Devlet ve Devrim

Devlet ve Devrim
Bugün bütün politik hareketler ve liderler olağanüstü çapta bir çelişkiler yumağının içine girmiş durumda. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan daha dün “Yargı görevini yapsın” derken, şimdi “Çete var” diyor. Kemal Kılıçdaroğlu dün “Yargıda çete var” derken, şimdi “Bırakın da işini yapsın” diyor. Bu liderlerin kitle tabanları, aydın ve entelektüelleri de hem gerilim hem de heyecanı bir arada yüzlerine aksettiren aynı çelişkilerle siyaset arayışına girmiş durumda. Yargı ve emniyet ise Türk siyasî tarihinin en uyumlu ilişkisinin tecrübe edildiği bir aşamadan birdenbire açık çatışma evresine girdi. Şaşırtıcı ama bu çelişkilerden dolayı onların hiçbirini suçlamaya hakkımız yok.
Machiavelli ve Lenin
Çünkü mevcut iktidarı tepetaklak eden şey bu çelişkinin ta kendisi iken, muhtemel iktidarı kurduracak güçleri harekete geçiren, yeni ittifak eğilimlerini zorlayan ve dahi kendi geçmişini ve geleceğini yeniden imal etmek zorunda bırakan da aynı çelişkilerdir. Herkes, ayağının kaydığı bu süreçte, hem kendisi kalıp hem de bir başkasına dönüşmek zorunda ve bu zorunluluktan doğan olağanüstü hırçın ve gerilimli hâllerden yeni siyasî ittifaklar doğacak ve yeni ittifaklarla yeni bir iktidar ortaya çıkaracak. Velhasıl, bugün oldukça yaratıcı ve devrimci bir çelişkiler yumağının tam üstündeyiz. Çok şükür ki Machiavelli ve Lenin hâlâ yaşıyor! Ama umarım Türkiye’de de yaşıyorlardır!
Bilelim ve müdahale edelim. Bu ülkede siyasal hayat bir kez daha yeniden kurulacak. Düzen ve devrimin tarafları bir kez daha kendi cevaplarını yetiştirecekler. Peki kim ve nasıl kuracak ve nereye kadar kuracak?
Düzenin Sorunları
AK Parti, geleneksel düzenin reformist partilerinden birisidir. Geleneksel iktidarın krize girdiği bir dönemde siyasî oyuna dâhil oldu ve geldiğimiz noktada kendisinin reforma ihtiyacı var. Fakat AK Parti ve tabanının muhtemel iktidar açısından yarattığı imkânlardan henüz tamamıyla vazgeçilmiş değil. Yeni iktidar alanının AK Parti’nin siyasî sınırlarını aşarak ve yeni ittifaklar eklenerek kurulacağı belli. AK Parti’deki yolsuzluk kapsamının Anavatan Partisi’ne çok benzer bir siyasî ifşaat aşamasına taşınmamasını ve ayrıca CHP’nin de bu sürece dâhil edilmesini buna yorabiliriz. Erdoğan AK Parti’yi teslim etmemekte direnirse, yolsuzluk düzeyinin ANAP seviyesinin çok üstünde olduğu gösterilmek zorunda kalınabilir. Buna karşılık Erdoğan ise geriye bir siyasî miras bırakamama tehlikesiyle karşı karşıya. Bir “reform” ve “demokrasi atılımı” olarak tarihe kaydedilmesini beklediği kendi döneminin bir “kâbus” dönemi olarak okutulması gibi trajik bir sonla karşılaşabilir. Bundan kaçınmak için ya “Putinizm” yoluyla kendine son bir yol açmayı deneyecek ve kaybedecek ya da Cemaat karşıtı bir cephe oluşturmaya çalışarak ayakta durmayı deneyecek. Kürt siyasal ekseninin desteğini alması ise çok zor olmaz. Henüz yüzeysel ve geçici adımların atıldığı bu süreçte yeni ittifaklar alanı açıldı ve kimse gördüğüne şaşırmasın!
Darbe Planı Davaları
Fakat bundan sonraki ittifakların inşası bakımından birkaç temel sorun var. Özellikle yolsuzluk, yargının inşası, “büyük davalar” ve geçmiş altı yıllık “derin devlet” ile hesaplaşma meseleleri bundan sonraki ittifak görüşmelerini gerilime sürükleyen ana bahisleri oluşturacaktır. Örneğin bundan sonraki düzenin asli taşıyıcılarını belirleyecek en önemli sorunlardan birisi Ergenekon, Balyoz, KCK, ÇHD vb. gibi siyasal alanı “plan”layan davalarla nasıl hesaplaşılacağı sorusu. Bundan sonra “darbe planı davaları”nın yerini “dava planı davaları” alacaktır. Şunu diyorum: Geçmişte darbe ve darbe planı yoluyla siyasete nasıl müdahale ediliyordu ise son altı yılda da “dava planları” yoluyla siyasete müdahale edildi. Balyoz Davası, örneğin, tam anlamıyla bir “planlanmış dava”dır ve arkasındaki örgütün soruşturulmasını gerektiriyor. Fakat ittifak taraflarının buna cevapları gerilim yaratacak cinsten. Bir defa, Erdoğan, “yargıda çete” tespiti yaparak ittifak alanı açtı. Fakat CHP, yolsuzluk meselesini birincil hâle getirerek “çete”yi ikincilleştirdi. İlk aşamada bu olağan.
Fakat bir süre sonra “çete”yi birincil siyasî meseleye dönüştürmek zorunda kalacak ve bu da Cemaat ile bir gerilim yaratacaktır. Nitekim, birçok davanın sanık mağdurları, Erdoğan’ın “çete” iddiasını temel alarak savunma alanlarını saldırı noktasına taşımaya başladılar. Dolayısıyla davanın sanıkları, Erdoğan’ın çağrısını daha anlamlı bir politik ilişki olarak görmeye eğilimlidirler.
Gerilimli Vakitler
Bundan sonra bu davaların sanıkları “savcı” olacaklardır. Buna karşılık, Erdoğan ise “çete”yi diğer her konuya öncelese de yeni ittifak unsurlarına bir süre sonra “yolsuzluk” hesabı vermek zorunda kalacaktır. Peki Cemaat ne yapabilir? Yargının kendisinde kalması karşılığı “büyük davalar”dan geri çekilebilir mi? Son altı yılın hesabının bu şekilde kapatılması pek mümkün görünmüyor. Çünkü farklı gündemler içinde farklı ittifak eğilimlerini zorlayan yönetilmesi zor ve çok katmanlı bir çatışmalar alanıyla karşı karşıyayız. Düzen aktörlerinin artık eskisi gibi kalamayacaklarını ve değişmeleri gerektiğini gösteren nokta da burası. Bu durum düzenin yeniden inşası ve onarımı açısından bir sonraki evrenin çok gerilimli geçeceğini gösteriyor. Buna da hazırlanmak gerekir.
Devrimin Sorunları
Türkiye’de, zannedildiğinin tersine, devrim vaat etmeyen hiçbir politik hareket kendini iktidara taşıyamaz ve toplumsal bir hakikat yaratamaz. Özgüven ve politik iddia halka kendi hakikatini taşımanın olmazsa olmaz yoludur. AK Parti iktidarı ve siyasî İslamcılık akımı kendi vaatleri karşısında derin bir iflas yaşadı ve tüm özgüvenini yitirdi. Cemaat, iktidarın yeniden inşasını ulusal ve uluslararası ekonomi ve nüfuz güçlerinin politik aklına taşıma çabasında.
Cemaatin açtığı iktidar savaşında geçici kontenjandan devreye giren CHP ise siyasî içeriğine karar veremediği bir akıntıya kapılmış durumda. Hâl böyle iken halka kendi hakikatini taşımak zorunda olan devrimciler ne yapıyor? Üç temel noktada tezahür eden apolitik bir sarmalın içinde saklanmayı tercih edenler var. Birincisi, içine girdiğimiz krizin sadece iktidar güçleri arasında olduğunu zannediyorlar. Bu nedenle de “Bu kavga derin devletin kim olacağına karar verildiği bir kavgadır. Uzak duralım” diyorlar. Hayır değil. Açın gözünüzü artık! Ve dahi “Bu kavga hep sürsün” diyenler de yanılıyorlar. Bu kavgada iktidar güçlerinden birisi en iyimser halde bile tek başına kazanamayacak. CHP, MHP, BDP, HDP olmaksızın hiç kimse bir yeni iktidar kuramayacak. Dolayısıyla düzenin yeniden inşası açısından bakarsak, yeni iktidar mevcut iktidarın içindekiler ile dışındakiler arasındaki politik ittifak yoluyla kurulacak. Biz olmaksızın “düzen” kendisini yeniden inşa edemeyecek. İşte bu nedenle devrimci eylemi engelleyen bu apolitik ve ürkek konumdan derhal sıyrılmak gerekli. İktidar çatışmasında apolitik konuma doğru itekleyen ikinci noktanın soldaki politik pornografi merakı olduğunu da ekleyelim. Şunu söylüyorum: Erdoğan’ın trajik düşüşünü seyretmenin yarattığı şehvet duygusu baştan çıkarıcıdır. Fakat, tıpkı, üçüncü noktadaki “Erdoğan nefreti” meselesinde de olduğu gibi, bu çatışma alanlarına hızla ve belirli bir politik akılla dâhil olmayı engeller ve bu sorunlardan “temiz kalmak” adına uzak durma sonucuna yol açar.
İçinde bulunduğumuz süreç hayatın yeniden inşası sorununu bütün bir halkın önüne bir kez daha koydu. Düzenin ve devrimin sorunlarına ve çözümlerine aynı derecede dâhil olmadan, bu süreçte, halkın gündemine girmenin ve onun hakikatine dönüşmenin imkân ve ihtimali yoktur. Hayattan uzaklaştırılan bir aklın ve hakikatin bugün yeniden hayata taşınmasının tam zamanı.

Hiç yorum yok: