Küresel Kriz, Küresel Senkronizasyon

Kapitalizmin yapısal krizi yeni bir evreye girdi. Krizin küresel düzeyde yıkıcılığı artıyor ve derinleşiyor.
Burjuva iktisatçılar ve küresel finans-kapitalin sözcülüğünü yapan yayınlar, yaşanan süreci ısrarla “büyük” ya da “uzun resesyon” diye tanımlıyor. Bu tanımlamalar bile krizin boyutuna ve yıkıcılığına ilişkin kaygıları dışavuruyor.
Özellikle dünya ekonomisinin klasik iktisatın verilerine göre %2.5 büyüme trendinin altına düşmemesi, bu argümantasyonlara ekonometrik bir zemin ve gerekçe sağlıyor.
Küresel düzeyde sabit sermaye yatırımlarında “kronik” düşüş; metropol ülkelerde yaşanan, bir türlü toparlanamayan büyüme oranlarında “kronikleşen” gerileme; dünya ekonomisinin taşıyıcı ülkeleri dâhil, özellikle ikinci kuşak kapitalist ülkelerde olağanüstü kamu borç yükü ve cari açıklar; sanayide ve ticarette şiddetli deformasyonlar, her an finansal tsunamilere yol açabilecek, finansal dalgalanmalar ve türbülanslar; zombi bankacılık krizleri “gözardı” edilerek yapılan bu tanımlamalar, herşeye karşın yaşanan durumu perdeleyemiyor.
2008’de dışavuran kapitalist krizin sarsıcı etkileri, eşitsiz yansıdı. ABD’de finansal tsunamiler ve büyük iflaslar yaşandı. Avrupa Birliği ise krizin odak coğrafyasına dönüştü. Öte yandan BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin) ve bazı ikinci kuşak ülkeler, krizin yıkıcı sarsıntılarından daha az etkilendi ve yükselen ekonomiler olarak dikkat çekti. “İstikrarlı” bir şekilde büyümeleri devam etti. BRIC ülkeleri neo-liberal politikaların odak coğrafyaları olarak öne çıkmıştı. 1990’lı yıllar bu ülkelerin yaşadığı transformasyon sürecini işaretledi.
Yeni sermaye birikiminin bir yansıması olarak global casino ve global fabrikalaşma sürecinin önemli bir parçası olan bu ülkeler, yeni mega yatırım alanlarına dönüştü. Aynı zamanda küresel atölye ve tedarikçilik konumlarıyla, metropollere ucuz ithalat olanakları sağladı.
1997 Asya Krizi BRIC ve özellikle Çin ve Asya Kaplanları’nı etkiledi. Krizin sarsıntılarının hızla atlatan BRIC, 2000’li yıllara yüksek büyüme oranıyla girdi. Hatta 2000-2012 arasında, BRIC ülkelerinin dünya hâsılasındaki paylarında orantısal yükselme görüldü. Pay %38’den %50’ye ulaştı.
BRIC ülkeleri küresel ekonominin parlayan yıldızları oldu. Bu tablonun etkisiyle, dünya ekonomisinin büyüme hızı %2.5’in biraz üstünde, %3’lerde seyretmeye başladı.
Ne var ki yükseliş periyodunda bir kırılma yaşandı. 2012 yılında durum değişmeye başladı. Çin’in %9’larda seyreden büyüme oranındaki, nispi düşüş bunun en somut göstergesi oldu. Benzer gelişmeler diğer BRIC ülkelerinde de görüldü. 2013’ün birinci ve ikinci çeyreğindeki veriler durumu daha da ciddileştirdi.
Özellikle son 10 yıllık süreçte dünya ekonomisinin sürükleyici gücü hâline gelen BRIC ülkelerinin, 2012’den sonra yaşadığı ekonomik daralma ve büyüme oranlarında yavaşlama, bir dizi negatif faktörü devreye soktu.
2013’ün üçüncü ve dördüncü çeyreğinde düşüşün devam etmesi kaçınılmaz gibi gözüküyor. 2014 yılı daha vahim gelişmelere gebe olabilir.
Bugünkü veriler, dünya ekonomik büyüme tablosunu değiştirici mahiyettedir. Dünya ekonomisinin büyüme oranının 2013 sonunda %2.5 sınırına gelmesi yüksek bir olasılıktır. 2014 ise büyük tehlikelerle doludur. Böyle bir tablonun doğması yoğun spekülatif dalgalanmalara yol açacağı gibi, küresel finans piyasalarının altüst olmasını da beraberinde getirebilir.
Bunun dışında çok daha önemli gelişmeler yaşanabilir. BRIC ve bir dizi ikinci kuşak kapitalist ülkede, özellikle son 10 yılı kapsayan büyüme trendi, krize rağmen finans-kapitale ve metropol ülkelere muazzam olanaklar sunmuştu. En başta merkez ülkelerin kriz eğilimlerinin periferiye taşınması kolaylaşmış ve finans-kapitalin kâr realizasyonunu sağlayacak olanakları artmıştı. Küresel finans hareketlerine entegre borsaların varlığı spekülatif sermayenin hareket kabiliyetini yükseltiyordu. Yeni sömürgeleştirecek alanlar doğmuştu. Global üretim merkezi ve ucuz işgücü olarak metropolün ihtiyaçları kolayca karşılanıyordu.
BRIC ülkelerindeki ekonomik daralma ve büyüme oranlarındaki düşüş, kapitalizmin yapısal krizinin derinleştiğini ve krizin yeni bir evreye geçişini simgeliyor.
21. yüzyılın ilk çeyreğinde kapitalist entegrasyonun kapitalizmin tarihindeki en yoğun aşamaya ulaşması, uluslararası işbölümünün kompleks ve enterkonnette özelliği, merkez çevre ilişkisinin vardığı boyut ve içiçe geçmişliği ve yapısal krizin geçirdiği iç evreler, krizin artık metropoller dâhil, bütün periferide etkisini daha da şiddetli hissettireceği bir sürecin önünü açtı. Krizin her ülkede daha kristalize olacağı ve yıkıcı potansiyelinin artacağı bir dönemin içine girdik.
Bu dönemde sorunlar aynılaştığı kadar, sorunların yansıması ve birbirini etkileme düzeyi de yükseldi. Evet kapitalizm her şeyiyle Marx’ın Grundrisse’te söylediği gibi, hareket hâlindeki çelişkiye dönüşüyor. Kapitalist sürdürülemezliğin bütün çıplaklığıyla hissedileceği bir sürecin içine giriyoruz.
Volkan Yaraşır

Hiç yorum yok: