Kapitalizmin Yapısal Krizi Derinleşiyor

ABD’ de Bütçe Krizi ve Mali Sermayenin Yeni Atakları
2008, yapısal krizin ABD merkezli dışavurumuna sahne oldu. Bu süreç, krizin depresyon aşamasına geçişini simgeledi. 2009-2010 yılı, krizin odak coğrafyası olarak Avrupa’nın öne çıkmasına yol açtı.
Yapısal kriz, multi-kriz özelliğiyle küresel düzeyde etkisini gösterdi. Senkronize bir karakterle giderek derinleşti ve yoğunlaştı. Yıkıcı etkisi merkez ülkeler dâhil, emperyalist-kapitalist sistemin hiyerarşisinin bir yansıması olarak çevre ve yarı çevre ülkelerde görüldü. Özellikle Güney Avrupa, AB’nin birinci periferisi olarak kamu borç krizi ve zombi bankacılık krizi şeklinde duble bir kriz çemberine girdi.
Yapısal kriz, emperyalist-kapitalist sistemin eşitsiz, birleşik gelişim yasasına bağlı bir şekilde, merkez, yarı çevre ve çevre ülkelerde farklı fazlarla ve birbirini etkileyip tetikleyen bir tarzda derinleşiyor ve yoğunlaşıyor.
ABD’de Borç Krizi
FED’ in parasal genişleme politikasında daralmaya gideceğini açıklamasıyla oluşan, finansal türbülans yükselen piyasalar diye de tanımlanan BRIC ülkelerini (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) ve Türkiye’nin de dâhil olduğu bazı çevre ülkelerini şiddetle sarstı. Spekülatif sermayenin “anayurduna” dönüşü, küresel finansal dalgalanmaları beraberinde getirdi. Bu gelişmenin ardından yaşanan bütçe krizi ve yarattığı sonuçlar küresel ekonominin zafiyetlerini ortaya koydu.
ABD’de bütçe ve borç tavanına yönelik, finans kapitalin farklı fraksiyonlarının ve siyasal yapıların yaklaşımları, ABD ekonomisinin sorunlarını çıplak bir şekilde açığa çıkardı. Bir müddet devam eden siyasal belirsizlik “devletin durması”, 1 milyondan fazla kamu işçisinin izne çıkarılması gibi sarsıcı sonuçlar doğurdu. IMF den “küresel ekonominin tehdit altında” olduğu açıklamaları geldi.
Gelişmeler, ABD’nin borçlarını, borçlanmadan ödeyemez bir ülke konumuna düştüğünü gösterdi. ABD bir anlamda çevre ve yarı çevre ülkelerde görülen “aşırı borçlanma” durumu yaşıyor.
ABD, 1980’lerden itibaren her yıl 160 milyar dolara yakın borçlarını artırarak, ekonomisini döndürmeye başladı. 2003 yılında ABD’nin net borcu GSMH’nın yüzde 24’ ne ulaştı. Bu rakam 2004 yılında 1.4 trilyon dolara yükseldi. 2004’ den sonra ABD’nin aldığı borç, her yıl için 665 milyar dolara ulaştı. 2011 de ABD’nin dış borcu 14.71 trilyon dolara yükseldi. 2012’ de borç tavanı zorlandı. 2013’te ise 17 trilyon dolara ulaştı. Bu yıkıcı durum, doların senyoraj ilişkisinden (paranın üretim maliyeti ile paranın üzerinde yazılı değer arasındaki fark) kaynaklı olanaklarla atlatılabiliyor ve Pentagon muazzam savaş makinesi olarak bu konumu fiilen koruyor.
ABD, bir yanıyla da kronik yoksulluğun “cennet”i hâline geldi. Özellikle 2008 sonrası süreç, ABD’de saklanan bu “sır”rı çıplak bir şekilde açığa çıkardı. ABD’de milyonlarca insan yaşamını sokakta sürdürüyor ve devletten gıda yardımı alıyor. Yaşanan devletin “kepenk kapatma” süreci bu insanları açlık tehdidiyle karşı karşıya bıraktı. ABD’de her altı kişiden biri yoksulluk sınırında yaşıyor. 17 milyon kişi açlık sınırında hayatını idame ettiriyor. 47 milyon kişi temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor ve ancak gıda karneleriyle asgari ihtiyaçlarını gideriyor.
ABD’de yaşanan bütçe ve borçlanma sınırına ilişkin gelişmeler ve bu gelişmelerin küresel etkisi, kapitalist krizin farklı biçim alışlarını ortaya koyuyor.
Katastrofik Anafor
20. yüzyılın son çeyreği ve 2000’li yıllar kapitalizmin tarihindeki en yoğun ve en derin entegrasyona sahne oldu. Dünyanın küresel bir fabrikaya dönüşmesi, bu sürece bağlı olarak da her ülkenin atölyeleşmesi, küresel ithalat zincirini olağanüstü derecede karmaşıklaştırdı ve iç içe geçirdi. Öte yandan borsaların, küresel casinonun parçası olarak hareket etmesi ve inter-connette bir sistemi oluşturması mali sermayeye muazzam dolaşım ve serbestlik alanı yarattı. Bütün bu faktörler lokal gibi gözüken bir sorunun, glokal karaktere bürünmesine, sorunların ve sonuçların aynılaşıp küresel bir görünüm kazanmasına yol açıyor. Kısaca içine girdiğimiz yüksek konjonktürde merkezden çevreye, çevreden merkeze katastrofik bir anaforun önü açılıyor.
Bu süreç bir yanıyla da kapitalizmin yapısal krizinin yıkıcı etkileri ve Asya ve Çin’in (2030’ lara doğru) kapitalizmin yeni odağına dönüşme süreciyle bağlantılı olarak hegemonya savaşlarını tetikliyor.
ABD ve AB, TAFTA-Transatlantik Serbest Ticaret Antlaşması’yla yeni hamleler yapıyor.
AB’nin, Almanya merkezli 12 serbest ticaret anlaşması yapması hegemonya savaşlarında yeni bir konumlanışı ifade ediyor. Anlaşmalar, küresel pazarlarda geniş bir tahakküm sağlamayı, yeni bağımlılık ilişkileri kurmayı hedefliyor. TAFTA (Atlantik Ötesi Serbest Ticaret Anlaşması), yakın tarihin en kapsamlı serbest ticaret antlaşması olarak dikkat çekiyor. Anlaşma ticaretle birlikte, sermaye hareketlerinin serbestleşmesini, kriz sonrası ABD ve AB’nin küresel düzeyde ekonomik ve siyasal nüfuz kaybını engellemeyi amaçlıyor. Aynı zamanda Asya ve Çin’in yükselişine ve Brezilya, Güney Kore, ASEAN (Güneydoğu Asya Ulusları Birliği) ülkelerine karşı bir blokaj olarak dikkat çekiyor.
Yapısal kriz yeni evrelere girerek yoğunlaşıyor ve derinleşiyor. Her evre, krizin yıkıcı etkisini arttırıyor.
Volkan Yaraşır

Hiç yorum yok: