Müslüman Mahallesi Yozlaşıyor mu?

28 Şubat süreci Müslüman Mahallesi’nde bir kırılma noktasıydı.
Devlet iktidarı etrafında örgütlenmiş bir çıkar şebekesi, başka bir düzen talebi olan ya da hiç değilse mevcut düzenden memnuniyetsizlik duyarak başka bir çıkış arayan İslamî kesimi kendisine tehdit unsuru görüyordu.
1980’lerde sol hareketleri, 1990’lı yılların başında yoğun şekilde Kürt hareketini ezmeye çalışan bu güç ve çıkar grupları, 90’lı yılların sonunda ise İslamî hareketleri hedef aldı.
Gerçi bir 12 Eylül Darbesi gibi değildi. 28 Şubat, en büyük çilesini de başörtülü kadınlar çekti. Ama o dönemki korku ve yıldırma siyaseti Müslüman Mahallesi’ni ciddi bir baskı altına aldı. Buna karşı geniş bir kesim de MGK bildirisiyle başlayan süreçte yaşananlara karşı durmayı göze alamadı.
Bugün ortalıkta “demokrasi” sevdalısı ya da kahramanı gibi poz veren birçok kişi ve kurum da yine o günleri sessiz ve hasarsız bir şekilde atlatmanın peşine düştü.
Müslüman kitlelere hitap eden kanaat önderleri, cemaat ya da tarikat liderleri ise ekseriyetle olup bitenleri hiç üzerine dahi almadığı gibi, kimisi süreci haklı gösterme cüretini sergileyebildi…
Velhasıl, 28 Şubat sürecinde Müslüman Mahallesi, devletin gücüyle imtihan oldu ve Allah’a olan teslimiyetinin hakkını vermekte maalesef genel itibariyle sınıfta kaldı.
AK Parti süreci de işte böyle bir yenilgi sürecinin üzerine geldi.
AK Parti her seçimden galibiyetle çıktıkça, Cumhuriyet kurulduğundan beri böyle bir fırsatı bekleyen dindar çevreler de önce güç ve makam, sonra servet ve özgüven kazanmaya başladı.
Zaman geçtikçe, iktidarda geçen günler arttıkça, devlet katında yükselmeler sürdükçe ve bunu “nimet” bilip de kendine yontanlar çoğaldıkça, yeni yeni sorunlar da baş göstermeye başladı.
Geçtiğimiz günlerde, Yeni Şafak yazarlarından Akif Emre, bu hâli aslında güzelce tasvir etti.
Gerçi o yazısında değişimle yozlaşma arasındaki farkı anlatıp, muhafazakârların yaşadığı yozlaşmayı anlatıyordu. Ama bugün muhafazakârlık ve dindarlık ya da Müslüman Mahallesi birbirinden öyle kolay ayrılabilen kategoriler olmadığı için ben hepsini birlikte değerlendirerek, yazının başlığındaki soruyu sordum.
Mezkûr yazısında ise Akif Emre şöyle diyordu:
“Her şey zıddıyla kaimdir derler.
Zıddına benzeyen aslını yitirir.
Anadolu’nun ekonomik pastadan pay almaya başlamasının muhafazakâr kesimde ne türden sonuçlar doğurduğunu görmek için sosyal araştırma yapmaya gerek yok.
Gündelik hayatta insan davranışlarında, hayat tarzlarında gözlemlenen değişim bile sürecin nereye doğru devrildiğine dair yeterince fikir veriyor.
Bayram vesilesiyle daha farklı mekân ve kesimlerle karşılaşınca ister istemez yeni muhafazakâr sınıfın zıddına benzemeye başladığına, daha önce eleştirdiği davranış normlarını aynen benimsediğine bir kez daha tanık oldum.
İnsanların kazanıp helâlinden harcamaları ile lümpen, saygısız bir şekilde servetini gösteriş vesilesi yapması arasında fark var.
En azından toplumsal planda sergilenen sonradan görme zenginlik alametlerinin değişimden çok yozlaşma işareti olduğunu söyleyebilirim.
Statüko dediğimiz yapının seçkinlerine özgü ayrıcalıklılar arasına karışanlar, kolayca sosyeteye, elitler zümresine dâhil oluyor; önemli olan sahip olduğu serveti.
Henüz bu çapta bir muhafazakâr zenginler sınıfı oluşmasa da gelir düzeyi bir şekilde artan, daha farklı semtlerde, sitelerde yaşamaya başlayan bir kesimin oluştuğu kesin.
İnançlarından dolayı taşıdıkları üstünlük duygusu ile güç ve iktidar sahibi olmanın getirdiği kibir görüntüsü toplumsal hayata hemen yansıyor.
Üstelik daha önce karşı çıktıkları tüm davranış normlarını sergileyerek...
İşte bu toplumsal değişim değil bir ahlâkî çürümedir. Servetin nasıl kazanıldığı kadar nasıl harcandığı da Müslüman için sorgulanması gereken ölçüdür.
Gösteriş, başkalarını yok sayan kibir, büyüklük ve de her taraftan taşan görgüsüzlük... Bu göstergeler bile değişim denilen şeyin mutlaka iyi olmadığını, tutuculukla erdemin, ahlâkın korunma kaygısının farklı olduğunu gösterir…”
Akif Emre’nin gözlemlerine katılıyorum, nitekim Sakarya’daki toplumsal değişime baktığımda ben de benzer kaygıları tartışıyorum.
İktidarı bitmez tükenmez bir güç zannedenler ise, tabi bugün bu kaygıları arkaya atacaklar ve olup biteni hayra yormaya devam edeceklerdir…

Hiç yorum yok: