Çarşı ile Röportaj

Çarşı grubunun “gerçek” sözcüleriyle, en doğru yerde Beşiktaş çarşı içinde buluşup siyah beyaz bir yolculuğa çıkıyoruz. Gezi Direnişi’nde Beşiktaş bayrağının altından hiç ayrılmayan, olaylar biraz durulduğu anda ise gözaltına alınan Cem Yakışkan, sorularımızı dik duruşundan hiç ödün vermeden yanıtlıyor. Onun sözü bıraktığı yerde, iki “çarşı çocuğu”, Önder Abay ve Tuncer Döğer boşluğu dolduruyor.
Çarşı tribüne siyaset karıştırdı diyenlere cevabınız nedir?
CY: Biz siyaset yapmayandan korkarız. Çünkü siyaset bir yaşam biçimidir. Yolda yürümemiz, arkadaşlarımızla konuşmamız, işyerindeki ilişkimiz hep siyasetle bağlantılıdır. Evet, biz siyaset yapıyoruz. Onlar ise politikayla uğraşıyorlar. Tribüne siyaseti karıştırdığımızı söyleyenler, esas olarak karşı duruşumuzdan ve muhalefetten korkuyorlar. Biz yola bir parti bayrağı alıp düşmedik, bazılarının yaptığı gibi. Rantla, tezgâhla işimiz olmadı. Kimilerinin nerelerden geçimlerini sağladıklarından da haberdarız, bana açık açık söyletmesinler.
ÖA: “Aslında muhalif olma” demeye çalışıyorlar. Bunun söylerken bile siyaset yaptıklarının farkında değiller. “Bizim siyasetle işimiz olmaz” diyen “sözüm ona Çarşı sözcülerinin” haberleri ve röportajları çıktı bazı gazetelerde. Bunlara gülüp geçiyoruz. Ama çok da garipsiyoruz. Kendilerini komik durumlara düşürüyorlar. Bu işler, Kazlıçeşme’de siyah beyaz bayraklara “Times New Roman” karakteriyle “Çarşı” yazmaktan farksız. Kendilerinin bile inanmadıkları şeyleri doğruymuş gibi piyasaya sunmaları çok tuhaf oluyor. 1980 yılından bu yana gelen bir gelenek, bir tarz, bir tavır var. Bir şey yapıyorsun, bari doğrusunu yap da karikatürcülere malzeme olma.
TD: Uzun yıllardır, yanı başımda olan arkadaşlarımla kavga bile etmediysem, bu siyaseti doğru kullanabiliyor olmaktan kaynaklanıyordur. Biz politikadan anlamıyoruz ama siyaset yapıyoruz. Yapmaya da devam edeceğiz. Kimse karışmasın, kimse bizi susturmaya çalışmasın. Biz siyaset yaparız. Bizi susturmaya çalışanlar dezenformasyon yaratma peşindeler.
Çarşı nasıl organize oluyor?
CY: İnce ince bir plan yapma durumu yok. Bu Çarşı’nın doğasında var. Çarşı çok çabuk refleks gösteren bir grup. Taksim Direnişi’nde de böyle oldu. Çocuklar, Gezi’de olanları haber alıp Kazan’da toplanmışlar. Ayağımda terlikle gittim. Zaten insan sayısı beş yüzü bulmuştu. Ara sokaklardan Taksim’e çıkmaya karar verdik. Osmanbey’e ulaştığımızda sayımız 15 bine ulaşmıştı. Böylece, direnişe dâhil olduk. İlk günden son güne kadar da kaldık.
ÖA: Çocuklar uyurken susulur, ölürken değil. Haksızlığa karşı birlik olmak Çarşı ruhudur. Biz tribünden alışığız bazı şeylere. Biber gazıyla içli dışlıyız. Normal insanlardan daha az etkileniyoruz açıkça. Tribün çocuğu daha dayanıklı. Gezi’yle başlamadı mücadele. Daha öncesinde 1 Mayıs vardı. Orada da çok biber gazı yedik. İnönü’nün kapanacağı son günü de yok yere zehir ettiler bize.
TD: Gezi Direnişi sırasında bayrağı olan tek grup bizdik. Flamayı gören geldi. O bayrak oradan dönmedikçe, kimse de geriye dönmedi. Aksine her geçen gün daha kalabalık olduk. Bir vicdan meselesi bu.
Vicdan neyi ifade ediyor Çarşı için?
CY: Bir insan akıllı olmayabilir, yetenekli ve becerikli olamayabilir ama vicdanlı olmak zorunda. Ben vicdanlı insanla korkmadan, çekinmeden arkadaşlık yaparım. Vicdanlı olan adamdan kimseye zarar gelmez. Çarşı’da da böyle bir ruh hâli bulunuyor işte. Bizim haksızlıklara karşı anında gösterdiğimiz bir refleks var. Van’da deprem olduğunda, tribünden bir TIR’ı doldurabilecek kadar malzemeyi üstümüzden çıkarıp fırlatabiliyoruz. Bayramlarda çocuklara giysi dağıtmaktan mutluluk duyuyoruz. Gözlerdeki ışığı görmek bize yetiyor.
ÖA: Ortada duran haksızlıkları, çarpıklıkları görüyoruz. Biz sadece taraftar değil, Beşiktaş taraftarıyız. Anında da tepkimizi koyuyoruz.
TD: İnsanlar, yanlarında olmamızdan mutlu oluyorlar. Bu bize daha büyük şevk veriyor. Bu nedenle “daha çok yere ulaşmamız lâzım” diye düşünüyoruz.
Çarşı içerisinden çıkan bazı isimler, kolektif ruhu dikkate almadan bağımsız röportajlar veriyorlar. İktidara yakınlaşmak gibi bir niyetleri var. Hemen aklıma Alen Markaryan geliyor mesela…
CY: Sene 1996’ydı. İnönü Stadı’nın kapalı tribününde bir set var o zaman. Bütün Çarşı o setin üzerinde. Emniyet dedi ki: “Bu iş böyle olmaz, bir sözcü seçin, setin üzerine o çıksın.” Çarşı çok kimlikli bir yapı. Alen Ermeni’dir. Bu mozaiği göstermek adına “Setin üzerine Alen çıksın” dedik. Alen’i çıkarma sebebimiz de bu zaten. Oysa bu işi ondan çok daha iyi yapabilecek insanlar vardı. Alen kendisini çok zeki, nitelikli filan zannediyor. Yazar oldum havasında. Hatta Beşiktaş’a yönetici de olacağım diye dolaşıyormuş. Öyle hayallere kapılmasın. Onu kimse yönetici yapmaz. Önce de biz izin vermeyiz. Beşiktaş o kadar küçük değil. Biz Alen’i çıkararak bir mesaj vermek istedik. Bunu da herkes anladı. Ama gördük ki Alen bazı şeyleri iyi algılayamamış. Geçen gün bir gazetede röportajı çıkan arkadaş da kendisinden kurucu üye olarak söz etmiş. Çarşı’yı 1982 yılında Ercü, Optik ve ben birlikte kurduğumuzda bu konuşan arkadaşlar yeni doğmuştu henüz. Bizden duyduklarını anlatıyorlar. Hiç kimseyi kandırmaya kalkmasınlar, komik duruma düşüyorlar. Ne yazık ki Çarşı ruhunu anlamamış bu arkadaşlar. Kavgada arkadaşını bırakıp kaçamazsın. Kendi kişisel çıkarların için kimseyi satamazsın. Biz böyle öğrendik.
Çarşı’nın bu karşı olma hâli nasıl gelişti?
CY: Buradaki herkes semt kültürüyle büyüdü. Bu başka bir şey. Biz apartman çocuğu değiliz. Sokakta büyüdük. Düşeni kaldırmayı öğrendik. Bizi fırına yolladıklarında iki ekmek aldırırlardı. Çünkü birini eve gelene kadar sokakta paylaşırdık. Herkes ucundan bir parça koparırdı. Paylaşmayı da burada, bu mahalle kültürüyle büyüdüğümüz için öğrendik.
ÖA: Eşitlik formadan geliyor. Beşiktaş formasının eşitleyici bir özelliği var. Kendi kimliğini umursamayan bir taraftardan söz ediyoruz. Popüler kişiler var aramızda. Fakat onlar da Beşiktaş formasını giydiğinde kimliklerini, unvanlarını çıkarırlar. Zeki Demirkubuz’a, Emrah Serbes’e locada, formasız maç seyrettiremezsiniz mesela. Beşiktaş alçakgönüllü bir yaşam biçimini öğretir. Bizde “yaratılmak istenen” alışılmış bir ağabey kültürü olamaz. Bizde sen ben de yoktur, Beşiktaş vardır. Bu bazı formaların da üzerinde yazar. Semtte, üzerinde Beşiktaş formasıyla terbiyesizlik yaptırmazlar adama. “Önce o formayı çıkar” derler. Bunların hepsi dayanışma kültürüyle yakından ilişkili. Çarşı’nın solcu oluşu da buradan geliyor zaten. Vicdanla alakalı. Biri öldüğünde bir şey söylemen lâzım, susmaman lâzım. Biz de asla susmuyoruz. Formanla haykırıp, formanla konuştuğunda da başka bir şey oluyor.
TD: Aklımıza ve ruhumuza hitap etmeyen şeye karşı olmayı birlikte, bu semtte yaşadık, öğrendik ve uyguladık. Zulüm gören kimse onun yanındayız. Bizi farklı yerlere koyamazlar. Biz buna karşıyız.
Çarşı boyun eğer mi?
CY: Deplasmana giden, satırları göze alanlar kuru tehditlerle yılmaz. Taraftar sadece taraftar değildir. Mahalledeki işsizdir, çalıştığı yerde tacize uğrayan kadındır, sokakta horlanan ötekidir. Bunların hepsinin tepkisini taraftar kimliğinde verir. Sen halkın elinden “rahatlama özgürlüğünü” alamazsın. Bu ters teper.
ÖA: Siyasetçilerin, özellikle de iktidarın bizi rakipleri olarak görmesi çok tuhaf. Bu durum daha fazla körüklüyor her şeyi. Bizi öldürdün, gözümüzü çıkarttın, kafamızda bombalar patlattın. Geri gitmedik işte. Akaretler’deki direnişte, gece yarısı mola işareti yaptı çocuklar. Bunun anlamı çok açıktı. Biz size semti vermeyiz, buradan ayrılmayız, bari biraz dinlenelim.
TD: Beşiktaşlı bir kız formasıyla polisin karşısına geçip “Sen şehit olduğunda ben ağlıyordum ama…” demişti. Bizi muhalefet yapmayalım, maçlara gitmeyelim diye engellemeye çalışıyorlar ama yılmayız. Siz gece üçte Van’a maç koysanız da biz orada olacağız.
Gezi Direnişi’nde Çarşı ön saflarda yer alarak bir fenomen oldu. Yaşadığınız farklı olaylardan söz eder misiniz?
CY: O kadar çok şey var ki. Çok acı duyduğumuz, çok kızdığımız şeyler de var aslında. Polis üstümüze “Allah Allah” diyerek koştu. Ne oluyor ya, biz kimiz, siz kimsiniz? Palalı saldırganlar mesela. Bizim semte pala ancak bıyık modelidir.
ÖA: Nişantaşı’ndaydık bir gece. 20-30 kişilik bir grupla en önde duruyoruz. Bir ara çok yorulduk. Sabaha karşıydı. Bir TOMA gelirken geri çekildik. Bu arada güzel, sarışın, şıkır şıkır bir abla geldi. “Arkadaşlar, sadece bir TOMA geliyor, bundan kaçılır mı?” dedi. Herkes birbirine baktı ve durdu. Mecburuz yani, nereye kaçacaksın o saatten sonra. O da bize umut verdi.
TD: Oturduğu evin 5 bin dolar kirası var. Hayatta hiçbir ekonomik kaygısı yok. Ama geliyor kapri şortla TOMA’nın önünde duruyor. Sağ olsun, bizi yan yana getirdi iktidar, barışmamızı sağladı. Bunlar da bize umut verdi.
Cevabını bildiğimiz bir soru bu aslında ama yine de yanıtlamanızı isteyelim… Davulcu Vedat kim?
CY: Yoldadır, gelir birazdan. Tribündeki herkesin davul çalmışlığı vardır bir vakit.
ÖA: Çarşı’nın zihninin kıvraklığıdır Vedat. Herkesin aklının çalıştığı yerde duran kişidir o. O anda, o kadar hızlı refleks vermek… İşte bu Çarşı’nın farkıdır, kimseye nasip olmaz.
TD: Hepimiz Davulcu Vedat’ız.
Çarşı’nın yaratıcılığı nereden geliyor peki?
CY: Davulcu Vedat’tan işte.
ÖA: 13 yaşında bir çocuk geliyor, “süper bir fikrim var” diyor. Biz onu dikkate alıyoruz. Herkesi dinliyor, ortak bir karar veriyoruz.
TD: Ne deniyor bizim için? “Hepsi okumuş çocuklar.”
Çarşı’ya üye olmanın şartları nedir?
CY: “Çarşılıyım” dediğiniz anda Çarşı’dansınızdır. Kendinizi ait hissettiğiniz anda buradasınız. Çarşı’yı biz kurduk ama bizim babamızın malı değil. Beşiktaş başkanı çıkıp, “Çarşı bir taraftar grubudur, alt kimliktir” diyor. Kardeşim “Biz üst kimliğiz” demedik ki. Bizim için önemli olan Beşiktaş.
ÖA: Her şeyden önce Beşiktaş bir markadır. Ama ne yazık ki kulüp yıllardır acemi ellerde yönetiliyor.
TD: Biz taraftar grubu olarak her türlü yanlış uygulamanın karşısındayız. 110 TL’ye forma satılmaz. İşçi bir baba, asgari ücretle nasıl alacak o formayı oğluna.
* * *
Cüce Ayhan, Spastik Erol, Parlak Serkan, Koko Cahit, Denyo Yılmaz, Morgöz Selçuk, Deve Erol ve diğerleri… Beşiktaş semti, Çarşı bayrağının üzerine namıyla yaşayanların ve namıyla anılanların yazıldığı yer. Pek çok hikâye var. Çarşı’nın kurucularından Cem Yakışkan “O kadar da masum ve iyi değiliz” diyerek anlatıyor bunlardan birini:
“Bir deplasmana gidiyoruz. Rahmetli Optik Başkan’ın kafası iyi. Koko Cahit yerden bir taş bulmuş, Optik’in kafasının güzelliğini kullanıyor. ‘Bu taş’ diyor ‘öyle güzel taş, böyle güzel kafa yarılır bununla.’ Sonunda taş, başkanın içine sindi ve onu büyük bir paraya satın aldı.”
Cem Yakışkan’ın hali hazırda sahibi olduğu mekânda Fener tribününden namı diğer Pepe Metin oturuyor. Bu nedenle söz Çarşı grubunun diğer takım taraftarlarıyla olan ilişkilerine geliyor.
“Ben bu semtte doğdum, bu semtte büyüdüm, inşallah da bu semtte öleceğim. Biz semt insanının kendi arasında kavga etmesini istemedik. Beşiktaşlının diğer taraftarlarla kavga etmesini de önlemeye çalıştık. Aileler gönül rahatlığıyla çocuklarını maça göndersin diye uğraştık. Bunun için 1996 yılında diğer tribün liderleriyle oturup barış yaptık. Bu yazılı bir anlaşma değildi. Bir söz verdik ve bu sözden geri dönmedik. Bizim verdiğimiz sözler hiçbir zaman havada kalmaz. İşte bu yüzden severler bizi. Yanlış yapmayız çünkü. Bunu bizim tribün taraftarı kadar Fenerliler, Galatasaraylılar da bilir. Severler sayarlar bizi. Saygı da sevgi de korkuyla yaratılmaz. Bizi kimsenin sevip saymasını da önemsemeyiz aslında. Biz nerede durduğumuzu biliyoruz. Kendimizin farkındayız çünkü.”
Röportaj: Erk Acarer
25 Ağustos 2013

Hiç yorum yok: