Lale Devri'nin Sonu

Birçok dinamiğin üst üste bindiği  “devrimsel” bir süreci yaşıyoruz.
Kendiliğinden, cüretkâr, kaotik, dayanışmacı, edepsiz, paylaşmacı ve hepsinden önemlisi kararlı.
Ne üzerinde kararlı olduklarını tek tek sorarsanız kimse size bir manifesto çıkaramayabilir.
Ama net olan şu ki istisnasız herkes, bu AKP düzeninin değişmesi noktasında kararlı.
Önümüzdeki günler herkes açısından sonraki on yıllarda pozisyonlarını belirleyecek tavırların alınacağı kritik bir dönem.
Bu noktada herkes ama özellikle Müslümanlar bir karar vermeliler; düzenin, statükonun, devletin, zalimin yanında mı olacaklar; halkın, yeni bir düzenin, mazlumun yanında mı?
Verilen karar kimilerini devlet için statüko için çalışır hâle getirirken, bir kısmını ise yeni bir dünya için çalışan, kavga eden, risk alanların safına taşıyacak.
İslamî camianın genel vurdumduymazlığı bu noktada bir “aymazlığa” dönüşmüş durumda.
Ancak bu noktadan itibaren eğer bu “devrim”in önüne geçme, onu karalama, itibarsızlaştırma gayretine düşerlerse, bunun da tabiî ki bir maliyeti olacaktır.
Onun için öncelikle bir ikaz mahiyetinde şunu söyleyelim ki; bel bağladığınız “Tayyip Bey”in siyasî kariyeri sona ermiş durumdadır.
Muhtemelen Ankara’daki tüm hizipler şu anda, onu kendi kazdığı kuyuya götürecek “çevre düzenlemesi” ile meşguller ve Erdoğan uçaktan indiğinde bıraktığı Ankara’yı bulamayacak.
Zira Erdoğan’ın bıçak sırtında kurduğu, şahsî otoritesine kesin sadakat ve tüm merkezkaç kuvvetleri birbiriyle dengeleme şeklindeki siyaseti çökmüş, hem uluslararası ittifak ilişkileri açısından hem İslamî camiadaki kırılgan denge açısından hem de AKP içindeki hizip savaşları açısından “Erdoğan” ismi üzerindeki ittifak bozulmuş durumdadır.
İktidar şehvetiyle “sezarlaşma”nın doğal sonucu varlığını “brütüs”lere emanet etmek çaresizliğidir.
Bundan sonra olacak şey, Erdoğan’ın giderken yanında kimleri götüreceği ve yeni siyasal dengenin nasıl kurulacağı meselesinin netleşmesidir.
Her ne olursa olsun yeni denge; devletin halk üzerindeki totalitarizminin çöktüğü, birçok unsurun, politik öznenin siyasal denkleme girebileceği ve dolayısıyla uzlaşıyı gözetmek zorunda olan yeni bir politik zemin olacaktır.
Bu zemin başta Müslümanlar açısından ilkelerin mücadelesini vermenin de zeminidir.
Eylemcilerin ulusal semboller etrafında kümelenmesi, çoğu ilk defa politize olan bu kitle açısından, anormal bir durum değildir.
Bu durum sahaya inen siyasal aktörlerin, bu kitleye söyleyecek bir sözü olup olmadığı üzerinden tartışılmak zorundadır.
Halkın karşısına geçerek hot zot etmeyle ne devrimcilik ne de İslamcılık olur.
Sözü olan; dinine, Rabbine, yüreğine güvenen için bu tarihî bir fırsattır.
Zaman alanları tekbirlerle inletme zamanıdır!

Hiç yorum yok: