Sınıf Hareketinin Yeni Dinamikleri


Yapısal krizin Türkiye’ye yansımasından sonra, sınıf hareketi üç düzeyde gelişti. Birinci düzey yaygın lokal eylemler şeklinde biçimlendi. İşçi sınıfı işyeri kapatmalarına, tensikatlara, hak gasplarına, ücret politikalarına karşı harekete geçti. Birer işçi cehennemi olan organize sanayi bölgeleri lokal eylemlerin odağı oldu. Ne var ki tek tek aleve dönüşen işyerleri, havzayı tutuşturamadı. Eylemler yer yer sertleşti. Aynı dönemde (aşağı yukarı 40 yıllık bir aradan sonra) mahiyeti dar fabrika işgal pratikleri yaşandı. İşçiler büyük bir sebat ve kararlılıkla direnişlerini sürdürdüler. Direnişlerin büyük bir kısmı başarıyla bitirildi. Sınıf mücadelesine yeni birikimler olarak iz bıraktı.
Kriz sonrası ikinci tip eylem şekli, Türkiye işçi sınıfı tarihinde pek rastlanmayan bireysel direnişler oldu. Ağırlıklı olarak tekstil, metal, deri, tersane, büro sektöründe yaşanan bu direnişler sınıfın muhteşem gücünü ortaya koydu. Direnişin ve mücadelenin kadınlaşmasına sahne olan bu eylemler içinde Saliha Gümüş, Emine Aslan, Türkan Albayrak, Cansel Malatyalı, Aynur Çamalan, Didem Sorhun, Gülistan Kobatan, Zeynel Kızılaslan, Muharrem Subaşı gibi model kimlikler doğdu. Bir kişi olarak azimle direndiler ama kolektif güç gibi etki yarattılar. Sınıfın onurunu kendi kimliklerinde ve ruhlarında bayraklaştılar.
Üçüncü tip eylem biçimi, kent öfke hareketleri olarak doğdu. Bursa’da Bosch pratiği ve Gaziantep tekstil işçilerinin fiilî grevi bu tarz eylemlerin zirveleri olarak dikkat çekti. Bosch pratiği metal sektöründe faşist ve korparatist sendikal ablukayı kırma potansiyeli taşıdı. Metal sektörünün merkezi olan kenti bütünüyle tutuşturabilirdi. Bir öfke patlaması olarak doğan Gaziantep tekstil işçilerinin grevi, 6 bin işçiyi harekete geçirdi ve 11 gün sürdü. Grev, fiilî bir grev mahiyeti taşıdı.
Bosch pratiği ve Gaziantep tekstil işçileri grevi, taşıdığı potansiyellerle kent grevleri ve direnişlerinin ne derece olanıklı olduğunu gösterdi. Şimdi bu dinamikler İstanbul ayaklanmasında ortaya çıkan kent direnişleri senkronlarıyla daha da besleniyor.
Sınıfın “Gerilla Eylemleri”
2013 yılına, kriz yıllarının sınıf üzerinde yarattığı yıkıma ve AKP’nin finans kapitalin en militan siyasal yapısı olarak sistematik saldırına karşı gelişen, grev hareketleri damgasını vurdu. İşçi sınıfı son 20 yılın en kapsamlı grevlerini gerçekleştirdi. Engels’in tanımlamasıyla, sınıf, finans kapitale “gerilla eylemleriyle” yanıt verdi. Büyük tekstil grevi, Hava-İş grevi, Darphane grevi ve Çaykur grevi sınıfa moral ve güç kazandırdı. AKP iktidarı grev hareketlerini bastırmak için bütün yöntemleri denedi. Grevleri fiilen kırmak için devreye girdi. Tekstil grevinin sendikal bürokrasinin blokajlarına rağmen gerçekleşmesi bile önem taşıdı. Grevin yapılması ve grevin kısmı iyileştirmelerle bitirilmesi sınıfa ve sınıfın önemli bölüklerinden birini oluşturan tekstil işçilerine güç ve deneyim kazandırdı. Hava-İş grevi ve direnişinin bütün operasyonlara karşı sürmesi başlı başına önem taşıyor. Sendikal yapının bürokratik niteliği ve 2007 toplu sözleşme döneminden beri süreci okuyamamasının yansımaları olan politikaları başlı başına ayrı bir yazı konusu olduğundan burada girmiyoruz. Ama direngenliğini selamlıyoruz. Çaykur grevi, siyasî iktidarın fiilen grevi kırması sonucu yenilgiyle sonuçlandı. Tek-Gıda-İş sendikasının bürokratik ve kamu sendikacılığı refleksleri ve patronaj ilişkileri ve sınıfın bilinç ve kimliğini inşa etmedeki zafiyetleri yenilginin farklı nedenlerini oluşturduğu ayrıca bilinmelidir. Benzer şeyleri Basın-İş için de söyleyebiliriz. Sistemli grev kırıcı operasyonlara rağmen grevin sürdürülmesi ve kısmî iyileştirilmelerle bitirilmesi önemlidir.
Grev hareketi sınıfa “unuttuğu” bir silâhı, yeniden eline alması açısından son derece önem taşıyor. Sınıfın bu gerilla eylemlerinin, yukarıda sözünü ettiğimiz eylemlerle birleşmesi ve bir rezonans oluşturması, sınıfın bugün yaşadığı atomizasyona ve amorfe oluşa en net yanıttır.
Ateş ve Alev Olmak
İşçi sınıfı 2013 yılında son derece yaygın lokal eylemler gerçekleştirdi. Özellikle finans kapitalin sistemli güvencesizleştirme, taşeronlaştırma, işsizleştirme, sendikasızlaştırma gibi karşı devrimci saldırılarına karşı, sınıf giderek direnci artan bir şekilde tavır sergiledi. İçinde radikal bir karakter taşıyan bu direnci, kolektif ve militan bir savunmaya dönüştürmek gerekiyor. Ve bunun için deneyimleri biriktirmek ve sınıfın kolektif hafızasına almak yaşamsal önem taşıyor. Kapitalizmin yapısal krizinin sınıfsal antagonizmayı şiddetlendirmesi ve İstanbul ayaklanmasının yarattığı ülkeyi saran ve sarsan kolektif ruh hâli ve direniş manifestosu direnci, militan savunmaya dönüştürdüğü gibi savunmayı da hızla militan saldırıya dönüştürebilir. Türkiye artık böylesi bir atmosferin içindedir. Tam da bu nedenle ısrarla sınıfın içinde olacağız, büyük bir sabırla biriktireceğiz, biriktireceğiz. Sınıfla ontolojimizi kaynaştıracağız. Patlama anı geldiğinde patlamanın parçası, yani ateş ve alev olacağız. Ve patlamaya en hazır güç olarak devreye gireceğiz. Tarih bizden yana, tarih bizi göreve çağırıyor.
Volkan Yaraşır

Hiç yorum yok: