Modern Mesihler

Aklın karamsarlığı, iradenin iyimserliği
[Antonio Gramsci]
Modern Mesihler Yanıtlıyor:
Gezi’ye Kolaycı Çakma Girişimlerinin Post-Modern Muhafazakâr Bir Türü Üzerine Dikkatler
14 Aralık’ta Yeni Şafak’ta “Modern Mesihler: Gezi Hadisesinin Politik Teolojisi (1)” gibi oldukça iddialı bir başlıkla yayınlanan bir yazı okudum. Okumayı bitirdikten sonra, az politik teoloji daha fazla komplocu zihniyet ya da bir buçuk komplo yanında az politik teoloji ihtiva eden bir yazı olduğunu anlamakta gecikmedim ama.
Gazete yazısı değil, yazarın kendi kitabının tanıtımı, minnacık yazıda atıf bile yapmışız kendi kitabımıza…
Evet, azcık kitabımızdan yola çıkarak Gezi'yi okuyalım demişiz ama Allah aşkı içün, burada klişeleşmiş "modern kurtuluşçu-devrimci hareketler de özünde dinseldir"den başka hangi argüman var kaydadeğer? O zaman bu cüretkârlık nedir?
Geriye kalıyo, argümanımsı birtakım ileri sürmeler, uzun atlamalar, serin uçuşlar. Mesela, “teslis”in modern politik ideolojilere girişine bakınız. Bu “giriş” değil, basbayağı Hristiyan ilahiyatın politikayı istila etmesi:
"Hıristiyanlık'ın teslisci yaklaşımının, hem komünizmde ilkel komünal toplum, sınıflı toplum, sınıfsız toplum olarak, hem de nasyonal sosyalizmde birinci, ikinci ve üçüncü Reich olarak yeniden ortaya çıktığını görebiliriz. İstersek söz konusu teslisci yaklaşımın sekülerleşmiş versiyonuna İtalyan faşizminin birinci, ikinci ve üçüncü Roma'sını da dâhil edebiliriz."
Yeni Şafak okuyucusunu bile çok zorladığını mı düşünülmüş bilmem, "istersek" denmiş. Galiba hermenötik açıdan bunu “istersek uçabiliriz” manasında alabiliriz.  Zira görüldüğü gibi burada hız alınamamış; argümanımsı ifadelerin yarattığı belagat şehvetine garkolunmuş adeta. Komünizm (ki Marxizm olmalıydı), Nazizm ve Faşizm, bu üç ideolojinin aynı ilahiyatta kökenlendiği seri halde açıklanmış ama sadece birkaç senelik sosyal bilim terbiyesi almış biri dahi bu kökenci metafizikte, tarihsiz kafada ve hızlı tutumda bir sorun olduğunu sezebilir. Artık şunu duysak şaşırmayacağız: "90'ların rüya takımı Beşiktaş’ın Metin-Ali-Feyyaz'ı da aslında hristiyan teslis-üçleme inancının futbola tercümesidir". E zaten sözkonusu rüya da bir tür ütopya inşa eder vs. Hatta "Three Idiots"ta altmetin-subliminal olan Hristiyan teolojisinin sinemaya aktarımıydı". Aslında, buradan da anlaşılabileceği gibi, acayip üretken bir alan bu politik teoloji. En güzel tarafı da demokratik olması. Çünkü herkes yapabilir.
Bunun hemen ardından "madem bu kadar uçtuk, artık yansızlığı da bir kenara bırakmanın tam zamanı" denilerek şimdiye kadar daha "sosyal bilimci" seyreden üslup "rol çalma" "araçsallaştırma" gibi ifadelerle hafif çığırından çıkmış ya da gerçek ideolojik mecrasına yerleşmiş:
"...Heretik Hıristiyan tarikatlardan ödünç aldıkları fikir ve formların yanında Katoliklik'ten bilhassa 'sol'a göç etmiş teolojik sembollerle iş gören modern politik hareketler yahut ideolojiler tek Tanrılı dinlerden rol çalarak, dinlerin modern hayatta gerçekleştiremedikleri ancak öte dünyaya bıraktıkları dinsel vaatleri politikayı araçsallaştırmak marifetiyle bu dünyada gerçekleştirmek üzere kitlelere sunmuşlardır.
Soru: Mesele "rol çalmak" (kötü bir deyim, sadece pejoratif değil, hiçbir şey de açıklamıyor) ise hınzırın biri çıksa ve dese: "Ya tektanrılı dinler tarih kadar eski bir idea olan sosyalizmden rol çalmışsa?" ne derdiniz?
Neyse bunu pek düşünmemişiz ya da Yeni Şafak okuru düşünmez demişiz veyahut kafamızda asıl başka bişey var; dilimizdeki baklayı çıkaramamışız:
"Gezi olaylarında 'masum' bir çevre duyarlılığı olarak gelişen kitlesel protesto hareketi, akabinde toplumu bir 'diktatör'den 'kurtarma' operasyonunu içeren devrimci, bir başka deyişle de 'Mesihçi' dinsel bir harekete dönüşmüştür".
Devrimci hareketin mesihçi de olduğunu hadi kabul ettik diyelim ama şu nedir?
"Gezi hadisesinin başladığı ve gerçekleştiği ortamın, yani mekânın sosyolojisi bizim için önemlidir. Ak Parti'nin iktidarı boyunca muhtelif alanlara çokça ağaç dikildiği gibi yol, köprü vb. altyapı çalışmaları nedeniyle çok sayıda ağaç da kesilmiştir. Ancak bu ağaçların kesildiği bölgelerde, kesilen ağaçların bahane edildiği 'kitlesel' bir eylemle karşılaşmayız".
Anlaşıldı ki, yazar "sizin niyetiniz halis değil geziciler. Öyle olsa, yıktığı gibi diken yaratan bir hükümete karşı böyle kamu düzenini bozucu hareketlere yeltenmezdiniz" demeye çalışıyor. Bu “yaratıcı yıkıcılık” Schumpeter’in kapitalizme atfettiği bir nitelik olduğunu ve yazarın muhtemelen modernliğe aynı niteleme üzerinden yüklendiğini de not edelim. Tabi iş onun “Ak Parti”sine geldiğinde modernliğe yöneltilen bütün suçlamalar geri çekilebilir.
Hadi bunu geçtik; "mekân sosyolojisi" neymiş ona bakalım:
"Çünkü Taksim, devlet tarafından dokunulmaması, müdahale edilmemesi gereken politik bakımdan 'kutsal' bir alandır. Taksim, adeta Gezi eylemcilerinin, yani modern Mesihlerin eylemlerini icra ettikleri kutsal mabetleridir. Bir bakıma Taksim, politik kurtarıcılarımızın, yani Türk solunun ve laikçi ulusalcı kesimin Türkiye'deki Kudüs'üdür. Her 1 Mayıs'ta Taksim'de bildik ritüeller tekrarlanır..."
Soru: mesele mekâna "kutsiyet" atfetmekse (ki tam olarak doğru değil) neden Kâbe Taksim’deyken aynı hareketlilik başka yerlerde de tekrarlanabildi? "Demokratik" "politik teoloji"nin diliyle devam edeceksek, bu, Mekke’ye gitmeden hac yapmaya benzer...
Hem neden "kutsiyet" atfetmek olsun. Bir mekânın politik etik ve/ya estetik saiklerle bir anlamlılık inşa etmeye elvermesi "kutsiyet" atfetmek midir illaki? "Yaşam alanlarının sömürgeleştirilmesi"ne karşı çıkışlar o yaşam alanlarına habis bir kutsiyet atfetmeden yapılamaz mı? Pekâlâ yapılır.
Ama bu “demokratik” politik teolojinin akıl yürütme zinciri az çok aşikâr:
Apokaliptik hareketleri sevmiyoruz. Anti-komünistiz. O zaman ne yapıyoruz? Hemen bu tür hareketlerde güçlü özdeşleşmeler yaratan mekân ve fikirleri ayıklayıp onlara kutsiyet atfediyoruz.
Soru: Bir hınzır daha çıksa şöyle dese: "Neden bu güçlü özdeşleşmelerin yarattığı -sizin deyiminizle- dinsellik, dinlerin kurduğu dinsellikten daha az bişey olsun? Daha doğrusu: madem ikisi de pür dinsellik, o halde bunları birbirinden ayıracak ölçüt nedir? Evet, tahmin edebiliyorum: “Kurtuluşçu hareketler pseudo-dinselliktir" denilerek yine kolaycılığa kaçılacak. Ama sorarlar: “Neden?”

Said Hamid Topçuoğlu

Hiç yorum yok: