomik büyümedir. İşçinin daha yoksullaşmış olması onu ilgilendirmez, hatta politik çalkantılara sebep olmaması koşuluyla ölmesi bile ilgilendirmez. Her işçi (salt istatistikî bir veri olarak kalmak kaydıyla) her türlü ihmal ve kar hırsının sessiz sedasız kurbanı olabilir. Bunun adı KADERdir(!).
Burjuva partinin hayatı yorumlayış biçimi ekonomi politiktir. Çok muhafazakâr veya çok laik görünmesi, yalnızca onun bu ekonomi politik prestiji için önemlidir. Örneğin TÜSİAD laik, MÜSİAD muhafazakâr kabul edilir. Son 13 yıldaki iktidar partisi de muhafazakâr olarak anılan bir parti. Peki, acaba bu 13 yıllık zaman diliminde (laik veya muhafazakâr olsun) bir işçinin yaşam standardımı artmıştır yoksa TÜSİAD’ın temel lokomotifi laik Koç grubunun kârları mı? Aynı örneği tersinden de düşünsek aynı sonuca varırız. Kim zenginliğine zenginlik katarken öteki daha yoksulluğa sürüklendi? AKP’nin ilk on yıllık döneminde sadece Koç grubu, Tüpraş’ın da özelleştirilmesiyle, 3 katı kadar büyüdü, MÜSİAD zaten devasa kârları ve özelleştirme katladı sermayesini.. Yani burjuva sınıfı laik-muhafazakâr ayırt olmaksızın topyekün kazandı. İşçi sınıfı ise laik muhafazakâr ayrımı olmaksızın yerin altında topyekün öldü veya topyekün sefalete sürüklendi. Bu gerçeklik, hem bu topraklarda hem de dünya coğrafyasında burjuva partilerin egemen olduğu her yerde mevcuttur, ancak bazı coğrafyalarda emekçiler bazı tarihsel kazanımlar elde ederek bu umursamazlığın şiddetini azaltabilmişlerdir. Bizim coğrafyamızda da işçi ölümlerinin ve sefaletinin önünün alınamamasının tek sebebi, en yalın ifadeyle, onların emek gücü dışında hiçbir şeylerinin önemsenmemesidir. Emekçilerin burjuva partilerin bu umursamaz politikasını kıracak ekonomik, demokratik ve hukukî kazanımlara ihtiyacı vardır (ve elbette ki bu kazanımların yerleşmesi de gereklidir. Çünkü anayasal bir hak olan sendikalı olma hürriyeti bile, aşağıda istatistiklerde göreceğimiz gibi, yalnızca kâğıt üzerinde kalan bir haktır).
Son 12 yılda (iktidar partisi öncekilerden farklı olmasıyla övüne dururken) tam 13.168 işçi cinayet gibi kazalarla hayatını kaybetti. Devlet İstatistik Enstitüsü Hane Halkı Bütçe Anketi'ne göre (uluslararası standartlar baz alındığında) 13 milyon 925 bin kişi açlık sınırında, 28 milyon kişi ise yoksulluk sınırında yaşıyor. Kayıtlı 11 milyon işçinin ancak 700 bin civarı sendikalıdır. Bu sendikaların bir kısmının sadece adının sendika olduğunu varsayarsak ve daha sigortasız-kayıtsız çalışan işçinin olduğunu da varsayarsak, tablo daha da korkunçlaşır.
Bu yüzdendir ki durum anormalken, durum iyiymiş gibi davranan ve sürekli geliştiğimizi(!) söyleyen partiler, ancak durumu gerçekten iyi olanların çıkarlarını gözetiyor demektir. Gelir adaletsizliği ve işçi ölümlerinin en fazla olduğu ülkelerden birinde her şey iyiye gidiyormuş gibi davranan partiler, dünyayı burjuvanın gözlüğünden görmekten başka bir şey yapmıyorlar. Dünya nasıl tozpembe gözükür yoksa?
İyiki sosyoloji literatüründe ‘burjuva partisi’ diye bir kavram var, yoksa onu icat etmek gerekirdi!

Hiç yorum yok: