AKP, Kemalizm ve Aleviler

TC’nin esas düsturu, “tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek din, tek dil” olmuştur, yani daha anlaşılır olarak söylersek, o "Ulus Devlet" oluşturmanın esaslarına göre hareket etmiştir ve bu ihtiyacına uygun şablonun dışında kalan her toplumsal grup ve birey de bir şekilde o şablona sokulması gereken hedefler olmuştur. Her zaman ve bu noktada Osmanlı'nın ümmet anlayışına paralel yöntemlerin modernize edilmesinden öte bir şey yapılmamıştır. Osmanlı'nın halifelik makamı ve şeyhülislam eli ile yürüttüğü işler ve işleyiş, cumhuriyetin diyanet ve benzeri "modern kurumları" aracılığıyla kesintisiz olarak sürdürülmüştür.
Cumhuriyetin kurucu kadroları ortaya çıkış zamanları itibariyle birçok devrimci-ilerici söyleme sahiplerdi ve o kadrolar tek başlarına değillerdi. Anadolu coğrafyasında varlık gösteren tüm inanç ve etnik kesimlerden insanla ittifak hâlindeydiler. Tıpkı şu direniş sürecinin katılımcıları gibi, ancak cumhuriyeti kuran kadrolar, Osmanlı askeriye ve bürokrasisinden gelmeleri nedeniyle daha örgütlü ve daha disiplinli olan yapılarıyla, savaşın kazanılması sonra diğer ittifaklarını saf dışı bırakıp, onların taleplerini yok sayarak, daha savaş öncesi kafalarında oluşmaya başlamış ulus devlet anlayışlarını savaşla birlikte olgunlaştırmışlar ve savaştan sonra ise hayata geçirmeye başlamışlardır. Cumhuriyetin ilânıyla birlikte gelen birçok "hainlik" damgalı isyan ise başta konuşulan, kararlaştırılan ve üzerinde ittifak oluşturulan zeminin kurucu kadrolar tarafından inkâr edilmesinden kaynaklıdır.
Bektaşiler mevzusundan hareketle, Osmanlı-Cumhuriyet kıyaslamasına gitmek ise pek sağlıklı olmaz. Nedeni ise Bektaşi Tarikatı’nın 2. Mahmut dönemine kadar Osmanlı ordusunun manevi yanını örgütleyen bir tarikat olması ve bu yanıyla zamanının Osmanlı’sında benzerleri birçok tarikattan daha özgür ve daha güçlü bir konuma sahip bulunmasıydı. 2. Mahmut'la birlikte Bektaşi tarikatı bu gücünü kaybetmiş, cumhuriyet kurulması sonrası yine "tıpkı eski günlerdeki gibi" bir pozisyon yakalayacağını zannetmişti, ancak umduğunun tersine, 2. Mahmut'un minare eklediği tekkelerinin kapısına kilit vurularak ve bazıları ise müzeye çevrilerek, buraları para ile girebildikleri yerler hâline getirildi.
Bunların her biri "ulus devlet" denen modern canavarın planları dâhilinde düşünüldüğünde çok tali şeyler gibi kalıyor. Hatta tüm bunları "parçanın bütüne feda edilmesi" parantezine sokarak gayet masumane iş ve işlemler kategorisine bile saymaya bile kendimizi zorlayabiliriz. Ancak cumhuriyet ve modernleşme adı altında anlatılanların, ezberletilenlerin nerede ise hepsi aldatmacadan ibaret.
Zamanın gereği ve zoru ile Türkiye halklarının yaşamına girmiş olan çoğu şey toplumsal algıda sürekli şişirilerek "kemalist devrimlerin sayesinde" anlayışı hâkim kılınmaya çalışıldı. Bugün AKP faşizmi Kemalist devrimle oluşmuş kurumları bir karşı devrimle yerinden etmiyor, tam tersine yaptıkları ufak değişikliklerle kendi erimleri için sadece daha elverişli hâle getirmeye çalışıyor.
AKP'nin şu geldiği noktada dahi hangi devlet kurumunu var eden biçim ve öz değişmiştir ya da neden değişsin? AKP'nin en öcü bellettiği ordu zaten tarihinin her zamanında ülke halkları için öcü olmaktan başka bir işe imza atmadı ve AKP'nin “benim askerim” diyemeyeceği birkaç kıdemlinin ayağı kaydırıldıktan sonra pekâlâ “kemalist devrimin devrimci ordusu” AKP'nin ihtiyaçları için hazır kıt'alara dönüştü. Sonra yine alevilerin (ki burada alevilik merkezli konuştuğumuz için aleviler diyorum sadece) Şu modern devlet içinde varlıklarına dair bu güne kadar sadece ölüme tekabül eden katliamlarla anılır olmaları dışında hangi canlı emareye rastladık? Ya da rastlamış olan var mı? Sünni topluma yönelik laiklik yaklaşımı ile oluşmuş atmosferde, görsel olarak o atmosferde daha rahat kamufle olan alevilerin varlığından başka, tüm Türkiye halkları gibi bu ülkenin doğal bir parçası olan alevilere dair ya da alevilere ait ne var?
Cumhuriyet, Dersim ve Koçgiri örneğinde olduğu gibi, kendi yaşam alanlarından ibaret adresleri olan alevileri o dönem bombalarken, kentleşme ile birlikte yöntem değişmiş ve dağılmış olan bu adresleri Maraş, Çorum gibi örneklerde olduğu gibi işaretleyerek, cumhuriyetin başından bu yana varolan politikalarının devamlılığına halel getirmemiştir. Yine Kemalist modernleşme Osmanlı’nın geleneksel ve sadece bireylere yönelmiş "devşirmecilik" politikasını toplumsal grupları hedefleyerek hayata geçirmeye devam etmiştir. O zamanın koşullarında Devlet-i Aliye için can verilir baş kesilirken, günümüz modernliği ile bir Türk'ün dünyaya bedel olduğu ve bu bedel için her türlü insanî kıymetin yok sayıldığı bir ezber, bir devşirme feda edişi şekillendirilmiştir. Ve her şey ama her şey bir yana, artık kemalizm zamanında ne vadetmiş olursa olsun ve ne yapmış olursa olsun, geldiğimiz zaman diliminden çok önceden bu yana artık sadece ve sadece gericiliği ve statükoyu temsil etmektedir.
Tüm yaptıklarına ve taşıdıkları niyete “devrimcilik” diye bir ön kabulle yaklaşacak olsak dahi artık o devrimcilik tarihsel olarak karşı devrimciliğe hizmet edecek donanım ve dünya görüşünden ibaret kalmıştır. Kemalist devrim zaten yapmadığı ve bizzat bastırdığı ve ancak ortaya çıktığı koşullarda yapması gerekenleri yapmadığı için, daha bugün dahi, hiçbir zaman elde edilmemiş demokratik hak ve özgürlük talepleri toplumda kendisine yankı buluyor.
En can alıcı sorunumuz ise şu süreçte bütünüyle sistemin sorgulanmasından ziyade, AKP karşıtlığını kerameti kendinden menkul bir kıymete büründürmemiz. Cumhuriyet dönemini AKP öncesi ve sonrası diye ayırmamız.
Direnişçilerin çoğunluğunu oluşturan ve düşün dünyaları AKP hükümeti döneminde şekillenmiş gençliğin bu doğruları olan ama eksiklikleri daha fazla olan yaklaşımlarını, davranış ve direnişlerinin heyecanına kapılarak görmezlikten gelerek, sistem tarafından yaratılmış olan ve istenen körleşmeye katkıda bulunmamız.
Gençliği-direnişçileri yarın bir gün "ee biz bu haltı niye yedik" sorusu ile baş başa bırakmak istemiyorsak, AKP dönemi kadar öncesinde hiçte sütten çıkmış ak kaşık olmadığını gücümüz yettiğince onlara anlatmamız gerek.
Kızıl Elmacı güruhun da Yeşil Elmacı yığın kadar eşit aklın eserleri, aynı sistemin savunucuları olduklarını dile getirmemiz gerek.
Nuri Çıntay

Hiç yorum yok: