Kapitalist Kriz ve Sınıf Partileri

Kapitalist kriz dönemlerinde burjuva partileri ve işçi sınıfı partilerinin tavırları ne olmalıdır?
Normal şartlarda bu iki uçtaki partilerin esas görevleri, iki farklı sınıfa hizmet etmeleridir. Burjuva partiler burjuva sınıfına, işçi sınıfı partileri de işçi sınıfına hizmet eder.
Kıbrıs'ta yaşanan son ekonomik krizde karşılaştığımız tavırları ve bu partilerin durumlarını inceleyecek olursak, kapitalist sistemin devamından yana olan ve varlığı ancak kapitalist sistemin varlığına dayanan burjuva kapitalist sınıf ve partileri kendi doğalarına gayet uygun davranarak, işçi sınıfına karşı baskı ve sömürüyü artırarak, krizin yükünü çalışanların omuzlarına bindirmektedir.
Nasıl mı?
Bu gibi kriz koşullarında burjuvazi güç kaybeder, siyasî iktidarını koruyamayacak, tahakkümünü sürdüremeyecek duruma gelebilir. Bu durumda işçiler güçlenirlerse ve sermaye iktidarına daha fazla tahammül etmeyip, ayaklanırlarsa iktidara gelmeleri söz konusu olabilir. Bu da sermaye iktidarının sonu demektir. Burjuvazi asla buna razı olmaz! Kendisi zayıf olduğu dönemde, baskı altında bulundurduğu sınıfı daha da zayıflatması gerekir ki o sınıf üzerindeki hâkimiyetini koruyabilsin. Burjuvazi bu kriz döneminde buna aykırı bir davranışta bulundu mu? Kesinlikle hayır. Çünkü onlar kendi sınıflarına ihanet etmezler. Etmedikleri içindir ki onların iktidarında işçi sınıfı üzerindeki sömürü ve baskı devam eder. Ayrıca, sermaye sınıfı kendi saldırganlığını gizlemek için işçileri, “yerli-yabancı işçi” diye kamplara bölerek onların birleşmelerini engeller. Ucuz işçi statüsünde çalışan yabancı işçilerin işsizliğin nedeni olduğu yalanını yayarak, yabancı düşmanlığını ve ırkçılığı körükler. İşçi sınıfının saflarında bölünmelere yol açar. Bu da sermaye iktidarını pekiştirmek için kullanılan bir yöntemdir.
Diğer uçta bulunan, yani sınıfı temsil ettiğini iddia eden ve kendilerini “sol” olarak tanımlayan partilerin bu durumda ne yapmaları gerekir?
Bu dönem bu tip partilerin güçlenmesi için gerekli şartlar mevcuttur. Çünkü burjuvazi gerçek sömürücü yüzünü daha da fazla göstermiştir. İşçilerin bu dönemde kaybedecek fazla bir şeyleri kalmadığı için burjuvaziye karşı savaşımları daha da keskinleşir. Marksist-Leninist bir teori ile donanmış bir parti, etkili olduğu sendikaların da yardımı ile en güçlü olduğu yerlerde işçilere ekonomik ve demokratik haklar kazandırır, kapitalist saldırılara karşı direnişe geçer ve kazanılan her zafer, etkili olmadıkları işyerlerinde bile emsal teşkil ederek işçi sınıfının daha da güçlenmesine ve işçi sınıfının öncü partisi ile birlikte zayıflamış olan burjuvaziye karşı savaşımın ileri götürülmesine yol açar. İki sınıf arasındaki kavga bu şekilde gelişir.
Özetle mevcut iki sınıf vardır: burjuva sınıfı ve işçi sınıfı. İki sınıftan birinden yana değilseniz, ötekinden yanasınızdır.
“EMEKÇİ HALKIN İLERİCİ PARTİSİ (AKEL-KKK)” son yaşanan kapitalist kriz karşısında saflarını açık bir şekilde belli etmiş, sermayedarların yanında yer almıştır. İşçi sınıfını baskı altında tutmak için elinden geleni yapmıştır. Bu “sosyalist” maskeli arkadaşlar söylemde işçi sınıfından yana olduklarını söyleseler de, artık sadece kendi kendilerini kandırmaktadırlar. Bunu uygulamaları ile ispatladılar.
Ne mi yaptı bu işçi maskesi takan burjuva patronlar?
Kendi kontrollerinde bulunan bazı işyerlerinde işlerin azaldığını bahane gösterip, yaklaşık üç yıldan bu yana yüzlerce işçiyi işten attılar. Ancak bunun tam bir palavra olduğu ortaya çıktı. Çünkü bu işten atılan insanların yerine diğer şirketlerine kayıtlı düşük ücretli çalışanları getirdiler. Bunu yaparak iş azlığı yüzünden işten atılan işçilerin, işler çoğaldığında, belirli bir süre içinde geri çağrılma zorunluluğu içeren yasayı da hiçe sayarak, yüksek ücretlilerden kurtuldular (bu yüksek ücretliler yaşamlarının 20-30 yılında bu şirketin zengin olması için çalışan işçilerdir)! Bununla da yetinmeyerek, yabancı işçileri adeta köle gibi sendikasız, sigortasız, patronun iki dudağı arasında belirlenen çalışma saatlerine mahkûm, hiçbir sosyal güvencesi olmadan çalıştıran taşeron bir şirketten işçi kiraladılar. Her fırsatta bu emekçileri kullanarak işçileri, çalışma koşullarından şikâyet ederlerse işten atmakla ve yerlerine kiralık işçi almakla tehdit ettiler.
Son yaşanan bankalar krizinin ardından sendikalar aracılığı ile partileri yaşanan kapitalist krizin faturasının işçilere ödettirilemeyeceği yönünde nutuk atarlarken, kendi işyerlerindeki çalışanları tüm kazanılmış haklarından mahrum ederek, iliklerine kadar sömürdüler.
Çalışanların maaşlarını, kazanç durumlarına paralel olarak, %3 ile %20’ye arasında değişen oranlarda kırptılar!
Kazanılmış bir hak olan ihtiyat sandığı ödemelerini %de 7’den 0.01’e düşürerek, pratikte tamamen gaspettiler.
Yine kazanılmış bir hak olan 14.cü maaşın 4’de 3’ünün kesilmesini işçilere dayattılar ve bunu sendikanın da desteğini alarak, kabul etmeyenleri işten atmakla tehdit ederek başardılar.
AKEL’in PEO sendikası ile olan bağları ve etkisi herkesin malumudur. Sendika aracılığı ile işçi sınıfına sınıf bilinci taşımak yerine, tam tersine, işçilere “işten atılırsınız, başka iş bulamazsınız, idare etmelisiniz” gibisinden korku ve ümitsizlik aşıladılar.
Ama artık maskeleri düşmüş, yüzleri görünmüştür!
Sizler, AKEL olarak, işçi sınıfının ilerlemesini engelleyen bir parti olarak, burjuvazinin güçlenmesine katkı koydunuz. Sizler işçi sınıfına ihanet eden sınıf düşmanı gericilersiniz.
Sizin tavrınız işçi sınıfının düşmanlarının tavrıdır. Siz, işçileri “yerli-yabancı” diye birbirine düşürerek, işçilerin kazanılmış haklarının ellerinden alınmasına destek olarak sermaye iktidarının tahakkümünü sürdürmesine destek oluyorsunuz.
Bu duruşunuzla emperyalizme ve faşizme hizmet eder pozisyona düştünüz.
İşçilerin bugün her zamankinden daha fazla mücadele etmeleri gerekmektedir, hem kendilerine sürekli açıktan baskı yapan burjuvalara, hem de sınıfın önünde engel olan, burjuvazinin yedeği olan sahte solcu olan sizlere.
İşçiler önce sizleri yerle bir edecek, ardından da burjuvaları devirerek kendi iktidarına koşacak. Ve buna kimse engel olamayacak.
Bunun için işçilerin kendi ekonomik çıkarlarını, demokratik ve siyasal haklarını korumak ve geliştirmek için güçbirliği yapmaları şarttır. İşçilerin kendi işyerlerinin geleceğine yönelik söz hakları olmalı, kararları demokratik şekilde almak için mücadele etmeleri şarttır. İşçilerin geleceğine ilişkin kararlar sendika ağalarına bırakılmamalı, çalışanların tümünün doğrudan katılımları ile alınmalıdır. Ülke yönetimine ilişkin olarak da işçilerin ve tüm çalışanların doğrudan katılımı sağlanmalıdır.
Demokratik, barış içinde ve tüm çalışanların haklarının adaletli bir şekilde korunacağı bir toplumsal yapı ancak böylesi bir doğrudan demokrasi ile mümkündür.
İşçi Birimi
Ağustos 2013

1 yorum:

Felsefeci Tepki dedi ki...

AKEL Kapitalizm yönüne doğru evrim geçirmiştir galiba..