Yıldıray Oğur’un Fanon’u

Turnusol.biz aslında olayı başlığıyla özetlemiş: Sosyalizmin “ulu bilge”si “Murat Belge’yi savunmak Yıldıray Oğur’a kaldı.” O da sosyalizmi ve sosyalistliği elbette sosyalistlik gibi ona göre “kemalist” bir unsur üstünden savunacak değildi. Malum, Marx dâhil hepimiz “Kemalist” olabilirdik, hatta 1960′larda antikapitalist-antiemperyalist mücadelede tüm dünyada bir simge hâline gelmiş Fanon bile!
Kimdir bu Fanon peki?
Adı Frantz Fanon.
36 yaşında hayata gözlerini yuman Fanon öldüğünde yıl 1961′di, Yıldıray Oğur buradan “darbeci” bir mana çıkarır mı bilinmez; ama kendisinin hayatı ile ilgili pek “darbeci” denemez. Fransa’nın Martinique isimli sömürgesinde dünyaya geliyor. Coğrafi olarak Oğur’un saldırdığı Sırrı Süreyya Önder’in memleketi Adıyaman’a denk gelmese de devletin sömürgeci ve kanlı elleri bakımından aynı çerçeveye oturduğu söylenebilir.
Kendisinin tıp ve psikiyatri gibi alanlarda eğitimi vardır. Bu bilgilerin ötesinde Fanon’la ilgili bilinmesi gerekenler listemizin en başına Cezayir-Fransa savaşında Cezayir’in tarafını tutması gelir ki bu Yıldıray Oğur gibi Kürt topraklarında istilacı olan bir ordunun askeri için ah vah edenlere elbette pek manidar gelmeyebilir. Malum, sizin yerinize hiç olmaması gereken bir istilanın idamesi için ölen birine ağıt yakmak Fanon’a değil, olsa olsa Yıldıray Oğur’a yakışabilir.
Fanon’u bizim “Adıyamanlı Fanon” ile benzeştiren özelliği, içinde büyüdüğü toprakların ırkçı kültürüne ve dayatmacılığına karşı, onca milliyetçi tedrisata rağmen, siyahlar ve beyazlar arasındaki kavgada ulaştığı noktanın niteliğidir. Fanon, beyazların, siyah olanların içine kazınan o “beyaz değerleri” karşısında durmayı akıl edebilmiş sayılı adamlardandır. Siyah olup beyazlığın pahalı deterjanların çekiciliği ve iktidar sarhoşluğuyla içine işleyenlerden değil.
Cezayir’in bağımsızlık savaşı sırasında çalıştığı klinikten Fransa Hükümeti adına çalışmak istemediğini söyleyerek istifa ederken tam da şunları söylemektedir Fanon:
“Eğer psikiyatri insanı çevresine yabancı olmaktan kurtaracak bir tıbbî teknik ise, Arap’ın kendi ülkesinde ebediyen bir yabancı gibi yaşadığını, mutlak bir kişiliksizleştirme hâlinde olduğunu itiraf etmem gerekir. […] Cezayir’deki olaylar, bir halkı lobotomize etme çabasının mantıkî bir sonucudur.”
Kendisinin, Yıldıray Oğur’un o çok korktuğu, “Biz başka dünya isteriz” diyen marşın sözlerine benzeyen bir cümlesi vardır ki yazmadan yazıyı bitirmek, hem Fanon’un hem de Adıyamanlı Fanon’un politik eylemliliklerine haksızlık olurdu:
“Sizin olmayan bir dünyanın ateşiyle aydınlanıp ısınıyorum.”
Yıldıray Oğur’un ateşiyle ısınıp aydınlandığı dünya parlamenterizme sarılan, her daim “Güçlü Türkiye” gibi rezil ve korkunç sloganlarla özellikle maoculuktan liberalliğe geri evrilenlerde görülen bir rahatsızlığa işaret eder ki bu da “Güçlü Fransa”nın karşısında dimdik ayakta durmuş Fanon’un tutumuyla en ufak bir benzerlik göstermez.
Ertuğrul Kürkçü’nün, Yıldırım Türker’in, Ayşenur Arslan’ın, Özgür Mumcu’nun Oğur’ca uğradıkları bu garip saldırının asıl mağduru Fanon’dur. Hulasa, Sırrı Süreyya Önder için günümüzün bir kahramanı olarak “Adıyaman’lı Fanon” deyişini bir övgü nişanesi olarak sayabiliriz.
“Brecht sevmem, okumam da” tipi sivil kadrosundan sömürge aydın Yıldıray’ın asıl mağdur ettiği de Fanon’un ırkçılık ve ötekileştirme karşıtı mücadelesidir. Kendisinin bir sonraki aşamada eleştirdiği Serdar Akinan gibi TSK desteğiyle arkasından vurulan askerlerle ilgili pornografik yazılar kaleme almasını hasretle bekliyoruz…
Genç Özkök’e selam olsun!

Hiç yorum yok: