Cehennem Bize Gelirse?

Hoşumuza gitmese de Başbakan Yardımcısı Arınç, meramını en net ifade eden siyasetçilerin başında gelir. Zaman zaman yanlış anlaşılmaktan yakınan düzeltmeler yapmak zorunda kalsa da, duygu ve düşünce dünyası ile kelime hazinesi arasındaki bağın oldukça güçlü olduğunu, siyaseti izleyen herkes bilir. Kürt silahlı güçlerinin çekilmesi ile ilgili “cehenneme gitsinler” ifadesi, yaşadığımız sürece nasıl yaklaşıldığı ya da ne derece dikkatli yönetildiğine dair basit, sembolik bir göstergedir.
Başbakan Erdoğan’ın, ABD’nin Suriye’ye yönelik operasyon yapması durumunda Türkiye’nin destek vereceği yönündeki sözleri ile birlikte düşündüğümüzde, kimin cehenneme gideceğinden çok nerelerin cehennem dönebileceğini konuşmamız gerekiyor.
Her iki anlamda da insanlar, cenneti, cehennemi kendi elleri ile hazırlarlar. İslam kelamcılarının yüz yıllar süren cennet-cehennem tartışmaları aslında bir boyutu ile insan iradesinin belirleyiciliği tartışmasıdır. Ölümden sonraki hayatın nasıl algılanması gerektiği, kıyamet gününün gerçekte ne anlama geldiği, cennet ve cehennemin algılarımız çerçevesinde tarif edilmiş semboller olduğu yönündeki iddialar, tartışmalar İbni Sina gibi birçok isim tarafından yüzyıllar boyu sürdürülmüştür.
Dünyanın cennete ya da cehenneme çevrilmesi ise çok daha somut bir toplumsal siyaset tartışmasını gerektirir. Halkların kendi geleceklerini tayin hakkı ya da layık olduğunuz şekilde yönetilme esprisi, olması gereken ve olanın birbirine karıştırılmadan ele alınmasını zorunlu kılar.
Çıkarı savaştan yana olanlar ya da savaştan başka kendi arzularına uygun çözüm bulamayanların geleceğimizi belirleyebiliyor olması da, bizim zayıflığımız ya da sorumluluklarımızı yerine getirip getirmememizle doğrudan ilişkilidir.
Türkiye’de Kürt sorunundan kaynaklı çatışmanın on binlerce insanın hayatına mal olmasında, Suriye’de her gün onlarca sivil masum insanın ölmesinde, ne kadar payımız olduğunu sorgulamadan bir istikrar ortamının kurulmasını hayal etmek gerçekçi değildir.
Bu nedenle dağlardaki gerillaların nereye gideceğinden daha önemlisi, bizim Ortadoğu halkları olarak, hep birlikte yaşadığımız coğrafyayı cehenneme çevirme ihtimalimizdir. Bu gidişi durduracak bir aklın inşası, vicdanın uyandırılması, hiç olmazsa bu büyük günaha, insanlık suçuna ortak olmamak için karşı tavır konulmasının imkânlarını sorgulamalıyız.
Üzülerek ifade etmeliyiz ki, Türkiye toplumu Araplar, Farslar ve Kürtlerden daha talihsiz bir konumdadır. Toplumun kendi alternatifini geliştirebilmesi, alternatif siyasal yaklaşımları düşünebilmesi son derece kritik öneme sahiptir.
Mayıs ayı ile birlikte yayın hayatına başlayan Toplumsal Alternatif, böyle bir niyetle bugünlerde dergi bayilerinde görücüye çıkacak. Yeni tanışmalara ve anlamlı buluşmalara vesile olması umudu ile mütevazı bir platform olarak yola koyulacak. Gücü, nefesi yettiğince, toplumun farklı kesimlerinde barışı, çözümü, özgürlüğü, eşitliği, adaleti tartışmaya çalışacak.
[Ayhan Bilgen’in babası kısa süre önce Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Merhum’a Allah’tan rahmet, kalanlara sabır ve başsağlığı diliyoruz. -İştirakî]

Hiç yorum yok: