Udi Aloni

Documentarist İstanbul Belgesel Günleri 4. kez bizimle. 5 Mayıs’a kadar dünyadan 80 film İstanbul’u ziyaret ediyor. Bu yıl katılan yönetmenlerden biri çok özel: Udi Aloni.
Ezgi Aktaş tanıştırdı, oturduk konuştuk. Udi, hayatını sanat, siyaset ve aktivizm arasındaki ilişkiyi düşünüp yaşayarak geçirmiş bir anti-siyonist. Toronto Film Festivali İsrail’i onur konuğu ilân edince kendi filmini gösteren festivali boykot edecek kadar yürekli bir İsrailli sinemacı.
Sinema ve siyaseti ayırmıyorsun. Nasıl oluyor?
Aşkı da ayırmıyorum. Onu da beraber yapıyorum. Bunların hepsi birbirini belirler. Esas sorun, sanat ve siyaseti ayırdığını söyleyenler. Bence bu ayrım üzerine iddialı konuşmak pek politik bir şey, çünkü yaptığın siyaseti gizliyorsun. Aktivist olmadan sanat yapmak entelektüel iktidarsızlıktır. Sanat elimizdeki tek şans. Güçlüler bizi umutsuz kılmak isterler. Biz direniriz. Sanatla umudu canlı tutarız. Yanlış anlaşılmasın, politik sanat yapalım demiyorum. Sanat zaten politiktir.
İsrail/Filistin’den geldin. Mavi Marmara yola çıkmak üzere. Oradan nasıl görünüyor?
İsrailliler müthiş travmatize oldular. Onların kafasında “Türkler bizden”. Nasıl olduğunu anlayamadılar. Gazze’yi kapatmışız. Bütün Filistinlilere ölüm diyoruz. Sonra Özgürlük Filosu ortaya çıkıyor. İsrail barış hareketine de destek veriyor... Mavi Marmara’yı çok seviyorum. Ben ona Nuh’un Gemisi diyorum. İnsaniyet batarken her insandan iki tane var. Gey, lezbiyen, komünist, İslamcı... Yeni bir dil geliştirmeye çalışıyorlar.
Biraz idealize etmiyor musun? Oradaki İslamcılar insan hakları konusunda herkese umut vermiyor.
Evet, idealize ediyorum. Ben sanatçıyım. Biraz abartacağım. Laflarımla bir gerçeklik kuracağım. Ama o kadar da uçmuyorum. Hanin Zogbi’yi tanıyorsun. Filistinli bir kadın milletvekilidir. İsrail vatandaşıdır. Knesset üyesi, yani milletvekili. O da Mavi Marmara’da. Seküler bir kadın. Mavi Marmara’da en çok kim vardı? Mesele bu değil. Mesele, Filistin halkıyla dayanışma. Biz İslamcı değil, güzel insanlar gördük. Gazze için hayatlarını kaybeden güzel insanlar. Bırak biraz idealize edeyim. Yoksa ben de biliyorum. Normal şartlar altında farklı bakardım tabii.
Mütedeyyinlerle solcular artık benzer şeyleri savunabiliyorlar. İsrail’de nasıl?
Biz en çok radikal laiklerden çektik. Hepsi siyonistti. Koyu dinciler kalkıp İsrail’i eleştirebiliyor. Ama laikler İsrail’i koruyor. Dini görüş çok önemli değil. Adalet duygusu önemli. Din çok baskıcı olabilir. Ama bir rejim seküler diye illa da özgürlükçü olacak diye bir şey de yok. Adalet, din ve siyaset üstü bir evrensel çağrıdır. Vicdana dayanır.
Kürt sorunu ile Filistin sorunu arasında ne gibi bir ilişki var?
Ayrı dersek olmaz. Farkları saymaya başlasak uzar. Ama çok önemli bir benzerlik var. Kürtler Türkiye’de, Filistinliler İsrail/Filistin’de istedikleri gibi yaşayamıyorlar. Dillerini, kültürlerini, topraklarını kendilerini istedikleri gibi çekip çeviremiyorlar. Üzerlerinde polis, savcı, devlet şiddeti var. İşin ilginci, Filistinlileri kurtarmaya çalışan bazıları burada Kürtlere dair bir adım atmıyor. Filistin ve Kürt sorunu, ikisi de Türkiye ve İsrail’de bir ahlakî turnusol kâğıdı. İkisi de mağdur halklar. Bu nedenle İsrailli Filistinli’ye, Türk Kürt’e borçlu. Türkiye biraz daha iyi durumda. Sizde çözüme doğru bir yöneliş var. Bizde durum kötü. İsrail kendisini bir intihar bombacısı yaptı. Patlatacak yer arıyor. Biz 65 yıldır Filistinlilerin canına okuyoruz. Ayıp be! Hâlâ mağdur edebiyatı yapıyoruz. Her İsrailli, Filistinlilerin başına gelenden sorumlu. Her Türk, Kürtlerin başına gelenden sorumlu. “Beni ilgilendirmez, ben berberim, ressamım, bilmem neyim, sorumlu değilim” diyemezsin.

Hiç yorum yok: