Akdeniz İsyan ve Devrim Coğrafyasına Dönüşüyor

Avrupa’da Merkez-Çevre Polarizasyonu
Avrupa, 2009’dan sonra, bir dizi özgün faktörle birlikte, kapitalizmin yapısal krizinin odak coğrafyasına dönüştü. Özellikle Avrupa’nın Akdeniz havzasında yıkıcı sonuçlar yaratan kriz, merkez ülkelerde de sarsıcı gelişmelere yol açtı.
Kriz, bir yandan AB’nin daha homejenleşmesine ve emperyal özneler arasında kutuplaşmalara ve “savaşlara” uygun bir şekilde (Almanya merkezli) yeniden yapılanmasına neden olurken, diğer yandan AB’nin birinci periferisinin yeniden sömürgeleştirilmesini beraberinde getirdi.
AB’nin iki dominant ülkesi olan Fransa ve Almanya arasında rekabet yoğunlaştı ve derinleşti.
Kriz, Avrupa’nın güneyi ve doğusunda şiddetli ekonomik ve siyasî alt üst oluşlara neden oldu.
Merkez ülkelerde (Almanya dâhil) Avrupa pazarında yaşanan daralmaya bağlı ciddi sorunlar yaşandı. Ekonomik büyümelerde önemli düşüşler görüldü. Özellikle (Fransa ve İtalya’da) başta otomotiv, metal, metalurji, beyaz eşya sektöründe şiddetli gerilemeler yaşandı. Almanya bu süreçte Asya ve Çin pazarına yönelerek, problemlerini aşmaya çalıştı.
Güney Avrupa’yı saran kamu borç krizi ve bankacılık krizinin sarsıntıları kıtayı etkiledi. Özellikle İspanya ve İtalya’nın duble kriz sarmalına girmesi, merkez ülkeleri de etkileyecek bir anafor riskini beraberinde getirdi.
Avrupa’da kriz, yapısal krizin bir boyutunu oluşturması yanında, parasal rejim politikaları ve kapitalist eşitsiz-gelişim yasasının bir yansıması olarak derinleşti. Özellikle Fransa ve Almanya, AB’nin bir emperyal blok olarak kurulmasında taşıyıcı rol oynadı. Almanya bir yandan uyguladığı emek maliyetini sistemli düşürme stratejisiyle, öte yandan Avro’ya geçişin, kur farkının kendine sağladığı olanaklarla, önemli hamleler gerçekleştirdi. Bu süreç Almanya’nın AB içindeki dominantlığını pekiştirdi. Almanya ekonomide yarattığı cari fazlasıyla muazzam subvansiyon yapabilme kabiliyeti kazandı. Ayrıca hızla Doğu Avrupa’yı kendi hinterlandına dâhil etti. Ne var ki 2009-2013 arası Avrupa’nın genelinde, özelde Akdeniz havzasında ve Doğu Avrupa’da olağanüstü gelişmeler yaşandı.
Kriz, Maastricht Kriterlerini Kadükleştirdi
AB istatistik kurumu Eurostat, 2013 yılı ikinci çeyreğine ilişkin verileri, AB’nin 2009’dan beri girdiği resesyondan çıktığı şeklinde değerlendirildi. Bu verilere göre Almanya %0.7, Fransa %0.5, Portekiz ise %1.1 oranında büyüme gösterdiği, İtalya ve İspanya’nın küçülme hızının yavaşladığı açıklandı.
Almanya ve Fransa’nın gösterdiği son derece nispi ekonomik büyüme küresel finans çevreleri tarafından afakî açıklamalarda karşılandı. Bu açıklamalarda Akdeniz havzasındaki ve Doğu Avrupa’daki ciddi sorunları görmezlikten geliyor. Aslında Avrupa’da kriz kompleks bir karakterde, salınımlı ve farklı fazlara girerek sürüyor ve derinleşiyor.
Eldeki veriler bu tespitimizi doğruluyor ve özellikle Avrupa’da merkez çevre kutuplaşmasının hızla derinleştiğini ortaya koyuyor.
AB’nin Maastricht kriterlerine göre bağlı ülkelerin kamu borç stokunun %60’ı, bütçe açığının %3’ü geçmemesi gerekiyor. Eurostat’ın Ekim 2013 verileri ise 28 AB üyesinden 17’sinin bütçe açığında, 14’ünün ise kamu borç oranında kriterleri karşılamadığını ortaya koydu. Özellikle Avrupa’nın Akdeniz havzasında yer alan ülkelerde bütçe açığının, başta İspanya’da %10.6, Yunansitan’da %9, İrlanda’da %8.2, Portekiz ve Kıbrıs’ta %6.4’e ulaşması dikkat çekti.
Troyka tarafından dayatılan ve bir karşı devrim stratejisi olarak hayata geçirilen kemer sıkma politikalarıyla Avro bölgesinde 2009’da %6.4 seviyesinde olan bütçe açığı, 2013’te %3.7’ye indirildi. Bu politikaların somut anlamı kıta düzeyinde olağaüstü sosyal tahribat ve yıkım oldu.
Avro bölgesinde yer alan 17 ülkenin kamu borçları GSYİH’sına oranı 2009-2012 arasında orantısal olarak yükseldi. 2009’da %80, 2010’da %85.4, 2011’de %87.3, 2012’de %90.6’ya tırmandı. 2013’te bu oranın daha da yükselmesi bekleniyor.
AB üyeleri arasında Yunanistan kamu borç seviyesi olarak zirveye yerleşti. Yunanistan ekonomisi fiilen iflas noktasına ulaştığında, troykanın haircut operasyonuna (borç silmesine) rağmen, kamu borçları GSYİH’nın %169’una çıktı. İtalya’nın da durumu kötü; kamu borçları %133’e ulaştı, Portekiz’de %131’e, İrlanda’da %127’ye, Belçika’da %105’e, Fransa’da %93.5’e, Almanya’da ise %80 seviyesine ulaştı.
AB’nin küresel ekonomik büyüklüğü %12.9 trilyon Avro olarak belirlendi. AB kamu borçlarının toplamı ise 11 trilyon Avro’yu aştı.
Avro bölgesinde sosyal enkazlaşmanın somut göstergelerin bir diğeri işsizliğin kronik bir boyuta ulaşması oldu. Bölgede işsizlerin sayısı 20 milyona yükseldi. Bu rekor sayının merkez ve çevre ülkelerine yansıması da çarpıcı bir tablo oluşturdu. Eurostat’a göre, tüm AB bünyesinde 2013 yılı başı itibariyle işsizlik %10.9’ken, Avro bölgesinde %12’ye yükseldi.
Yunanistan ve İspanya işsizlik oranının en yüksek olduğu ülkeler olarak öne çıktı. Bu iki ülkede her 4 kişiden biri işsiz. Ayrıca genç işsizlerin sayısı %50’leri geçiyor. Portekiz ve İtalya’da genç işsizleri oranı %33’e ulaştı. Avro bölgesinde ortalama genç işsizlerin oranı %23.9’a yükseldi. Öte yandan AB’nin çekirdeğini belirleyen ülkelerdeki durum merkez ve çevre arasındaki açının arttığını ortaya koyuyor. Almanya’da işsizlik oranı %5.4, Avusturya’da %4.8, Lüksemburg’ta %5.5, Hollanda’da %6.2 olduğu belirlendi.
İki Avrupa: Kronik Yoksulluk ve İşsizlik/Emperyal Tahakküm ve Yıkım
Bugün Avrupa ve Avrupa’daki her ülke kendi içinde Kuzey (zengin) ve Güney (yoksul) diye ikiye bölünmüş durumda. Çevre ülkeler bir nevi sosyal yıkım ve enkazlaşma süreci yaşıyor. Uygulanan kemer sıkma politikaları Avrupa’nın kuzeyi ve güneyi, hatta her ülkenin kuzeyi ve güneyi arasında eşitsizliği şiddetlendirdi.
Yunanistan bu noktada sosyal bir laboratuvar işlevi götüyor. Durkheim’ın kavramıyla, Yunanistan’da “kolektif anomi” hâli yaşanıyor. Yaşanan toplumsal ve siyasal kriz kitleler üzerinde yıkıcı bir ruh hâli yaratıyor. Son istatistikler ülkede intiharların kriz sonrasında orantısal olarak yükseldiğini, kalp krizi vakalarının arttığını ve tarihe gömüldüğü sanılan salgın hastalıkların yeniden ortaya çıktığını gösteriyor.
Sosyal yıkım politikaları sonucunda İtalya’nın savaş yıllarındaki koşullara döndüğü açıklandı. Her 10 gençten 4’ünün iş bulamadığı İtalya’da, yüz binlerce kişi yerel yönetimlerin verdiği vatandaşlık karnesiyle, sosyal marketlerden temel gıda ihtiyaçlarını karşılıyor.
Benzer durum diğer Güney Avrupa ülkelerinde de yaşanıyor. Kıta ölçeğinde yoksulluk yaygınlaşıyor. Bügün 500 milyon nüfuslu Avrupa’da 40 milyon yoksul bulunuyor. Bunun yanısıra kriz sonrasında 120 milyon kişi yoksulluk riskiyle karşı karşıya kaldı ve önümüzdeki on yıllık periyotta yoksullara 15 ile 25 milyon yeni yoksulun katılması bekleniyor. Yoksulluk, işsizlik ve geleceksizlik hızla kıta Avrupa’sını sarıyor ve yayılıyor.
Mare Nostrum – (Akdeniz) Bizim Deniz
Güney Avrupa’da yaşanan sorunlar ve katastrofik hal Doğu Avrupa ve Balkanlar’da da kendini gösteriyor. Özellikle 2013 yılının başında Bulgaristan ve Slovakya’da yaşananlar dikkat çekti. 2013 Şubat’ında zamlara ve yoksulluğa karşı Bulgaristan’da büyük kitle mobilizasyonları gerçekleşti. Bu eylemler sonucunda hükümet devrildi. Krizden şiddetle etkilenen, zombi bankacılık sendromuna tutulan Slovakya’da da büyük sarsıntılar yaşandı.
Avrupa’da krizin yeni evresinde, merkez-çevre açısı büyüyor ve kutuplaşması hızla derinleşiyor. Avrupa’da kriz özellikle Akdeniz havzasında (Balkanlar’a da sirayet edecek şekilde) yoğunlaşıyor.
Yunanistan’da 2009’dan beri 59 büyük grev, 26 genel grev gerçekleşti. Ülkede bir nevi uzun süreli bir ayaklanma hâli yaşanıyor. Genel grev senkronları aynı dönemde havzayı sardı. İspanya, Asturias maden işçilerinin muhteşem ayaklanmasına, sokak savaşlarına sahne oldu. 10 milyonluk Portekiz’de 1 milyon kişi ayağa kalktı. Yeni süreçte Güney Avrupa büyük kitle hareketlerine gebe bir coğrafya olarak öne çıkıyor.
Kuzey Afrika’da, Mısır ve Tunus’ta yaşanan ayaklanmalar bölgedeki bütün dengeleri değiştirdi. Etkilerini Ortadoğu ve Arap yarım adasında şiddetle hissettirdi. Yarım yüzyıllık bölge statükolarını alt üst oldu.
Türkiye’de İstanbul Ayaklanmasıyla, isyanın enternasyonalleşmesinin somut yansımalarından biri yaşandı. Coğrafyayı saran tarihin yeni inşasının diyalektiği İstanbul ayaklanmasıyla yeni boyut kazandı.
Rojava Devrimi, Kürt özgürlük hareketinin tarihsel bir momentini işaretledi. Ortadoğu’nun bir devrim coğrafyası olduğunu gösterdi. Halkların geleceği fethetmesinin muazzam bir pratiği olarak dikkat çekti. Etkileri uzun süre hissedilecek bu devrim pratiği, Ortadoğu’nun devrimci çemberinin yaratılmasında olağanüstü katalizör işlevi görebilir.
Bugün Akdeniz’in siyasal ve toplumsal fay hatlarında büyük ve yıkıcı enerji birikiyor. Akdeniz, küresel düzeyde toplumsal mücadelenin ve isyanın odağı hâline geliyor. Akdeniz devrimini tartışacağımız potansiyeller 2009’dan başlayarak, 2011 ve 2013’de yükselişe geçerek kendini dışavuruyor.
Önümüzdeki yıllarda, bir dizi küresel ekonomik ve siyasî gelişmeye bağlı olarak ve jeo-politik faktörlerden dolayı Akdeniz coğrafyasının; Avrupa Kıtası’ndan Kuzey Afrika’ya, Orta Doğu’dan Ön Asya’ya kadar dünyanın politik odağına dönüşmesi beklenmelidir.  Kuzey Afrika’da özellikle Mısır ve Tunus, Avrupa’nın Akdeniz havzası; başta Yunanistan olmak üzere İspanya, Portekiz, Ön Asya ve Ortadoğu’da Kürdistan ve Türkiye isyanlara, ayaklanmalara, büyük toplumsal alt üst oluşlara, proleter kitle hareketlerine gebedir. Akdeniz devrimci bir coğrafyaya dönüşüyor. Bölgesel ve kıtasal etkisi olacak bu gelişmeler yüksek bir konjonktürün önünü açıyor. Bir nevi devrimlere girizgâh işlevi görüyor. Akdenizi Mare Nostrum- bizim denize çeviriyor.
Volkan Yaraşır

Hiç yorum yok: