Marksizm ve Din

Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de dinin “ne” olduğuna dair “din-dışı” tanım üretme girişimlerinde en çok başvurulan ifadelerden biri Marx'ın “halkın afyonu” mecazıdır. Hemen anımsatalım, bu ifadenin zihinsel arkeolojisi yapıldığında altından modern batının çocukluk ve gençlik dönemlerini oluşturan aydınlanma ve sonrasının sosyal ve felsefî hesaplaşması çıkar.
Kant, Herder, Feuerbach vb. düşünürlerin yazılarında bu düşüncenin izlerine rastlamak mümkündür. Marx ile özdeşleşmiş bu ifadenin geçtiği metin Marks’ın Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi’ne Giriş adlı çalışmasıdır. Metnin tamamından çekilip alınan ifade metindeki felsefî çok anlamlılığı ortadan kaldırıp, yalınkat bir kavrayışa yol açmıştır.
Marx'ın metninin dikkatli bir incelenmesi yapıldığında, sanılandan çok daha ayrıntılı olduğu özellikle olguların ikili doğasını gözettiği görülecektir.
“[…] Dinsel sıkıntı hem gerçek sıkıntıların bir dışavurumu hem de gerçek sıkıntılara karşı bir protestodur. Din, tıpkı ruhsuz bir dünyanın ruhu olduğu gibi, ıstırap içindeki yaratığın bir feryadı, kalpsiz bir dünyanın ruhudur. Din halkın afyonudur.”
Marx, din olgusunu yabancılaşma konusunu işlediği ideolojinin analizinde ele alır. Burada diyalektik akış içinde, dinin toplumsal çelişkilerin dışavurumu dâhilinde, karşıt pozisyonlarda olabileceğine işaret edilir.
Engels, dinsel olaylara ve onların tarihsel rollerine Marx’tan çok daha fazla ilgi göstermiştir. Özellikle Alman köylü ayaklanmalarında Thomas Müntzer başta olmak üzere, dönemin komünalist grupların dini bayraklaştırmalarına ayrıntılı bir biçimde değinir.
Engels olup bitenlerden hareketle ilk Hrıstiyanlık ile modern sosyalizm arasında şaşılacak benzerlikler kurar:
a) Her iki hareket de kitle hareketidir;
b) Her ikisi de baskıya uğrayan kadın ve erkeklerin hareketidir. Yandaşları hükümlülerce hor görülmüş ve saldırıya uğramışlardır;
c) Her ikisi de sefalet ve kölelikten hemen kurtuluşu haber vermiştir.
Bu karşılaştırmasında Engels durumu izah etmek için Fransız tarihçi Ernest Renan’ın yazdıklarını örnek vermiştir:
“'İlk Hristiyan cemaatin nasıl bir şey olduğunu gözümüzde canlandırmak istiyorsanız, Uluslararası İşçiler Birliği’nin herhangi bir yerel seksiyonuna bakın.”
Luksemburg bu konuda daha ileri ifadeler kullanmıştır.
Belki de en ilginç örneklerden biri, marksist sayılmasa da Marx’ın sosyolojisini dine uyarlayan Latin Amerikalı ''kurtuluş teolojisi'' fikrini geliştiren Hristiyan kiliselerin toplumsal mücadelesidir.
Kolombiya ve El Salvador’daki sıradan mümin ve başpiskoposların içinde yer aldığı ''inançlı'' devrimcilerin hikâyesi kapitalizme kızıl abdest aldıran “'sosyalistlere” taş çıkaracak cinstendir.
Ali Şeriati’nin dediği gibi, "din ve dinsizlik çelişkisinden ziyade dine karşı dinin mücadelesi vardır."
Mazlum ve zalim asla aynı dine mensup olamaz.
Mehmet Cengiz

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Cin olmadan adam carpmaya calismak eski bir yöntemdir. Elbette siz de deneyeceksiniz Ama Komunist Partisi Manifestosunda yer alan Nasıl papaz hep feodal beyle el ele yürümüşse, papazca sosyalizm de feodal sosyalizmle öyle el eledir.

Hıristiyan dervişliğine sosyalist bir hava vermekten daha kolay bir şey yok. Öyle ya, Hıristiyanlık, özel mülkiyete, evliliğe, devlete de karşı çıkmamış mıydı? Onların yerine yardımseverlik ve dilenme, manastır bekareti ve nefsini öldürme, çadır hayatı ve kilise, diye vaazlar vermemiş miydi? Hıristiyan sosyalizmi, aristokratın öfkesine papazın serptiği vaftiz suyudur yalnızca" sözlerinden niye söz etmiyorsunuz hic?

Adsız dedi ki...

Neden Marx'tan sadece tek cumlelilk alinti yapiyorsunuz. Butun paragrafi vermek durustce olmazmiydi ya da cin olmadan adam carpmanin baska bir yolu mu? Bakin adi zikredilen eserde marx ne yazmis:

"Öyleyse dine karşı savaşım vermek, dolaylı olarak dinin tinsel aramasını oluşturduğu dünyaya karşı savaşım vermek anlamına geliyor.


Dinsel üzüntü, bir ölçüde gerçek üzüntünün dışavurumu ve bir başka ölçüde de gerçek üzüntüye karşı protesto oluyor. Din ezilen insanın içli ezgisini, kalpsiz bir dünyanın sıcaklığını, tinin dıştalandığı toplumsal koşulların tinini oluşturuyor. Din, halkın afyonunu oluşturuyor.
Halkın aldatıcı mutluluğu olarak dini ortadan kaldırmak, halkın gerçek mutluluğunu istemek anlamına geliyor. Halkın kendi durumu üzerindeki yanılsamalardan vazgeçmesini istemek, halkın yandsamalara gereksinim duyan bir durumdan vazgeçmesini istemek anlamına geliyor. Öyleyse dinin eleştirisi, dinin aylasını oluşturduğu bu gözyaşları vadisinin tohum halindeki eleştirisi anlamına geliyor.


Zincirlerin her yanını örten imgesel çiçeklerden eleştiri, insanın süssüz ve umut kırıcı zincirler taşıması için değil, ama onları atması ve canlı çiçeği devşirmesi için zincirleri arındırıyor. Dinin eleştirisi insanın yanılsamalarını, insanın kendi gerçekliğini akıl çağına erişen ve yanılsamadan kurtulmuş bir insan olarak düşünmesi, etkilemesi ve biçimlendirmesi için, kendi kendinin, yani kendi gerçek güneşinin çevresinde dönmesi için ortadan kaldırıyor. Din, insan kendi çevresinde dönmediği sürece insanın çevresinde dönen aldatıcı [sayfa 192] bir güneşten başka bir şey oluşturmuyor.
Öyleyse tarihin görevi, gerçeğin öteki dünyasının yitip gitmesinden sonra, bu dünyanın gerçeğini ortaya koymak oluyor. İnsanın özyabancılaşmasının (kendi kendine yabancılaşmasının) kutsal biçimlerini bir kez ortaya çıkardıktan sonra, kutsal-olmayan biçimleri içindeki özyabancılaşmayı da ortaya çıkarmak, ilkin tarihin hizmetinde olan