Gezi Parkı'nda Cuma Namazı

Bismillâhirrahmânirrahîm
Sevgili Kardeşler,
Bugün, ikinci kez Gezi Parkı'nda Cuma namazı kılıyoruz. Uğradığımız saldırılar, mâruz kaldığımız haksızlıklar karşısında, yine burada toplandık ve adâleti, birliği ve halkların kardeşliğini tesis edebilmek için Rabb'imizin huzuruna geldik.
Hiçbir huzur bozucu ortam yokken, Salı günü polislerin Taksim Meydanı'na girip, Gezi Parkı'nı da içine alacak şekilde yaptıkları saldırı, büyük bir haksızlık ve zulümdür. Bu zulümde, hem insanlarımız çok büyük hasarlar görmüş, hem de direnişçi gençlerin mescidi yıkılmıştır. Camide yaralılar tedavi edilirken ortaya çıkan birkaç fotoğraf yüzünden nifak tohumları atanlar, mescidde gençler Kur'ân okurken atılan gaz bombalarının hesabını nasıl verecekler !?
Allâh'ın mescidlerinde, Allâh'ın isminin anılmasını engelleyen ve onların harap olmasına çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir? Bunların oralara korka korka girmekten başka çareleri yoktur. Bunlara dünyada zillet, ahirette de büyük bir azap vardır. (Bakara 114)
Doğayı, insan onurunu, yaşamı savunanlar bütün saldırılara karşı yek vücûd olup yardımlaşmaya devam ediyorlar. Yaklaşık 3 haftadır buradayız. Buradaki insanlar ortak yaşam alanlarını savunmakla kalmıyor, aynı zamanda burada yeni bir yaşam biçimini de inşâ ediyorlar. Paranın geçmediği, kimsenin aç kalmadığı Gezi Parkı'nda, farklı inanışlara ve yaşam tarzına sahip insanlar birlik ve kardeşlik içerisinde direnişlerini sürdürüyorlar.
Bu birlik hâlini bozmak isteyen egemenler, sürekli olarak başörtüsü ve câmî üzerinden bozgunculuk yapmaya çalışıyorlar. Başörtüsünü kullanarak iktidara geldikleri yetmezmiş gibi ve hâlâ başörtüsüne hukukî anlamda özgürlük sağlayamadıkları hâlde, iktidarlarına karşı yapılan eleştirilerden başörtüsüne sarılarak kurtulmaya çalışıyorlar.
Direnişin en başından beri Gezi Parkı'nda bulunan Müslümanlar olarak bizler, hiçbir şekilde bir saldırıya, tacize uğramadık. Eğer Gezi Parkı dışında ya da içinde, münferit dahi olsa, provokasyon dahi olsa, başörtülü kadınlara yapılmış bir saldırı var ise, Gezi Parkı ruhuna düşen görev, bu saldırılara karşı başörtülü kadınların yanında olmaktır. Gezi Parkı direnişinin bütün bireyleri kadar, başörtülü kadınlar da bu direnişin öznesidir.
Buradaki ruh; dayanışma, birlik ve paylaşım ruhudur. İktidârın kamplaştırıcı siyasetine gelmeden, halkların Gezi Parkı'nda örgütlediği kardeşliği, Gezi Parkı'nın dışına da taşımalı ve Gezi Parkı ruhunu bilmeyen kardeşlerimizle de bu ruhu paylaşmalıyız. Bizler için sadece zulmedenler düşmandır, halklar kardeştirler.
Farklı görüşlere sahip olanların, birbirlerine karşı hakkı ve adâleti savunmaları icap eder.
Yüce Allâh Kur’ân'da Mâide Sûresi'nde şöyle buyurmuştur:
Ey İnananlar! Allah için adâleti ayakta tutup gözeten şâhidler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adâletsizliğe sürüklemesin; âdil olun; bu, Allâh’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allâh’tan sakının, doğrusu Allâh işlediklerinizden haberdardır.
Şu an, hasbelkader yönetici konumunda olanlar bilsinler ki, Allâh’ın huzurunda hiçbir ayrıcalıkları yoktur. Bütün insanlar eşit haklarla yaratılmıştır. Ülkenin yarısının oyunu almak, kibirlenmeyi ve halkı küçük düşürücü ifadelerle, hâkir görmeyi gerektirmez. Kibir en büyük günahların başında gelir ve insanı şirke götürür. Yüce Allâh kibirlenenler hakkında Kur'ân'da şöyle der:
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne de boyca dağlara erişebilirsin. (İsrâ 37)
Bütün peygamberlerin karşısında, zenginlikten şımarmış ileri gelenler vardı ve peygamberlerin yanında toplanan yoksul halkları küçük görüyorlardı. Kur'ân'da geçtiği hâli ile peygamberlere şöyle diyorlardı:
“(…) ‘Ayaktakımı, reziller senin peşinden giderken biz sana inanıp, güvenebilir miyiz ?’ dediler.” (Şuarâ 111)
Şimdi de; çapulcu, ayyaş diyerek halkı küçümseyen bu tavırlarınız, peygamberlerin değil, onların mücadele ettiği zâlim hükümdarların sünnetidir.
Peygamberlerin cevabı ise samimi inananların ve bütün halkların ortak cevabıdır:
Siz istiyorsunuz diye yoksulları yanımdan kovacak değilim.
Evet, istiyorsunuz diye çapulcu dediğiniz, ayyaş dediğiniz insanlardan ayrı kalacak değiliz.
“Biz de çapulcuyuz” demek, peygamberlerin yolundan gitmektir.
Birkaç gündür çapulcular, “sevgili gençler” olarak anılmaya başlandı. Anlaşılıyor ki diyalog yolları oluşturarak, barış sağlanmaya çalışılıyor. Gençlerle barışmanın yolu, gençlerin taleplerinin karşılanmasıdır. Doğal haklar referanduma tabi tutulamaz. İnsanların yeşil alan ihtiyacı, ekmek gibi su gibi azizdir ve kutsaldır. Doğanın da yaşamın bir parçası olduğuna inanmak Sünnetullâha olan imandır. Bu gerçeği kabul edip, Gezi Parkı’ndaki kışla girişimini iptal etmek dururken, referandum tartışmaları başlatmak, kamplaşmadan başka bir şey getirmeyecektir. Gerçekten birliğe inanıyorsanız ve gerçekten faiz lobisinin komploları olduğunu düşünüyorsanız, size düşen, halkı ikiye bölmek değildir. Sakın ola ki barış yapayım derken bozgunculuk yapmayın.
Allâh Bakara Sûresi 204 ve 205. âyetlerde şöyle buyurmaktadır:
İnsanlardan öylesi vardır ki, onun dünya hayatına ilişkin sözü senin hoşuna gider ve o, kalbindekine Allah'ı tanık tutar. Oysaki o, düşmanların en yamanıdır. İşbaşına geçtiğinde, yeryüzünde fesat çıkarmak, ekini ve nesli yok etmek için işe koyulur. Oysaki Allah, fesadı sevmez.
Barışı ayakta tutmanın bir yolu da, Gezi Parkı olaylarında gözaltına alınan kardeşlerimizin serbest bırakılmasıdır. Aynı zamanda bugüne kadar yapılan saldırılar sonucu çatışmalarda ölen, direnişçi ve polislerin ailelerinden, yaralılardan ve direnişe katılan bütün halklardan özür dilenmelidir.
Allah, esenlik yurduna çağırır ve dilediğini dosdoğru bir yola kılavuzlar. (Yûnus Sûresi 25)
Antikapitalist Müslümanlar Adına Sedat Doğan

Hiç yorum yok: