Haysiyet ve Hakkaniyet

Bu onur direnişinde neredeyse herkes var; hem on yılların olgun birikimi hem de zarif bir patlama ile meydanlara dökülen. Bu coğrafyayı biraz bilen hiç kimse için sürpriz değil; çok renkliliğini, yaratıcılığını anlatmak sayfalara sığmaz. Yeni bir siyaset dili, meydanlardan öğrenmek, kendini yeniden tanımlamak, alternatif bir siyaset, farklı bir komşuluk, mekânı dönüştürmek, alışıla gelmişin dışında bir kentli dayanışma kültürü, diğerini anlamak ve bunlara akran temalar üzerine daha çok konuşacak ve eyleyeceğiz anlaşılan.
Son on yılların en çok-merkezli direnişinde iradenin iyimserliği için nedenlerimiz birikti. Sanki herkes bir diğer özneyi algılarken kendi çitlerini kırıyor gibi. Yıllardır bölünme fobisi imalatı ile ömrünü uzatmış cumhuriyetçilerin kabullendikleri siyasal Kürt varlığı bile bir ufak çapta kültür devrimi ebatlarında. Kürtler ise, Türkiye bayrağının sadece militarizmin alamet-i farikası olmadığını 5 duyuları ile algıladılar. Kuşaklar boyu kırımlardan bugüne devrolan sosyalist gruplar bunca yıl neden bir alt-kültür derecesine düştüklerini yüz binlerce "örgütsüz" asi genci görünce bir kez daha düşünecekler ve bundan sonra ajit-prop klişelerden uzaklaşacaklar, hayatın ve ağaçların yeşili ile karşılaştıkça.
Direnişin olgunluğu dile de yansıdı; herkes birbirini nazikçe, hicivle, kardeşçe eleştirdi bu hınçlı polemik ülkesinde. Birbirlerine direnişin en sıcak dilimlerinde bile saatlerce dil döktüler, mekik dokudular. En sekter gruplar bile eskiden küfrettiklerini yeni görmüş gibiler.
Solculardan, sosyalist partilerden, radikal devrimci gruplardan söz ederken de ezici çoğunluk iktidarın tanımlamalarından uzak kaldı. Zaten her bir fraksiyonun kendi başına pek bir belirleyiciliği de yoktu. Herkes biraz da içinden geldiği sosyal grubun kültürüne uygun davranıyordu; sol grupları uyaranlar, onlarla eşiti olarak tartışanlar, ortak iş yapanlar, kavga kardeşliğinin dili ile eleştirenler, burun kıvıranlar, onlara hüzünle bakanlar, onların değerlerini onlarsız benimseyenler.
Sayısız politik, kültürel, insanî algı biçimi ile sadece bir halk ayaklanması öncesindeki meşrep refleksleri değil, yeni bir asabiye galebe çaldı müslümanından eski solcusuna, genç çapulcusundan eski asisine, akademisyeninden anarşistine. Bir bakın nasıl güzel eleştiriyorlar birbirlerini. Sadece "iktidar böler" hatırlatması yaparak. Direnişin hakkaniyeti diye bir şey var.
Aristoteles dost olanları âdil olmaya iten asıl etkenin birbirleri için duydukları kaygı olduğunu söyler. Hakkaniyetli olan diğerinin çağrısına cevap verendir. Kendi üst-kimliğinden ve siyasî bilirkişiliğinden şüphesi olmayanlar diğerinin çağrısına cevap veremezler. Âdil olmayı başarmak yeni bir özne oluşturmayı, sahip olunan kimliğin dönüştürülmesini talep eder. Bu evrensel bir yasa değil ki, devrimciler için kendi rutinlerinin dışına çıktıkları direniş bağlamlarında açığa çıkabilir bu adaletli siyasal arkadaşlık.
Şimdi günlerdir günah keçisi sol fraksiyonların militanları ve öyle oldukları düşünülenler yüzlerle gözaltına alınıp düzinelerle tutuklanıyorlar ebedî şeytanlar olarak. Bugün de devam ediyor.
Ve elbette bu yeni direniş kardeşliğinin, isyan dayanışmasının, siyasal arkadaşlık bahçesinin ortasında sadece meşrep kinini kusanlar da vardı.
Direnişin ilk haftasından sonra, Demokrat Haber sitesinde yazan Mesut Onatlı, Taraf gazetesine demeç veren Ufuk Uras, Ömer Laçiner, Taha Akyol ve Zaman, Kuyerel, Samanyolu ve Takvim’de demeçleri çıkan Halil Berktay, sosyalist grupları mücadeleyi karanlık noktalara götürmekle ve tabii ki marjinal, ille de fraksiyoncu olmakla, yeni ve orijinal bir şeyi yozlaştırmaya çalışmakla, arkaik bir varoluşla direnişi sömürmeye çalışmakla suçlayan iddia ve imaları dile getirdiler.
Direnişin insanları arasında pek çok tartışma konusu, farklı değerlendirme ve direniş bağlamında gerilim noktası var ama bu tarz bağlamdan kopuk her kritik evrede tekrarlanan, klişe suçlamalar sadece bu şekilsiz ancak kindar fraksiyona ait. Üstelik bu yazı ve demeçler, başta SDP, ESP, Kaldıraç gibi siyasetlere yönelik aynı şeytanlaştırıcı terminoloji ile başlatılan gözaltı ve tutuklama dalgasının ve son Gezi saldırısının hemen ön günlerine denk geldi. HDK yönetiminden kardeşlerimiz, yine "barıştan yana" başka kişilerin korosuna katıldıkları bir kriminalizasyon dalgası ile şeytanlaştırılıp içeri tıkılıyorlar.
Öldürülen gençlerden anılarına saygı gereği bu acı bilançoda söz etmeyelim. Ve haksızlık etme kaygısı ile diyelim ki Taha Akyol'un ya da Halil Berktay'ın sosyalist değerlerle ilişkisini anlamak zor, husumetlerini anlamak kolay. Ömer Laçiner zaten bitmiş olduğunu iddia ettiğini bir kez daha bitiriyor. Diğerleri gibi kaşarlanmamış bir genç Mesut Onatlı sol fraksiyonlara yönelik kızgınlığını sert bir üslup ile dile getirmiş, biz yanlış anlamışız; ancak Ufuk Uras, bizlerin, sosyalistlerin ve Kürtlerin oyuyla vekil olduktan sonraki kendi performansını bir düşünüp bir de aynı kategoride görev üstlenen Sırrı Süreyya'ya bakıp bir utanıp biraz susmaz mı? Sosyalistlerin kepçe kepçe kelepçelendikleri her seferinde sustuğu gibi.
Bu haysiyet direnişinin haysiyetten uzak sayfalarından biri yazıldı ve unutulmayacaklar arasına girdi bile.
Murad Akıncılar
Diyarbakır

Hiç yorum yok: