1 Mayıs ve Çanakkale-Kadıköy Hattı

"İktidar tehdittir, kör ve sağır eder" diye başlardı Muhteşem Yüzyıl dizisinde, başbakan Erdoğan’ın ecdadını canlandıran Halit Ergenç. Bu yüzden klasik bir iktidar eleştirisi yapmaktan kaçınacağım. 1 Mayıs günü Şişli’de ve Beşiktaş’ta halk tazyikli su, cop, biber gazı ve gaz bombası yerken nefis bir bahar gününde Kadıköy sahilde halaya duran “devrimci’ TKP”dir beni asıl ilgilendiren.
Polis barikatlarını aşmaya çalışıp Taksim’e çıkmaya çalışan solcular, antikapitalist Müslümanlar, öğrenciler, işçiler, memurlar ve işsiz vatandaşlar devletin şiddetine maruz kalırken Kadıköy’de on binlerin karşısında açıklama yapan TKP MK üyesi aynı zamanda soL Gazetesi genel yayın yönetmeni Kemal Okuyan Taksim’de olmama gerekçesini şöyle açıklayacaktı: “Burada toplanan on binlerce kişi, biz eğer Taksim deseydik, Türkiye’nin dört bir yanından davet ettiğimiz insanlarla, bu alana ulaşım terörü nedeniyle nasıl ulaşacaktık.”
 TKP’nin bu gerekçesi Başbakan Erdoğan ve kurmaylarının “Çalışmalardan dolayı 1 Mayıs Taksim’de kutlanamaz.” gerekçesi kadar havada kalıyor. Kemal Okuyan’ın alanda yaptığı konuşmada geçen bir cümle var ki aslında neden Taksim’de olmadıklarının gerekçesi boş bir bahaneden ibaret olduğunun çok iyi bir delili: “Biz inanmadığımız kavgada yokuz, inandığımız eşitlik ve özgürlük mücadelesinde buradayız.”
Okuyan’ın bu cümlelerinden anlaşılacağı üzere, mesele teknik bir sorundan öte TKP’nin kendisini işçi sınıfından ve her türlü emekçiden ayırma meselesidir. TKP’nin bir üyesi, Taksim’i seçmemelerinin bir nedeni olarak Kürt hareketinin orada olmasını gösterip şu cümleleri kullandı: “ABD emperyalizmine Kürdistan toprakları üzerinden hizmet eden, AKP ile işbirliğine giden ırkçı kesimlerle aynı şemsiyenin altında olmak istemiyoruz.’’
TKP “emperyalist” sözcüğünü bolca kullanıp, mevzu Türkiye’nin Kürdistan’daki emperyalist ve işgalci konumuna gelince Türkiye’ye “yavru emperyalist’’ muamelesi bile yapmazken, ortaya bir ânda “maşa” sözcüğünü atıyor. Tabiî burada maşalardan biri TC olmak üzere, asıl maşa, ABD’ye “hizmet” eden Kürt hareketi ve Barzani’nin de içinde olduğu Kürtlere işaret ediyor.
Türkiye Solu açısından ise TKP’nin o güzel bahar gününde deniz esintisi altında Kadıköy rıhtımında halaya durmasının manasını Gün Zileli çok iyi açıklıyor:
“TKP adlı çalıntı partinin sonsuz bencilliğini ve kerameti kendinden menkul, kibirli ‘önderlik’ iddialarının ne kadar fos çıktığını gösterdi. Herkes ‘Taksim’ derken kendi güçlerini ve üyelerini Kadıköy’e toplayarak devrimci kitlelerle ve emekçilerle hiçbir ruhsal etkileşim niyetleri olmadığını ortaya koydular. Bence kibirleriyle baş başa kalsınlar, kaldıkları yerde kurusun gitsinler. Kendi akılsızlıklarıyla kendi belalarını bulmuş oldular.”
TKP “marjinal” (merkez medyaya uyayım ben de) sol partiler arasında en fazla taraftarı olan parti konumunda. Gün Zileli’nin kibirden kastettiği şey, TKP’nin Kadıköy’de bir gövde gösterisi yapma çabasıdır.
Taksim’de toplanan emekçilerin taleplerinin tam olarak gündeme gelmediğini ya da bilinçli olarak gündeme getirilmediğini görüşüne sahibim. Devletin izin vermediği yıllarda merkez medya “Evet sevgili izleyiciler Taksim’de yine olaylar var ve çok sayıda yaralının olduğu bilgisi geliyor’’ şeklinde haber geçerken, devletin izin verdiği yıllarda ise “Sevgili seyirciler Taksim cıvıl cıvıl, buradaki vatandaşlar (bu hiç “işçiler” değil) güzel şarkılar eşliğinde halay çekip oynuyorlar” şekline dönüşüyor. Hani daha iyi yaşam koşulları, hani güvenlik önlemi alınmadığı için ölen işçiler, hani taşeron işçilerin sorunları, hani halkın kardeşliğinin eşitlikten geçtiğini belirten sloganlar, hani çocuk işçileri… Bu sorular uzatılabilir.
Ve en önemlisi de Taksim Meydanı’na gelen yüz binlerin çoğunluğu aslında her gün İstiklal Caddesi’nde olan ve oralarda örgütlenen kişilerin bir araya geldiği insanlardan oluşuyor. Esenler, Gaziosmanpaşa ve Sultanbeyli’de sigortasız çalıştırılan tekstil ve inşaat işçileri ise o gün yine işlerinin başında patron zoruyla çalıştırılıyorlar. Bu yüzden ben de 1 Mayıs gibi günlerin artık İstiklal Caddesi ve Taksim gibi yerlerden koparılıp halkla (gerçek halkla-ezilenlerle) buluşturulmasından yanayım. Oralardaki enerjiyi açığa çıkarmak adına böyle mücadele günlerini her sene ayrı bir ilçede hatta ayrı bir ilde yapılmasından tarafım.
Ama bu ayrılık tek başına alınabilecek bir karar olmadığı gibi, polis şiddetinin had safhalara ulaşacağı aşikâr olan 1 Mayıs için alınabilecek bir karar da değildi. Ve bu yüzden Memur-Sen’in 1 Mayıs’ı Çanakkale’de kutlaması ile TKP’nin Kadıköy’de kutlaması arasında hiçbir fark yok.
Hüseyin Yağız
Yordam Mail Grubu

Hiç yorum yok: