Mazlum Der Zalim Dinlemez

Mazlum-Der başkanı Ahmet Faruk Ünsal kaleme aldığı son bildiride mazlumun dediğine değil, zalimin dinlemezliğine ortak olmuştur. Kısaltma ile, Mazlum-Der “Zalim-Din”e dönüşmüştür. Mazlumun dinine sırtını dönmüştür. Burjuva hukukunun sınırları içinde Tayyip efendisini koruyup kollayıcı bir müdahale gerçekleştirmiştir. Bugün Tayyip’in kanlı abası altındaki sopası olan, “ben de 1 milyon çıkartırım” sözüne destek olmuş, bu tehdidin konusu olan AKP tabanını diri tutacak bir gaz vermiştir. Mazlumun safında olduğunu söyleyen bir dernek, zalimin dinlemezliğine, zalim-din’e ortak olmamalıdır.
Olayların başladığı günden beri anaakım medyadaki sansür aşikârdır. Ünsal buna tek laf etmemekte ama “yalan haber” ve dezenformasyon”dan bahsetmektedir. Üstelik haklılığını pekiştirmek adına, elinde “delil”, üstelik “nesnel deliller” olduğunu söylemektedir. Çok hukukçu, çok nesnel bu eski AKP Adıyaman milletvekili, gerçekleri ikbal gayretine kurban etmemeli, iktidar için ve onun lehine bir pozisyon almamalıdır.
Bugün sansürün hafif kalktığı ortamda TV kanallarına çıkan her türden liberal ve bilumum AKP’ci aynı tezviratları ve edebiyatı ezbere konuşmaktadır. Kaç gündür susan ve kendisine “gazeteciyim” diyen isimler, Ünsal gibi, olayların abartılıp ülkenin kandırıldığını söylemektedirler. Onlara göre, ülke yangın yerine dönmemiştir, başından vurulanlar yoktur, liseli gençler sokak ortasında linç edilmemektedir, evlere gaz bombaları atılmamaktadır, polis dükkânların camlarını kırıp sağı solu yakarak direnişçileri karalamaya çalışmamaktadır, akreplerden insanların üzerine yakın mesafeden mermi ve gaz sıkılmamaktadır, sivil polisler sivil araçları kitlelerin üzerine sürüp insanları katletmemektedir, sokağı temizleyen bir belediye işçisinin gözü kör edilmemektedir, yakın mesafeden bir direnişçi işçi başından vurulmamaktadır, Gezi Parkı’nda sabahlayan insanların çadırları saat beşte yakılmamaktadır ve daha birçok şey…
Tüm bunlar, örneğin Ankara’da Mazlum-Der merkez binasının arka sokaklarında meydana gelmektedir. Asıl, “başörtülülere saldırıyorlar” deyip Tayyip’in yüzde ellisine gaz vereceklerine, az zahmet edip aşağı inseler hakikati göreceklerdir. “Eylemciler sağı solu yağmalıyor” diye yalan söyleyeceğine o sokağın hakikati karşısında tövbe etmeli, özür dilemelidir.
Bu ülke Müslümanlarını ucuz bir mağduriyet edebiyatı ile uyutma devri bitmiştir. Dinin garantisi, o güvendiğiniz faiz düzeni ve Garanti bankalarınız değil, sokağa inip mazlumlarla birlikte savaşmaktır. Gerisi küfürdür, münkirlik ve müşrikliktir.
Sayın Ünsal, meselenin Gezi Parkı sınırlarını çoktan aştığını anlamamaktadır. O nedenle hükümetin Taksim’e izin vermesini takdirle karşılarken, kaçırdığı bir gerçek vardır. Taksim, başka meydanları halka zehir etmek için boşaltılmıştır. Üstelik Taksim’in kısa süreli sükûneti, aşağısındaki Beşiktaş’ta yaşanan zulmün örtüsü olmuştur. Ünsal ve destekçisi olduğu bu tağut rejimi, meseleyi üç kuruşluk burjuva hukukuna ya da bir iki tedbire indirgeyebilir ama hükümet ve devlet karşıtı kıyamın fitili tutuşmuştur. Hâlâ AKP’deki rantın, ikbalin düşünülmesi, asıl budur Müslümanlığa sığmayacak olan.
Sayın Ünsal, Ebu Süfyan kervanlarını korumanın Müslümanlık olduğunu zannedebilir, insanları, “biz sizin malınızı düşünüyoruz” diye kandırmaya çalışabilir bildirisinde. Ama direnişçileri bu tür karalamalarla karşı tarafa atmak, en açık ifadesiyle, polisliktir. Avukatlığına soyunduğu otobüs durakları insanların ulaşım imkânlarını isteyince kısıtlayan, dileyince zamlandıran devlete yönelik öfkeyle kırılmaktadır. Bu neo-kemalist rejimin camlarının derdine düşmek Mazlum-Der’e kalmamıştır. Camlardan daha kıymetlidir canlar! Ol canlara kıymet verecek bir nizama dek tüm camlar kırılır elbet.
Bugün Ünsal’ın da parçası olduğu bu tağut rejiminin polisleri, misal İzmir’de, kasklarındaki numaraları boyayıp “sivil” destekçileriyle halka işkence etmek için örgütlenmektedir. Sağı solu ateşe vermektedir. Mazlum-Der’in bildirisinde bunlarla ilgili tek bir satır yoktur.
Mazlum-Der, Reyhanlı ile ilgili yazdığı bildiride de açık biçimde görüldüğü üzere, AKP’nin halka karşı uyguladığı zulmü nötralize etmek, yumuşatmak, gizlemek gibi bir görev üstlenmiştir. Son birkaç günün kıyamına dönük tepkisi de bu görevin ifşa olmuş hâlidir. Sayın Ünsal’ın Recep başkanını ak’layacak bir teşebbüs içinde olmasının başka bir izahı yoktur.
Mazlum-Der bildirisi, “doğruluğun şahitliği” ile hükümete dönük bir ikazla bitmektedir. Ama bu ikazda bile polis kafası işlemektedir. “Can ve mal güvenliği konusunda aslî sorumluluk sahibi” olduğunu düşündüğü hükümete seslenmektedir. Mazlum-Der, ne başörtüsü ne de başka bir dönemde kıyama içeriden tanıklık ettiği için meseleyi anlamamaktadır: kıyamda can da mal da kıyamcıların, direnişçilerin aslî sorumluluğudur. Ama burada net bir ayrım vardır: sadece düşmanın canı-malı öfkenin konusudur. Buradan bakıldığında Sayın Ünsal, Taksim esnafını veya otobüs duraklarını değil, efendilerinin canı ve malının derdindedir, aslolarak onları korumakta, daha doğrusu, bunların korunması için hükümeti göreve çağırmaktadır. İş tanımı budur. Dolayısıyla Mazlum-Der bildirisi, Tayyip’in “ben sadece onların başbakanıyım” dediği o yüzde ellinin canı ve malının korunmasını talep etmekte, örtük olarak o yüzde elliyi “düşmanına” karşı uyanık kılmaya çalışmaktadır. Yani sırda AKP tabanı mülklerini korumaya karşı tetikte olmaya çağrılmaktadır.
Bildirinin son cümlesinde “adil ve tarafsız” bir soruşturmadan bahsedilmektedir. Kim kimi soruşturacak, belirsizdir. Üstelik birçok ilde polis, kasklarındaki numaraları gizlemiştir. Dahası soruşturma tekeli de Tayyip’in elindedir. Yürütülen birçok yolsuzluğun dahi soruşturulamadığı bir ülkede katillerin bulunması, Sayın Ünsal’ın ifadesi ile, “orantısız” güç uygulayan polislerin kovuşturulması ham hayalden ibarettir. Mazlum-Der başkanı halkı başbakanı gibi enayi zannetmektedir.
Bildiride dile geldiği biçimiyle, sokakların tahrip edilmesi Sayın Ünsal’ı rahatsız ediyorsa, o polis terörünü sorgulamalıdır, eylemcileri değil. Onlar sokağı bu tağut rejiminin tüm izlerinden temizleyip özgürleştirmektedir. Sayın Ünsal, ucuz burjuva özgürlük teraneleri yerine bu özgürleştirici pratiği görmelidir.
O gölgesine sığındığı kibir kulelerinin gölgesinden çıkıp hakikat kavgasına dönmelidir yüzünü.
Ve ısrarla, inatla şu sureyi dernek duvarlarına yazmalıdır. Zira biz her eylemimizde bunu yapıyoruz:
(İhsan Eliaçık mealiyle)
Dini yalanlayanı gördün mü,
Öksüzü hor görür,
Yoksulu doyurmaya teşvik etmez,
O namaz kılanların vay hâline!
Onların kıldığı namaz boştur,
Gösteriş yapıyorlar.
Zarurî ihtiyaçların (mâûn) yerine ulaşmasına mani oluyorlar.
(Mâûn Suresi)
Cidal Haksoy
Ahmet Faruk Ünsal'ın "yağmalıyorlar" dediği ve korktuğu gerçek işte budur:

3 yorum:

Bu Benim Blogum dedi ki...

Mazlumder hakkındaki eleştirileriniz iftira ve hakarete dönüşmüştür.Mazlumder İlk açıklamasında açıkça polis'in şiddet ve işkence uyguladığını,olaylarda orantısız devlet müdahalesini tespit etmiş ve kınamıştır.İkinci açıklamasında Polisin Taksimi terk etmesini istemiş ve iktidara olan eleştirilerini devam ettirmiştir.Uzun süredir izledigim İştiraki ;aralarında "Atatürk'ün askerleri" olduklarını açıkça beyan eden geniş bir yelpazeden grupların bulunduğu bütün göstericilerin masum olduğuna inanmamızı ve kendisinin de bunların kefili olduğunu anlamına gelecek hatalı bir tutum içerisindedir.Bu hatalı tutum ve duruşu mazlumdere yönelik haksız eleştirilerin kaynağıdır.Aralarında faşistler,atatürkçüler,ulusalcılar vs. fırsatçı grupların bulunduğu bütün göstericileri aklamak,onlara kefil olmak ve eylemlerinin haksız saldırılara ulaşmadığını savunmak iştirakinin görevi olmamalıdır.

iştiraki dedi ki...

Sayın Mehmet Ali Devecioğlu,
Yazıya dönük eleştirileriniz için öncelikle teşekkür ederiz.
Ancak yazının “iftira ve hakaret” yüklü olduğu kanaatinde değiliz. Daha doğrusu Mazlum-Der bildirisinin bugün iktidara karşı mücadele eden insanlara küfrettiği düşüncesindeyiz.
Yazı özet olarak bugün mücadele eden insanlara gaz sıkan devletin yarattığı gazı almaya dönüktür.
Bugün Tayyip Erdoğan’ın yüzde ellisi güya bir bildiri kaleme almıştır ve ne tesadüf ki burada yazılanlarla Sayın Ünsal’ın yazdıkları aynıdır.
Mazlum veya insan hakları ise mesele, Abdullah Cevdet ya da Mehmet Ayvalıtaş mazlum ya da insan değil midir?
Reyhanlı bildirisinde de aynı üslup vardır: hükümet için yol temizliği yapılmakta, gaz alınmaktadır. Orada onlarca insan katledilmiştir ama Mazlum-Der onlarla ilgili tek laf etmemiş, o insanların yakınlarıyla görüşmemiştir. Mazlumu dile, dine göre ayırmak haksızlıktır.
Bu bildiriler açık ki politik bildirilerdir.
Tayyip’in yüzde ellisi tarafından yazıldığı iddia edilen bildiride “biz devlete isyan etmedik, polise karşı gelmedik” diye övünülmektedir. Bu İslamî hareketin düzen içi ve devlet tarafından beslenmişliğinin dile gelmesinden başka bir şey değildir, üç kuruş değeri yoktur.
Bu yüzde ellinin İslam’ı ile camiyi eylemcilere açan imamın İslam’ı asla aynı değildir. Siz “camiye hakaret” diye yaygara kopartıp kendi kitlenizi kışkırtabilirsiniz ama orada cami gerçek özüne dönmüş, insanların sadece manevi değil maddi yaralarını da saran bir mekâna dönüşmüştür. Bu sizin altınızdaki toprağın ilahi manada kaydığının göstergesidir. Feveranınız bu yüzdendir. Allah söylemlerinden bağımsız olarak tüm mazlumların safındadır. En azından Kur’an doğru ve sahih ise O’nun bize öğrettiği budur.
Biz iktidara biat etmiş, devlet ağzıyla konuşan, firavunlaşıp halkına zulmeden bir güce teslim olmuş bir İslam’ın olamayacağını haykırıyoruz. Sizse Müslüman ahaliye devlet ve iktidar adına direnişçileri kötü gösterecek tezviratlar üretiyorsunuz.
“Atatürk’ün askerleri” bahsine gelince… Bugün “Atatürk’ün askerleri” tüm AKP’lilerdir. Onlar Atatürk’ün tesis ettiği kurguyu, mekanizmayı korumaktadırlar. İsme, lafza, kelimelere çok takılmamak esastır. Bu bir iki ağaca kilitlenip ormanı görememektir. Dün Atatürk ya da İsmet İnönü neyse Tayyip Erdoğan da odur. Ağızdaki duaya, namaza pek takılmamak gerekir. “Feveylun lil musallin” bu anlamdadır. Alanlarda sizin düşman olarak kodladığınız tüm ideolojik söylemler kavganın harında dönüşmüştür. İnsanlar çıplak öfkeleri ve dertleriyle zalime karşı direnişe geçmişlerdir, bunu da en yakınındaki ideolojik cümlelerle yapmışlardır. Zarfa kilitlenip mazrufa kör bakmak hakikatten bizi uzaklaştıracaktır.
Sayın Ünsal bildirisinde “Vandalizm” kelimesini kullanmaktadır. Bu kelime Roma’yı yıkan barbar kavimlere atfen üretilmiştir. “Amaçsız yıkıcılık” anlamındadır. Bu kelimeyi kullanmış olması Ünsal’ın Spartaküs’ten değil Roma’dan yana olduğunu ispatlamaktadır. Üstelik bugünün yıkıcılığı amaçsız da değildir. Bir firavun düzenine son vermek, amaç budur.>>

iştiraki dedi ki...

>>İştirakî olarak bizi de Kemalist cenaha atarak kitlenizi rahatlatmaya çalışmaktasınız. Bu yanlış bir tutumdur.
Başbakan “bunlar ideolojik” deyip örtük olarak “ben ideolojiler üstüyüm, sadece devlet ideolojisine bağlıyım” demektedir. Bunun adı siyasi literatürde faşizmdir. Siz de bu üslubu üç kuruşluk malınızın korunması için onaylamaktasınız. Faşizm tüm toplumu ruhsuz, tek bir beden olarak görüp efendiler adına yönetmek demektir. İdeolojilere savaş açan başbakan tam da ruhu öldürmekten bahsetmektedir. Oysa Allah tek otorite olarak tek bir bedene değil, farklara, farklı dil ve kavimlere işaret etmektedir.
Biz tam da bu faşizme karşı mücadelede sizin alerji geliştirdiğiniz ve kendinizi var ettiğiniz, bizim sürekli bir mücadele içinde olduğumuz ideolojik söylemlerin dönüşme imkânını görüyoruz. Siz “cumhuriyet mitingleri” ya da “darbe söylentileri” ile kitlenizi diri tutmaya çalışıyorsunuz. Biz bunların kavganın ateşinde paramparça oluşunu seyrediyoruz. O nedenle “dinin garantisi mazlumla birlikte mücadele etmektir” diyoruz. Aynı refleksin Kürd dostlarda da yaşandığını görüp üzülüyoruz. Bugün safları dağıtan her girişimin firavuna hizmet ettiğini düşünüyoruz.
Eğer mesele İslam ve mümin olmak ise bu noktada Hucurat Suresi 14 ve 15. ayetler hatırlanmalıdır. Canı ve malı ile cihad edenler bugün kimlermiş, ona bakılmalıdır. Ağızdaki kelimeler çoğu zaman aldatıcıdır. Aslolan ameldir. Ameli ise müşriklerin de İslam öncesinde zaten yaptıkları bir iki ritüele indirgemek küfürdür.
Bu küfre, tağut düzenine, firavun saltanatına ortak olmak Müslüman’ın haysiyetsizleşmesidir. İslam olmak ise zulme karşı haysiyetli olmaktır.
Dostlukla… Selâm ile…