Samir İssevi

İsseviye’ye tepeden bakan İbrani Üniversitesi’nin yakınında, Meşarif Dağı’nda yaşayan İsrailli yerleşimcilerin neler düşündüğünü tahmin etmek mümkün. Bu insanlar, Filistinli tutsak Samir İssevi’nin gelişini kutlayan bir halkı seyrediyorlar zira.
İssevi, İsrail’in kutlamaları umutsuzca yasaklamaya çalışmasına karşın, muzaffer ve mağrur bir şekilde döndü köyüne. İşgal güçleri 23 Aralık Pazartesi günü tutsağın hapisten çıkışını on saat geciktirdiler, köyün yakınına askerî kontrol noktaları diktiler ama Filistinli gençler ve analar kahramanlarını karşılama noktasında ısrar ettiler.
“Boş mideler cengi” adı altında dokuz ay süren açlık grevinin ardından İssevi İsrailli asker Gilad Şalit’in iadesi karşılığında bırakılan 1.026 diğer Filistinli ile birlikte özgürlüğüne kavuştu.
Şalit’in kaçırılması eylemini planlayıp bu eylemi gerçekleştirirken hayatını kaybedenlere sadakatini hiç yitirmedi İssevi ve İsraillilerin gene özgür tutsakları esir almasını ve onların kalan cezalarını yatmalarına sebep olmasını gönlü hiç mi hiç razı olmadı.
Doksan ortalarında ilk intifadanın başlamasından beri, 1979 doğumlu İssevi yerleşimlerin otomobillerini ateşe verip Molotof kokteylleri atarak direndi İsrail işgaline. Dediğine göre, tutuklanma noktasında epey ihtiyatlı davranıyordu, zira İsraillilerin elinde bulunan ailesine destek sunmak arzusundaydı. Rafet, Mithat, Firaz ve Fadi isminde dört kardeşi vardı. Ancak her şey Fadi’nin, 1994’teki Hebron katliamını müteakip İsseviye’de patlak veren çatışmalarda katledilmesiyle değişti.
Samir’in kardeşini o kan gölü içinde görmesi onu çileden çıkardı.
İssevi ilkin 1998’de tutuklandı ve Molotof kokteyli atmaktan bir buçuk yıla mahkûm oldu. Sonrasında bir İsrail askerine yumruk atması üzerine altı aylık bir ceza aldı. El-Aksa intifadasının başladığı günlerde, 2000’de, 15 günlüğüne girdi hapse. Bir kere de herhangi bir suç isnat edilmeksizin, altı aylık bir ceza aldı.
“İsrail ordusunun saldırıları ikinci intifada boyunca yoğunlaştı, o günlerde Gazze’ye hava saldırıları yapıldığını işitiyorduk.” Bu tespitin ardından İssevi, hapisten çıktığı ilk gün Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi saflarına katıldığını anlattı. Dostlarıyla beş kişilik bir hücre kurduğundan ve Kudüs’ün yedi kilometre doğusunda, Ma’ale Adumim yerleşimindeki İsraillilere ait araçları hedef alan 11 vurkaç eylemi gerçekleştirdiğinden bahsetti.
Bu saldırılar maddî hasara yol açtı ve bir İsrail askerinin yaralanmasına neden oldu. İssevi’nin ifşa olmasıyla İsrailliler bir yıl boyunca takip ettiler onu ve İssevi, Ramallah’ta 2002’de düzenlenen Savunma Kalkanı Operasyonu esnasında yakalandı.
İssevi, Beyt Eyl askerî mahkemesine çıkmayı reddetti ve mahkemenin meşruiyetini kabul etmediğinden avukat tutmak istemediğini söyledi. Hâkimlere mahkemenin İsraillerin işgal ettikleri her bölgeye getirdikleri bir sirkten başka bir şey olmadığını haykırdı.
İssevi 30 yıla mahkûm oldu. Şaşırmadı. Bu türden davalarda, herhangi bir yaralanmaya sebebiyet verilmemiş olsa da, genelde hapis cezası çıkıyordu.
Tüm cezasını yatmayacağından emindi, hâkime “30 yıldan önce çıkacağım” dedi. On yıl sonra İssevi, tutsaklarla yapılan “Özgür İnsanlara Sadakat” anlaşması dâhilinde serbest kaldı.
Bir Sanat Olarak İssevi
İşgal güçleri 7 Temmuz 2012’de tekrar tutukladılar onu. Sorgusu otuz gün sürdü. Sonuçta İsrail askerlerinin kaçırılmasını planlamakla suçlandı. Bu esnada Batı Şeria’daki İsrail istihbaratının başı İssevi’yi, “otuz yıllık eski mahkûmiyetinin kalan yirmi yılını yatmanı sağlarım” diye tehdit etti.
İssevi durumun ciddi olduğunu anladı. Bu nedenle 27 Temmuz’dan itibaren gelen öğünlerin ikisini geri çevirmeye, sadece iki dilim ekmek ve bir kaşık labne ve reçel yemeye başladı.
Bu diyete 19 gün boyunca devam etti. Sonrasında Nafha Hapishanesi’ne nakledildi. 24 Ağustos’ta bedenini süresiz açlık grevi için eğitmeye başladı. Hapishane yetkililerine bir mektup yazdı ve eylemi hakkında onları bilgilendirdi. O günden itibaren yemek yemeyi tümüyle kesene dek bir bardak meyve suyu, süt ya da çorbayla ayakta kaldı. Açlık grevi 14 Eylül’de başladı. Grev süresince ara ara su alıyordu.
Nihayetinde İssevi geçen Nisan ayında İsraillilerle, onun sekiz ay içinde Kudüs’teki evine geri dönmesine izin veren bir anlaşma yaptı.
İsrailliler onu açlık grevinden vazgeçirmek için çeşitli taktiklere başvurdular. İssevi’yi diğer tutsaklarla mahkeme mahkeme gezdirdiler, hapishane hapishane dolaştırdılar ve tutsak arkadaşlarını saatlerce beklemesine neden oldular. Kardeşi Mithat’ın evini yıktılar, İssevi’nin giderek kötüleşen sağlığını gören ailesine ve kardeşlerine mahkemede saldırdılar.
Samir süreç içerisinde 45 kiloya kadar düştü ve ciddi sağlık sorunlarına maruz kaldı. “Sağ tarafıma yattığımda uyuşuyordum, sol tarafım için de durum aynıydı. Yüz üstü yatamıyordum, çünkü bir kemiğim kırıktı.”
Nihayet Ailesiyle Birlikte
“Tüm dünya genelinde bu cenge iştirak eden özgürlüğe âşık insanlar ve Filistinler hakkında bir şeyler işittiğim vakit acılarımı unutuyordum. Özellikle Mahmud Titi ve Muhammed Asfur’un şehadeti sonrası acı nedir bilmedim. Onlara verecek bir şeyim yoktu, açlık grevine başlamadan önce belirlediğimiz hedeflere ulaşma konusunda ısrarcı olmak dışında. Özellikle Kudüs Sulh Ceza Mahkemesi’nin kapısında protesto eylemi gerçekleştiren gençleri ilk işittiğimde kalbim o coşkuyla yumruk oldu sanki.”
İssevi’nin ifadesiyle, “Yedi aylık açlık grevinden sonra tutsakların gözlerinde gördüğüm öfke tutsakların sesini yükseltme, tutsakların takas edilmesine ilişkin anlaşmayı İsraillilerin ihlal ettiği gerçeğini ifşa etme ama bir yandan da Filistinlilerin haysiyetini koruma noktasında başarılı olduğumuzu gösterdi. Tüm hedeflere ulaşıldı, benim için tek hedef kaldı geriye, o da eve dönmek.”
Filistin’in resmî konumuna dairse Samir şunları söyledi: “Dürüst olalım, cumhurbaşkanından sıradan vatandaşlara kadar tüm Filistinliler İsraillilerden yetki almaksızın bir bölgeden diğerine gidemiyor bile. Halkın daha ciddi adımlar atması için siyasetçilere baskı uygulamadıkça mevcut resmî konuma asla bel bağlayamayız. Filistinli bir müzakereci, pekâlâ, bir anlaşmanın altına imza atabilir ama bu anlaşma halk desteği olmaksızın katiyen uygulamaya konulamaz.”
Ahbar

Hiç yorum yok: