Taş ve Ekmek

"Gezi'de Türk bayrağı devrimciydi" sözü Lenin'e küfürdür.
Nasıl ki, "Türk bayraklarıyla geldiler, ben o zaman ayrıldım" sözü Marks'a küfürse.
Türk bayrağını devrimcileştirmek mümkünse eğer, bu sözler -yani sadece ikincisi değil, birincisi de- bunun önünü almak emelinin ifadesidir.
"Karşılığında devletin gazı yendiyse, atılan sloganın içeriği “an'da devrimcidir" demek, şiddetin devrimcileşmemesi yönünde atılmış bir adımdır. Bu adım, her devrimci olanın politik olduğunu ama her politik olanın devrimci olmadığını görmeyene aittir.
"Bu işler otel önünde iftar etmekle olmaz, mesele o otelin camlarını indirebilmektir" diyenle, "Biz o otelin önüne insanları çağırıyorsak, o insanlar artık bizim sorumluluğumuzdadır" diyen o otelin camını kıracak taşa iki ayrı yerden hüküm koyarak taşın hükmünü -ya da daha önce bir yerde söylendiği gibi, "o taşa örgütlenme" ihtimalini- ortadan kaldırmaktadır. Biri önsel, biri sonsal olarak yapar bunu. Taşın öncedeki ve sonradaki eylemsizliği böylece korunmuş olur. Sonuçta "önce"de de "sonra"da da aslen var olmayan taş, birinci sözde "önce"nin, ikinci sözde "sonra"nın içine hapsolur.
"Oraya gelenler bizim sorumluluğumuzda" diyen, aslında "o taşı atarsan bizim sorumluluğumuzda değilsin" demiş olur. Demek ki en baştaki "sorumluluk tiradı" tiraddır. "Ne duruyorsun taş atsana, iftar da neymiş?" diyenle, "Evli barklı adamsın, bırak elinden o taşı" diyen, taş atmayı "kişisel bir sorumluluk" hâline getirmekte ortaklaşmaktadır.
"Hepimiz Ermeni’yiz" diye slogan atmak, "kişisel bir sorumluluğun gereğini yerine getirmek"ten başka bir şey değildir. Kişisel sorumluluk ise komşunun çocuğunu döven oğlunun kulağını çeken anneyi anlatır.
"Politika konjonktüreldir" demekle, "politika ilkeseldir" demek aynı şeydir.
Mesele elbette soyut bir devletin karşısına dikilme meselesi değil, somut bir devletin zulmüne bilenme meselesidir. "Hepimiz Ermeni’yiz" diyenlerin devleti soyuttur.
"Hepimiz Ermeni’yiz" diyenler, "bu ülkenin anti-faşistleri"dir, mesele "bu ülkenin anti-faşisti" olmamaktır.
"Somut durumun somut tahlili", politika istismarının (politik alandan kişisel -ya da verili durumda aynı anlama gelmek üzere örgütsel- çıkar sağlamanın) aygıtı olarak işlevlendirilmek istenirse, yapılacak ilk şey "an" ve "süreç" diye iki ayrı kategori yumurtlamaktır.
Taşın öncede ve sonrada aslen var olmayışı, taş oluşuyla ilgilidir. Hâlbuki politikayı "an"a kayıtlayanlar Berkin Elvan'a taş muamelesi yapmaktadırlar. Öyle devletin beynine inen taş falan da değil, düpedüz taş. Berkin bu kafaya göre eylemsiz taştır.
"An" Berkin'e, "süreç" Ethem'e küfürdür. Kavramsal olarak "an" Berkin'in eline taşı, "süreç" Ethem'in eline ekmeği yakıştıramamanın ifadesidir. Aslında ayrıştırılmak istenen, ekmek ve taştır. Taşsız Berkin ve ekmeksiz Ethem, kafalarında kavgasız emek ve emeksiz kavga kuranların hülyasıdır. Bu bölünme solun da aslî bölünmesine tekabül eder. Solun bir bölüğü "an"cı, bir bölüğü "süreç"çidir.
"Hepimiz Ermeni’yiz"cilerin dilinde Hrant "taş"laşmamakta, "taşlaş"maktadır.
"Bir dönem liberal siyasetin argümanı olan bir düzenek bir dönem devrimci pratik hattın kurucu nesnesi" olamaz. Hele "kurucu" nesnesi "hiç" olamaz. Hat varsa vardır, yoksa yoktur. Hattı kuran slogan değil, o sloganı tarihsel ve toplumsal olarak koşullayan sömürü ve zulümdür. Oysa ki sözkonusu slogan, elinde silâh namına bir tek Türk bayrağı bulunan delikanlıya "o bayrağı elinden at" diyerek onu meydanda "dımdızlak" bırakmak isteyenlerin politik birikiminin özetidir. Bu birikimin edinildiği yer sömürüyü "sömüren", zulmü "zulmette bırakan" Avrupalı liberallerin politik halesidir. Hrant'ın katlini takip eden eylemlerde polisin attığı gaz "Ermeni"yedir, "Hepimiz Ermeni’yiz" sloganı ise fiziksel etkisinden kaçılamayan gazın ideo-politik hedefi olmamak için atılmıştır. Zira tekraren "Hepimiz Ermeni’yiz" elbette "Hiçbirimiz Ermeni değiliz" demektir.
En genel anlamda "Gezi'de Türk bayrağı devrimciydi" diyenler Marks’sız Leninist, "Ulusalcılar devrimimizi çaldı" diyenler Lenin’siz Marksisttir.
"Hepimiz Berkin’iz" demek, devlete "Biz Berkin'e benzemeyiz" ya da "Bizi Berkin zannetme" demektir. "Faşizme inat kardeşimsin Hrant" sloganının devlete, slogan sahibinin aslında Ermeni olmadığı mesajını verdiği gibi. Bu mesaj devlete bir işarettir; aynı gemide olunduğunun işareti.
Politika an'da ise bu an'a tabi olduğu iddiasında olanın kendine Müslümanlarla "yan yana" gelmeyi iş edinmesi, anti-Müslüman ve anti-Komünist devlete karşı Müslüman ve Komünistin kaderinin ortaklığını ancak ve ancak devletin bakışından gördüğüne ve bu kaderin ne’liğine dair teorik ayakları örmekten imtina ettiğine delalettir. Devlet, Müslüman ve Komünisti müşterek hedef görmek anlamında "bir"leştiriyorsa, bu ikisini yalnızca devletin gördüğü yerden görenler burjuvaziye kör bakarlar. Burjuvazi, Müslümanlığı ve Komünistliği sivil toplumcu bir refleksle bir tür kimlik derekesinde ele alıp onları silâhsızlandırmak üzere ayrıştırıyorsa, Müslümanı ve Komünisti burjuvazinin bakışı üzerinden anlamak devleti hesap dışı tutmak sonucunu doğurur. Müslümanla birlikte dövüşmeye yönelik kabul, bu lütufkâr hâliyle, "ben bu işin teorik hamisiyim, bu iş teorik düzeyde benden sorulur" demektir. Bu, kendini Müslüman (ya da Komünist) diye yutturana karşı verilecek teorik-ideolojik mücadelenin de önünün alınması anlamındadır.
Bilim ve politika ayrımı, bilim'ciye, tarihsel ve konjonktürel ayrımı tarihselciye aittir. Bu teorik işlemler, esasında devrimi ve devrimciyi ayırmak/ayrıştırmak içindir. Bunu yapmanın ise iki yolu vardır: birinci yol "devrim yapılmaz olur" (Lenin) sözünden devrimci mücadele vermeyi konspiratif olarak görmeye yönelik tutum çıkaranın tuttuğu yoldur. Bu akıl yürütmeyle devrimcilik boşa düşer. İkincisi ise biraz daha dolambaçlı olmakla beraber hareket noktası olarak yine birinciyi alır. Birinci yolun çatallandığı noktada vücut bulur. Bu çatallanmayı veren ise birinci yolun temel önermesi karşısında sorulan "Ben kimim o hâlde?" sorusudur. Devrimci diye, bu soruyu sormayana denir.
Bayazid-î Bestâmî'nin hakikate dair söyledikleri bu şaşkınlığın ilâcı olmaya kadirdir: "Hakikat aramakla bulunmaz. Ancak bulanlar, elbette arayanlardır." Hakikatin aramakla bulunamayacak oluşu aramamanın bahanesi olamaz. "Devrimler yapılmaz olur" ise, buradan devrimciliğe konspirasyon biçmek “Allah’sız”ların işidir. Kulun hakikate vakıf olamayacak oluşu ile devrimin devrimcinin kendi eli mahsulü olmayışı nesne ile bilgisi arasındaki açının sonsuzda kapandığını anlatan materyalist hükme koşuttur. "Devrimler yapılmaz olur" sözü devrimci olmamanın bahanesi olamaz.
"Ben kimim?" sorusu, cevabının nasıl verildiğinden bağımsız olarak, devrimci durum ile devrimci öznenin birbirlerine karşıt olarak konumlanmaları neticesini verir. Özne durumdan, durum özneden bağımsızlaşır. Yani özne nesnelleşmeye, nesne öznelin konusu hâline gelmeye karşı direnç kazanır. Bu soruyu soran akıl, girdiği çıkmazı aşmak üzere kendini kendi kurgusu olan "an"ın ve "süreç"in üzerinde konumlandırdığında ortaya şu tablo çıkar: düşünce ile düşünen ayrışır ve düşünen, kendini kendi düşüncesinin nesnesi kılamaz. Buna kısaca “metafizik” demek, herhalde yerindedir.
Bütün bu metafizik "düşünce" âlemi içinde olan Ethem'e ve Berkin'e olur; Ethem, Berkin'e karşıt bir "özne"liğe kapanır ve Berkin, bir "devrimci durum" dâhilinde elinde ekmek taşıyan masuma indirgenir. Böylece devrimci durum ve devrimci özne ayrımı liberal çıktısını verir: “Dışarıda masum insanlar var!”
Liberal burjuvazinin omuzdaşı faşist devletin elinde bu söz yankısını bulur: “Aranızda provokatörler var!”
Berkin'in ekmeği Ethem'in taşından ayrışır ve kimi ağızlarda ekmek taşa, kimilerinde ise taş ekmeğe galebe çalar.
"Taş ve ekmek", müştereken, eğer bir annenin döşündeki evlat başını kendilerine emanet biliyor ve eğer alnımızdaki kurşun yarasının öcünü kuşanıyorlarsa, taş da ekmek de devrimcidir. Taş tutan el de ekmek tutan el de bizim elimizdir. Mesele, o taşın ve o ekmeğin devrimciliği ile hemhal olabilmektir.
Mehmet Ocakçı

Hiç yorum yok: