Debray ve Küba Deneyimi

Teorik fikirler daima, hem Sol’dan hem de Sağ’dan, diğer fikirlerin saldırısına uğrar. Regis Debray'nin Devrim İçinde Devrim mi? çalışması bu konuda istisna değildir. Basımı reformist kampın ani bir tepkisine neden olmuştur. Çalışma, uzun bir politik çabanın ve ona eşlik eden teorik bir faaliyetin sonucudur. Bu saptama, eleştirilen teorinin yerini alan temeldeki teoriye dönük eleştiri için uygun değildir. Paradoksal görünse de, temelde doğru olan bir eleştiri, hatalı olabilir. Çünkü uluslararası desteğe sahip güçlü politik örgütlerce onaylanan teoriler, eleştiriye maruz kaldıklarında, bulundukları alanları bir ânda teslim etmezler, aksine elindekilere güçlü bir biçimde yapışırlar. Böylesi teoriler, sahip oldukları süreklilik koşullarını eleştirinin zayıflığında bulurlar.
Bu nedenle, eleştiri yapma sorumluluğu tümüyle Sol’a düşer. Belki de böylesi bir eleştiri, özellikle Debray'nin örnek ülke olarak ele aldığı Küba'da gecikmiş olabilir. Küba'da eleştiri, onu daha iyi formüle edecek olan devrim sürecine katılmış insanlar tarafından yapılabilir. Ancak onlar sadece kendi gerçek deneyimlerine âit bir bilgiye kaynaklık ederler. Zamanında bir eleştiri yapmamıza engel olan belli özel durumlar yaşanmıştır, bu nedenle, gecikmiş bir öz eleştiri bu noktada gereklidir.
Bugün Debray, Kuzey Amerika emperyalizmi tarafından haksız bir cezaya çarptırılmıştır. Sadece devrimci hareketin ilgisi bu noktada tartışmaya katılmış birisinin çalışmasıyla uğraşmayı doğru bulabilir. Bu sebeple böylesi bir tartışmaya, yalnızca bir aydın değil, bir devrimci savaşçı olduğunu düşündüğümüz birisiyle dayanışma adına katıldık.
Politik ve Askerî
"Silâhlı Savunma" meselesini çözümlerken Debray, bu fikrin ekonomizm ve kendiliğindenlik gibi politik fikirlerin maskesi olduğunu gösterir. Bunu sınıflararası göreceli denge noktasından yola çıkarak yapar. Ancak bu bölümü takip eden diğer iki bölümde (“Silâhlı Propaganda” ve “Gerilla Üssü”) böylesi bir maske düşürme çabası yoktur. Kavramların uygunsuzluğu, politik açıdan doğru olmadığı yönünde değil, diğer ülkelerle yapılan karşılaştırma üzerinden gösterilmeye çalışılır. Bu sayede silâhlı propaganda, çeşitli sebeplere bağlı olarak Vietnam için uygundur (nüfus yoğunluğu propagandistlerin kolayca halka karışmasına izin verir, ayrıca propagandistlerin destek üsleriyle bağlantıları mevcuttur vb.), ancak Latin Amerika için uygun değildir (fokolar nüfusu seyrek alanlarda konuşlanmışlardır, bölgelerin ayrıştırılması, kontrolü ve teftişi düzenli güçlerin eksikliği, vb. sorunlarla yüzleşilir.). Bu temelde Debray sözlerini şu cümleyle tamamlar: "Silâhlı propaganda askerî faaliyeti takip eder, ondan önce gelmez." Debray'ye göre, bu bizim kıtamız için önemli bir derstir.
Ardından bu çabayı Küba deneyimi üzerinden temellendirmeye çalışır. Terimlerin ters yüz edilmesiyle gerekli zemin hazırlanmış olur ve gerilla gücü bütün tarihsel süreci belirlemeye başlar. Sebepler ise şu şekilde sıralanır:
1. Silâhlı propaganda anlayışındaki çeşitlilik, (önceden olduğu gibi) politik etkenlere değil, (nüfus yoğunluğu, kontrol, gerilla gücünün örgütsel aşaması vb. gibi kimi) teknik önceliklere bağlıdır;
2. İlgili anlayışın politik düzeyde gerçekleşmesini ihmal etmek;
3. Terimlerin Küba deneyimine uygun olarak ters yüz edilmesi;
4. Gerilla foko kavramının kendi gelişimine başlaması.
Küba deneyiminin teorileştirilmesine dönük güvenceye bağlı olarak meseleleri bir sıraya koymaya başlamamız gerekir.
Propagandanın faaliyeti izlediğini iddia eden düşüncesini desteklemek için Debray aşağıdaki ayrıntıya işaret eder: “Savaşın ilk iki yılı boyunca Fidel, çalışma alanında toparlanma yönünde tek bir çaba harcamamıştır." Burada silâh, politik faaliyetin yerine geçer. Ancak Debray bunu mümkün kılan koşullardan bahsetmez. Bunun öncelikle politik etkenlere bağlı olan iki temeli vardır: Fidel'in sürgünden itibaren Küba'da yürüttüğü yoğun politik propaganda çabası ve 26 Temmuz Hareketi'nin (M-26-7) kırsalda burjuvazinin etkin olmadığı görece bakir alanlarda verdiği mücadele.
Burada çok önemli bir başka ayrıntı daha vardır. Fidel, bütün askerî önlemlere karşın, 1956'dan önce Küba'ya ulaşacağını açıklar ve bunu özgün bir politik sloganla ifade eder: “kahraman ya da şehit olmak.” Askerî çılgınlık politik akılla yüklüdür: Fidel'in düşünceleri üzerinden geniş kitlelerin, özellikle şehirdekilerin kazanılmasının önemli olduğu görülür. Bu noktada, Küba'da geleneksel politik partilerin ve liderlerin krize girdiğini, Batista darbesinden sonra onların kitleler üzerindeki politik etkilerini yitirdiklerini ve Ortodoks Parti'nin çöktüğünü unutmamak gerekir. Zaferin ilk koşulu, bu kitleleri kazanmak ve askerî çizgiyi politik mücadeleye tâbi kılmaktır.
Kırsalda ne yapılmalıdır? Oradaki politik koşullar nedir? Emperyalizme, burjuvaziye ve Kilise’ye karşı köklü bir ideolojik çabanın eksikliği, belirli politik fikirlerin gerekli olduğu toprak için örgütlü mücadelenin yokluğu, ordunun toprak ağalarının desteğinde köylülere dönük şiddeti. Bu noktada politik faaliyet kaçınılmazdır. Politik faaliyet, burjuvazinin köy bekçileri üzerinden vahşi bir biçimde köylüler üzerinde uyguladığı iktidarını kırmak için silâh aracılığıyla yürütülür. Politik yüzleşmeler, zaten orduyla köylülüğün doğrudan çarpışmalar biçimini almıştır. Bu koşullarda, silâh politik faaliyet eksikliğini telafi eder ve o gerçekte toplumun bu bölümünde güç ilişkilerini değiştirebilecek yegâne şeydir.
Debray'nin Küba'daki askeri gerilla pratiğinin sürmesini sağlayan politik koşullara dönük sessizliği, onun gerilla gücünü politik faaliyetin önüne yerleştirmesine neden olur.
Debray'nin dışarıda bıraktığı başka politik güçler de mevcuttur, o, bu tarz bir dışarıda bırakma işlemine bağlı olarak, sözkonusu politik güçlerin tüm devrimci süreç içindeki rollerini göz ardı eder.
İlki 1956 Şubat’ında, Üniversite Öğrencileri Federasyonu (FEU) tarafından oluşturulan politik örgüt, Devrimci Yönetim’dir. Sonradan gerilla gücüne (guerrillos) dönüşen 26 Temmuz Hareketi'ndeki devrimcilerin başarılarını anlamak için 1955 ve 1956 arasındaki öğrenci hareketini kavramak gerekir. Sierradaki güçlerin henüz çok zayıf olduğu günlerde, Granma'nın kıyıya yanaştığı tarihten üç ay sonra, 13 Mart 1957'de Başkanlık Sarayı'na yapılan saldırıyı örgütleyen Devrimci Yönetim’in yürüttüğü faaliyeti anlamak önemlidir.
İkincisi, PSP'nin (Partido Socialista Popular-Sosyalist Halk Partisi/Devrimci Komünist Parti’nin önceli) gerçek rolünü çözümlemek de ayrıca yerinde olacaktır. Bu parti, ancak 1958'de silâhlı mücadele çizgisine dâhil olmuştur. İşçi sınıfının belirli bölümlerini etkilemiş, diğer politik faaliyetlerini, merkezinde İsyan Ordusu olan bir sınıf mücadelesi perspektifiyle yürütmüştür.
O hâlde, Debray'nin anladığı biçimiyle Küba'nın verdiği ders sekter bir nitelik arz eder. Bu sebeple, böylesi bir kötü örnek, kıtadaki devrimci örgütlerin sorunlarının çözülmesine ve devrimci güçlerin birliğine katkı sunamaz.
Gerilla mücadelesini büyülü bir foko olarak algılamayan ve bir merkezden çok bütün mücadeleleri birbirine bağlayarak gelişen bir teori taslağı oluşturmak amacıyla yaptığımız metin eleştirisine buradan devam edelim.
Parti-Gerilla İlişkisi
Debray, bu ilişkiyi belirli bir politik pratiğin doğasında bulunan ana sorun olarak ele almaz. Kırsaldaki silâhlı öncünün bütün ülkede kitle hareketine kanal açabilmesi ve onu etkinleştirebilmesi için gerekli olan liderlik ve örgüt biçimleri meselesine hiç girmez.
Ona göre parti-gerilla ilişkisi, azaltılması mümkün olmayan uzlaşmaz bir içeriğe sahip, coğrafî terimler arasında yaşanan bir ilişkidir. Llano-Sierra (Şehir-Dağ) ya da Ciudad-Sierra arasındaki ilişki, Debray'ye göre, “burjuva” şehrin gerilla gücüne karşıtlığını ve proletaryanın çıkarlarını ifade eder. İkincisi daima birincinin himayesinde olmalıdır.
Bu Maniheist formül (Llano-Sierra) bir haksızlığa neden olur. Latin Amerikalı insanlar için kırsal alanlardaki yaşam koşulları şehirdekilere göre çok daha çetindir. Guerrillonun yaşadığı zorluklar yeraltındaki bir şehir savaşçısının tahammül ettiği zulmü göz ardı etmeyi haklı kılmaz: şu cümleler sadece hakaret edici değil aptalcadır da: "Hayatını şehirde harcayan herhangi bir insan, hatta bir yoldaş, guerrilloya nispeten, istemeyerek de olsa, bir burjuvadır." Buradaki aptallığın anlaşılması, Debray'nin yürüttüğü teorik inşa çabasının tartışılması için gereklidir.
Gerçekte, Llano-Sierradaki bitişiklik Debray'de sınıf çelişkisine denktir; ancak, her ne kadar benzese de, meseleler bir süre sonra karmaşıklaşır, çünkü bazen gerilla-proletarya burjuva şehre “ihtiyaç duyar”: "Bir gerilla grubu şehirdeki liderleriyle ya da yurtdışındaki temsilcileriyle temasa geçerse, aslında kendi burjuvazisiyle temas etmiş olur. Böylesi bir burjuvaziye (siz Llano okuyun.) nefes kesilmesi (asfeksi) durumlarında suni bir nefes borusu olarak ihtiyaç duyulsa bile […] sözkonusu çıkar farklılıkları göz ardı edilmemelidir."
Bu noktada Debray, Fidel'in 1957'deki Miami Anlaşması'na dönük kınamasını aktarır ve gerillanın Llanoya olan “ihtiyacı”nın yarattığı acı sonuçları açıklar: askerî-lojistik tabiyet ve tek bir kumanda merkezinin eksikliği. Bu nedenle Debray için her şey tek bir öneriyle başlar: (gerillanın) politik güç eksikliği dağdaki unsurları askerî-lojistik açıdan şehre bağımlı kılar." Ancak tam da bu noktada var sayılan ispatı, yani Küba deneyimini haklı çıkarmayı bırakmalıyız. Çünkü Debray’nin çalışması boyunca, bu deneyimin temel bir etkeni eksiktir: çeşitli sosyal sınıfların diktatörlüğe karşı mücadeleye neden ve hangi yolla 26 Temmuz Hareketi'nde katıldığı açıklanmaz.
Geçerken, Llano-Sierra olarak ifade edilen ilişkinin, belli bir sınıfın içindeki politik hegemonyaya dönük politik mücadelenin üç önemli ilişki biçimini gizlediğini söylemeliyiz. Küba'daki koşullarda, bu üç ilişki biçimi üzerine yapılan çalışmalar şunları göstermektedir: gerilla gücünün tesis edilmesi 1957 yılı boyunca Llanonun yaptığı yardımlar sayesinde gerçekleşmiştir. Ancak öncelikle, farklı düzeylerdeki etkileri içinde çözümlenmesi gereken bu ‘yardım’ ifadesi yukarıda bahsedilen ilişkilere denk düşer. “Yardım” ifadesi, 26 Temmuz Hareketi içindeki sınıf ilişkileri anlamında, verili momentte, belli bir alandaki (yani Llano liderliğindeki) ulusal burjuvazinin politik nüfuzunu temsil etmek anlamına gelir. Faustino Perez'in Batı koordinatörlüğüne atanması sadece Sierraya destek göndermeye dönük bir öncelik vermek için hazırlanmış bir talimatın sonucu değildir. Ayrıca bu destekleri elde etmek amacını da taşımaz. Bu oldukça açıktır. Paraya ihtiyaç vardır. Ona sadece burjuvazi sahiptir ve kimse onları sürece dâhil edememiştir. Bu süreç boyunca 26 Temmuz Hareketi'ne bağlı ikinci bir örgüt daha kurulur: Resistencia Civica (Sivil Direniş). Bu örgüt, burjuva ve küçük burjuva unsurlardan oluşur ve şehirdeki mücadelenin politik liderliğinde önemli bir rol oynar. (Tugaylar hâlinde örgütlenen, sonrasında eylem ve sabotaj amaçlı çalışan) Hareket’e âit militan üyeler yer değiştirdiğinde ya da vurulduğunda, bu unsurlar kullanılır.
(Frank Pais meselesinde değil ancak) Faustino, Marcelo Fernandez ve Armando Hart, belli bir görevi yerine getirmek amacıyla, Sierra tarafından atanır. Başarı için gerekli koşullar beraberinde Hareket içindeki sınıflar arası ilişkilerde belli değişiklikleri gündeme getirir ve bir dizi çelişkiye neden olur. Eğer, kaçınılmaz biçimde, ulusal burjuvazinin idaresindeki Llano liderliğinin önemli bir parçası olmak, verili koşullarda Sierrayı güçlendirse bile bunun bedeli ağır olabilir ve çeşitli biçimlerde yaşanan bir dizi çelişkiye yol açabilir. Hatta sonuçta 9 Nisan 1959 genel grevi gibi önemli hatalar da yapılabilir.
Bu bağlamda Debray bize iki şey söyler: ilk olarak şunları belirtir: "Fidel, ilk günden itibaren açık bir strateji uygulamıştır. Bütün olarak stratejisi uzağı çok iyi görmüştür, çünkü 26 Temmuz güçleri, mücadelenin o aşamasında, Santiago ve Havana gibi şehirlerde dağlardakinden sayısal olarak daha fazla bir örgütsel güce ulaşmıştır." İkinci olarak da, Fidel'in Faustino'ya gönderdiği, bütün kaynakları toplaması ve Sierraya yollaması talimatına ilişkin olarak şunları söyler: "Bu, hareketin şehir kanadıyla birden fazla çelişki yaşanmasına neden olmuştur."
Destekleri göndermeye bağlı olarak bu strateji, Debray'nin de dediği gibi, Fidel de dâhil olmak üzere, bütün 26 Temmuz Hareketi'nin altına imza attığı diğer stratejik uygulamalara ters düşer: genel grevin yürütülmesi bu tersliğe bir örnektir. Llanodaki ulusal burjuvazi liderliği ve şehirdeki askerî kaynak eksikliği Nisan 1958 fiyaskosunun önemli etkenleridir. Ancak Debray eğer bu noktayı çözümlemezse, talimatın verilmesine neden olan “çelişkiler”in doğasını anlayamaz. Ona göre mesele basittir: “şehirden beklenen, yetersiz işçi sınıfı çıkarlarındaki sınıfsal çelişki, taktiksel çelişkiler, değerlendirmede ve çizgideki farklılıklar tarafından gizlenir."
Birisi “değerlendirme farklılıkları”nın neye bağlı olarak sınıfsal çelişkiyi gizlediğini sorabilir. Bütün mesele Debray'nin buna ilişkin öncülünün hatalı olmasıdır. “Şehir” ya da “Llano” gibi tümüyle homojen, herkesin birbirine benzediği bütünlükler yoktur. Bunlar birbirinden çok farklı bir şeylerdir. “Şehir” sınıfsal çelişkilerin keskinleştiği yerdir ve eğer Debray, Küba deneyimi üzerine çalıştığını iddia ediyorsa ve bu etkenin farkında değilse, onun bu konuda hiçbir şey anlamadığı söylenebilir.
Sierra ya da Llano liderliğinin çıkarlarına bağlı olarak, ayrıca uzlaşmaz sınıflar arasında var olan çelişkiden de bahsedilebilir; ancak bu çelişki sadece devrimci genel grev koşullarıyla ilgilidir, çünkü öncelikle bu, şehirdeki devrimci potansiyeli zayıflatma pahasına Sierranın desteklenmesi aşamasında önemlidir.
Diğer taraftan, 26 Temmuz Hareketi'nin Llanodaki devrimci kanadı iki çelişkiyle yüzleşmiştir. Devrimci kanatla Llano liderliği arasındaki sınıfsal çelişki uzlaşma kabul etmez bir niteliğe sahiptir. Aynı zamanda, Sierranın kaynakları tekeli altına almasına bağlı olarak, Llano militanları (Frank Pais gibi bir lideri de bu katmalıyız.) Sierraya karşı taktiksel değil ama sınıfsal bir çatışkının içinde kalmıştır. Yine de, şehir-gerilla Maniheizmi teorisine geçerlilik katmak için Debray, 9 Nisan 1959'daki önemli olayı çözümlerken, bu çatışkılı bütünün gerçek doğasını yanlışlar.
Debray'ye göre, her şeyden önce bu, Fidel'in ve İsyan Ordusu Komutanlığı'nın ayrı durduğu bir olaydır. Eğer sonunda Fidel greve arka çıkmışsa da, bunun nedeni onun "hareketin sivil kanadındaki 'öznelciliğe' kurban gitmiş olmasıdır."
Tüm bunlar grevin hazırlığı ve uygulamasına dönük sorumlulukların sağlamlaştırılması meselesiyle ilgilidir ve şüphesiz ki bütünüyle Llano liderliğine âittir; ancak gerilla liderliği ile mücadeleye âit bir hedef olarak genel grev fikri arasındaki ilişki tümüyle başka bir şeydir.
Debray'nin de birkaç satırda belirttiği gibi, "Felaketle sonuçlanan 1958 Nisan genel grevi, şehrin tasarlayabildiği ve uygulayabildiği birkaç eylemden ibaretti(r)." Ancak “uygulama” sözcüğünü grevin tarifiyle nasıl uzlaştıracağız? “Şehirde neyin yaşanacağına şehir sakinlerinin karar vermesi gerektiğini düşündüğünden" Fidel'in, Hareket’in sivil kanadının “öznelciliği”ne aldanmasını ve “onaylamasını” nasıl açıklayacağız?
Fidel'in aldatıldığına şüphe yok, ancak yeterli bilginin verilmediği düşünülürse, bu kaçınılmazdır. Che'nin de belirttiği gibi, Llano liderliğince sağlanan bilginin değerlendirmesine bağlı olarak İsyan Ordusu Komutanlığı, PSP'nin tasarlanan grevin başarı ihtimali üzerinden saptadığı şartları paylaşmıştır.
Bu şartlar neydi ve eğer gerçekten önemliydilerse (şüphesiz ki öyleydiler) Fidel'in bu konudaki rızasını nasıl açıklayacağız? Bunun nedeni sadece “şehirde neyin yaşanacağına şehir sakinlerinin karar vermesi gerektiği” midir? Bu konudaki gerçek, tecrübesizlik, bilgi eksikliği ve basit işbölümüne dayalı açıklamaların toplamında anlaşılamaz. Açıklama farklı bir doğaya sahip olmalı ve sınıfsal nedenlerden başlamalıdır. Yani belli verili koşullarda Llano liderliği, devrimin liderliğinde önemli politik konuma sahiptir ve ideolojik olarak ulusal-burjuva niteliktedir (Debray de bunun farkındadır) ve kendi stratejisini “dayatır”.
Ancak bundan farklı sebepler de vardır. Bir taraftan, grev çağrısı yapmak için kitleler arasında inkâr edilemez öznel koşullar mevcuttur. Mart sonunda kitle mücadelesi belli bir noktaya ulaşmıştır: daha üst bir aşamaya çıkamayacağı ya da geri gidemeyeceği bir konumdadır. Son tahlilde unutulmaması gereken bir husus olarak hem Llanoda hem de Sierradaki 26 Temmuz Hareketi, mücadelenin nihaî koşulunun devrimci genel grev olduğunu ilân etmektedir.
Nitekim bütün çelişkiler yumağı belli bir tarihte belli koşullarla birlikte görünür hâle gelmiştir. Fidel genel grev fikrini kabul etmez, ancak bir ulusal-burjuvaziye âit bir strateji olarak onu kabul etmek ve bedelini ödemek zorundadır. 9 Nisan'dan birkaç gün önce Llano liderliğinin Eylem ve Sabotaj grubuyla Havana'da yaptığı toplantıda grup kendilerini politik bir yenilgiye ya da ölüme mahkûm eden böylesi bir stratejiye açıkça karşı çıkar. Plan onlara açıklandığında bir şey çok aşikârdır: grev için silâhlı destek sağlamanın ötesinde, her şeyi daha kötüye götürecek bir komployu işletmeleri kararlaştırılmıştır. (Yüz kadar insanın dışında) kimsede silâh yoktur ve silâh temini için çalışma yapmaları gerekmektedir.
Toplantıda, (anti-komünist çizgideki Llano liderliğinin itirazına rağmen) PSP'ye işbirliği çağrısı yapılır. Sonunda, disiplin gereği, ölüme giden bu yol onaylanır; 26 Temmuz liderliği, Fidel de dâhil, bu karta oynar. Marcelo Pla liderliğindeki bir grup militan askerî cephaneliğe saldırı düzenler. Birkaç gün içinde Eylem ve Sabotaj grubuna bağlı yüzlerce militan polis tarafından katledilir. Nisan sonuna doğru düzinelerce militan tarafından imzalanmış, yaşananları çözümleyen ve Llano liderliğinin değiştirilmesi talebini içeren bir belge Sierraya ulaşır.
Debray bu olaylarla ilgili bir şey söylemeden, şunları aktarır: "Şehir için gerilla, merkezde bir hükümet darbesinin koşullarını yaratmak amacını taşıyan bir sembolden ibarettir." Sonrasında, Che'nin şu sözlerini alıntılar: "Llano, ülke çapındaki genel silâhlı mücadelenin işini kolaylaştırır, devrimi, Batista diktatörlüğüne karşı gerçekleştireceği genel grev sayesinde sonuçlandırır ve bir 'siviller' hükümeti kurar; bu noktada yeni ordu 'apolitik' olur."
Bu bağlamda, belli bazı yanlış anlamaları gidermek zorunludur. “Askerî darbe”, “siviller hükümeti” ve (eski burjuva ordusunun bazı araçlarını koruyan) “apolitik ordu”, bildiğimiz gibi, Llano liderliğinin hedefleridir; onlara göre Sierra sadece bir sembolden ibarettir ve silâhlı mücadele bir tür baskı aracıdır. (Llano liderliğinin 1958 Nisanında ABD Elçiliği ve Katolik Kilisesi vd. ile yaptığı temaslar unutulmamalıdır.) Öncelikle bu nedenle liderlik, gerçek bir devrimci genel grev yürütmeyi hiç tasarlamamıştır.
Ancak, 26 Temmuz Hareketi'nin militanları, onun eylem birliklerindeki silâhlı savaşçıları, emekçi kitleler, FEN (Frente Estudiantil Nacional-Ulusal Öğrenci Cephesi), FON (Frente Obrero Nacional-Ulusal Gençlik Cephesi) ve sonrasında FONU (Frente Obrero Nacional Unido-Birleşik Ulusal Gençlik Cephesi) üzerinden cisimleşecek ve İsyan Ordusu tarafından desteklenecek bir ayaklanmanın içinde sonuç bulan bir devrimci genel grev, mücadelenin aslî hedefidir. Bu nokta, 1959 olaylarının sonuçlarıyla uyum içindedir.
9 Nisan 1958'deki hatanın, gerçekte gerilla hareketi tarafından desteklenen bir devrimci grevin imkânsızlığını kanıtlamadığını, aksine ulusal-burjuvazinin silâhlı mücadeleyi “kullanma” fikrinin hatalı olduğunu göstermek önemli midir? Böylesi bir hata, Küba'daki gerilla hareketinin farklı gelişme koşulları ve farklı sınıfların diktatörlüğe karşı çıkması sonucunda ortaya çıkan ayrımların, şehirdeki kitlelerle gerilla gücü arasında yaşanan taktik farklılıklara neden olduğunu gizleyebilir mi?
Küba örneğinde, farklı silâhlı mücadele biçimlerine tahsis edilmiş farklı öncelikler sınıf analiziyle açıklanır. Ancak, ayrıca farklı sınıf konumları içinde hegemonya mücadelelerinin olduğunu anlamak da gerekir. Bu mücadeleler taktiksel uzlaşmazlıklara sıkı sıkıya bağlıdır. Devrimci Yönetim ile 26 Temmuz Hareketi arasında başka ne türden ilişkiler mevcuttur? Ya da, bir kısmıyla, 1957 boyunca Fidel ile Frank Pais, Llano ve Sierra militanları arasındaki ilişkiler ne durumdadır? (Debray, bu türden bir çatışkıyı tekleştirilmiş bir komutanlığa âit sorun olarak görür.)
Sondan başlamak gerek. Küba bağlamında, Llano-Sierra ikiliği ile sınıf çelişkisi arasında kurulan bir denklem üzerinden parti-gerilla ilişkisine dair söylenen her şey yalnızca hatalı değil, herhangi bir anlam da taşımaz. 26 Temmuz Hareketi'nin örgütsel yapısı içinde ve bu örgütü meydana getiren farklı sosyal sınıfların politik pratiğiyle ilişkide her zaman çatışkılar etkin olmuştur.
Debray sadece görünümler üzerinde çalışır; hatta kendisine 26 Temmuz Hareketi'nin ne olduğunu, içindeki silâhlı birimlerin nasıl bir rol oynadığını sormaz. Fidel, Meksika'ya gitmesinden itibaren mücadele boyunca bağlı kaldığı bir plana sahiptir. Bu plan, mecazi olarak bir piramide benzetilebilir. Piramitte temeli oluşturan örgütsel formlar farklı sınıfları içerebilecek kadar geniş tutulmuştur. Zirvede ise uyumlu bir silâhlı çekirdek vardır ve bu çekirdek, diktatörlüğe karşı verilen bütün mücadele biçimlerinin etkinleştirilmesi esnasında aşağıdan taşıdığı tüm çelişkileri etkisizleştirmek için uygundur.
Belli konularda açık olmak gerekir. Fidel uzun süreli bir savaşı asla düşünmemiştir. Küba'nın verili koşullarının ve küçük bir silâhlı çekirdeğin mücadeleyi (parti kurma da dâhil) farklı alanlarda sürdürmek için uygun olduğunu; burjuvazinin sosyal tabanı küçük olan askerî rejimini tehdit eden sayısız çatışkının patlamasını sağlayacağını düşünmüş ve görmüştür.
Politik örgütlenmeye dönük bu plan Küba koşullarında işçilere, öğrencilere, köylülere ve ulusal burjuvaziye âit farklı mücadeleleri etkinleştirme yöntemine denk düşer. Silâhlı birimlerin; örgütsel “merkez” olmakla diğer örgütlenme biçimlerine dayattığı; ilki, bağlılığı ve sınıfların tek cephesinin icrasını sürdürmek, ikincisi, cephe içinde, stratejik olarak, en devrimci olan sınıfları güvence altına alınmak gibi ikili bir işlevi olduğunu eklemek gerekli mi?
Nitekim şimdi sıra Debray'nin, İsyan Ordusu'nun sınıfsal ilişkiler içinde neyi temsil ettiği konusunda sorduğu o çok önemli soruya geldi. (Tabiî ki o, ne silâhlı birim etrafında toplanan politik-örgütsel biçimleri çözümlemekte ne de mücadelenin her aşamasında, silâhlı birimi de içerecek şekilde, söz konusu örgütsel biçimleri üreten verili tarihsel sürece değinmektedir.) Bu noktada Debray, bize şunları söyler:

"İşçi-köylü ittifakı genellikle bağlantı noktalarını, gerilla önderliğinin önemli bir bölümünün katıldığı, burjuvazi çıkışlı bir devrimci grup içinde bulur. […] Böylesi bir kural, sömürgeleştirilmiş ülkelerde bile belli bir sınıra kadar geçerlidir: reformist sendika aristokrasisi altında sıkışmış bir işçi sınıfı ve tecrit edilmiş, aşağılanmış bir köylülük, burjuvazi çıkışlı bu grubu politik liderleri olarak görecek ve ona katılmak isteyecektir. Onları uyandıran ve harekete geçiren mücadeleye bağlı olarak, kuvvetlerin bir tür geçici delegasyonu üretilir."
Metnin kendi içinde sahip olduğu belirsizlikleri açıklamak gerekir. İlk olarak, işçi-köylü ittifakının “bağlantı noktası” (Küba örneğinde de) bir devrimci grup içinde bulunmaz. Olsa olsa belli bir aşamada, İsyan Ordusu'nun temsil ettiği politik-askerî örgütlenme biçiminde bulunabilir. İkincisi; bir sınıfın ya da diğerinin (işçiler ya da köylülerin) bulunduğu koşulun belirlenimi, Küba örneğinde gerçekleştiği gibi, neden o yol dışında bir yerde oluşmadığını açıklamaz. Üçüncüsü; sonunda eski temsil teorisinin bir çeşidine dönüşecek olan, “kuvvetlerin bir tür geçici delegasyonu”nun işlerlik kazanacağını söylemek, tam vekâlet aracılığına dayalı bir temsil teorisi kabul edildiğinde tümüyle kusurlu olacaktır.
Küba'daki tarihsel süreci incelersek, işçi sınıfıyla ilgili aşağıdaki etkenleri saptayabiliriz:
1. İşçi sınıfı, devrimci sınıfların politik olarak toparlanmasının çıkış noktası olmamıştır.
2. Silâhlı mücadelenin varlığı işçi sınıfından devrimci bir özgünlük talep etmiş, ancak bu özgünlük çok sınıflı cephe fikri içinde işlemek zorunda kalmıştır. Söz konusu cephede, Llanodaki ulusal-burjuvazi, (özellikle 26 Temmuz Hareketi liderliğinde) politik ve sosyal yönden belirleyici olmuştur.
3. Böylesi bir cephe fikri, işçi sınıfının parti aracılığıyla ya da ona denk düşen ideolojiyle kendi çıkarlarını doğrudan savunmasını engellemiştir.
4. İsyan Ordusu, 1958 Mayısında, 26 Temmuz Hareketi üzerinde özerk ve belirleyici bir güç olduğunda, işçi sınıfının politik öncülüğe katılmasını sağlamak için yeni bir alan yaratmıştır.
5. İsyan Ordusu, böylesi bir imkânı çeşitli nedenlere dayanarak sunmuştur. İlk olarak İsyan Ordusu, çıkarları işçi sınıfının çıkarlarına ters düşmeyen, ulusal burjuvaziye karşı ortak düşmanlık besleyen, hâkim durumdaki radikal küçük burjuvazi ve köylülük kompozisyonuna sahiptir. İkinci olarak; ulusal burjuvazinin yenilgisi, bütün düzeylerde gerilla liderliğini burjuvazinin etkisinden kurtarmış; bunun sonrasında İsyan Ordusu’nun politik hegemonyası her zamankinden daha fazla işlemeye başlamıştır.
6. Bu sayede İsyan Ordusu’nda işçi sınıfı, köylülerin yanında, ulusal burjuvaziye bağlı olarak kendi çıkarlarını savunabilmiştir. Ancak bunu belli bir hat üzerinden yapabilmiştir.
7. Böylece işçi sınıfının çıkarları, küçük burjuvazinin politik liderliğiyle uyum içinde, silâhlı halk birimleri ve desteklerinin askerî hâkimiyeti aracılığıyla yürütülmüştür. Bunun nedeni, devrimci cephe içinde karar alma mekanizmalarında yaşanan sınıf çelişkilerinin artmasıdır.
8. Sınıf çelişkileri askerî düzeye geçmiştir. İşçi sınıfı ve ulusal burjuvazi arasındaki yüzleşmeye âit dolaysız ilişkilerin bir sistemi aracılığıyla açıklanmıştır. Söz konusu çelişkiler, diktatörlük karşıtı çok sınıflı cephenin, savaşın son aşamasında birliği gerçekleştirebilmesinin aracı olan “sorgulanamaz önder kişiliğe” dönük politik güven yoluyla çözülmüştür.
Kim Kimi Yarattı?
Debray, Küba deneyimi üzerine yaptığı çalışmada belirlediği özgül yaklaşımı şu ifadeyle desteklemek ister: "Halk ordusu partinin çekirdeği olacaktır, tersi doğru değildir. Gerilla gücü tohum hâlindeki politik öncüdür ve onun gelişimiyle gerçek bir parti doğabilir."
Öncelikle Debray, bize Küba'da "partinin, her ne kadar embriyo hâlinde de olsa, İsyan Ordusu içinde bulunduğunu ve ilk liderlerinin 1953'te 26 Temmuz Hareketi içinden çıkmışsa da, iktidarı almanın o olağan aracının, iktidar ele geçirildikten sonra gelişti"ğini söyler.
Gerçekte yaşanan süreç aksi yöndedir: 26 Temmuz 1953'ten İsyan Ordusu’nun kurulmasına kadar geçen sürede, ilk parti lider grubu (partisiz olarak!) ortaya çıkar; Ordunun kuruluşuyla birlikte sıra parti embriyosunun yaratılmasına gelir. Partinin gelişmesi ve resmî yapısına kavuşması ancak devrimden sonra gerçekleşir. Diğer bir deyişle, Küba'da gerilla foko partiyi yaratmaz, aksine çok kesin nitelikleriyle geleneksel marksist partilerden ayrılan politik bir örgüt; 26 Temmuz Hareketi gerilla gücünü kurar.
Temmuz 1955'te, Fidel'in hücreden çıkmasından birkaç gün sonra, 26 Temmuz Hareketi, Moncada Kışlası’na saldıran militanlardan oluşan bir çekirdek tarafından kurulur. Kuruluş sürecinde ve onu takip eden birkaç ay içinde Hareket diğer politik güçlerle birleşerek önemli bir büyüme gösterir. (Frank Pais ve Oriente'de bulunan adamları, gençlik hareketi üyeleri ve Ortodoks Parti vb.) Hareket zamanla geniş cephe örgütlenmesi biçimini alır. Demokratik bir program ve diktatörlüğün acilen alaşağı edilmesi hedefiyle farklı sınıfların ve sosyal grupların kendisine katılmasını sağlar.[*]
26 Temmuz Hareketi'nin tümü değil, sadece bir bölümü Granma'dadır. Diğer bölümü ise Küba'da kalır ve geminin adaya ulaşmasıyla eş zamanlı isyanlar gerçekleştirmek için çalışır. Öncelikli plan, sonradan keşfedilen bir mücadele biçimi olarak foko oluşturmak değil, Doğu Bölgesi’nde bulunan Niquero'ya çıkmak, ardından Santiago ve adanın diğer bölgelerinde isyanlar çıkartmaktır.
Tekrar burada askerî faaliyet politik gerçeğe âit bir fikir ve öncelik olarak görülür: isyanla uğraşan ulusal politik örgüt; çeşitli biçimlerdeki sınıf mücadelelerini keskinleştirmek ve bunu adaya çıkış tarihine denk getirmek; Doğu Bölgesi’nde hangi mücadele biçiminin uygulanacağını anlamak için bölgenin istisnaî politik koşullarına dönük tahmin.
Sonrasında; hayatta kalmayı ve tutuklanmamayı başaranlar toparlanarak, bir gerilla birimi kurar. Santiago'daki isyan başarısızlıkla sonuçlanmış olmasına rağmen orada bulunan Hareket’e mensup militanlar bu gerilla birimine gerekli takviyeyi yapar, onlara silâh ve destek sağlar.
Küba'daki politik örgütün nasıl merkezinde silâhlı çekirdeğin bulunduğu isyana dayalı bir gövdesi ile çeşitli sınıflardan oluşan geniş bir cephe hareketi olduğunu açıkladık. Bu özellikler, ülkenin özgül koşullarına ve içinde gelişmemiş sosyal çelişkilerin çözüldüğü bir güzergâha denk düşer. Fidel'in büyük başarısı, diğer politik örgütleri taklit etmeden, bu koşulları dikkate almış olmasıdır. Hareket’in geniş tabanının karşısında, Batista hükümetinin dar sosyal tabanı ve güçlerin yeni bir yoldan toparlanmasını sağlayan geleneksel partilerdeki kriz durur; hareketin merkezi silâhlı çekirdeğine de içinde burjuva latifundista (toprak sahipleri) ile emperyalist baskının tasfiye edilmesinin gerekli olduğu bir biçim karşılık gelir. Batista'nın 10 Mart darbesi ulusal politik durum içinde reformizmin önündeki tüm ana yolları kapamıştır.
Mücadelenin gelişmesiyle silâhlı çekirdek asıl olarak Sierra Maestra'da yerleşik hâldedir, ancak görevi çeşitli sınıf ve gruplar arasında çalışmak olan başka paralel örgütler de mevcuttur. Gerilla, diğer mücadele biçimlerini, politik açıdan “sömürülen sınıfları kendi etrafına toplamak için” sihirli bir değnek olarak kullanmaz.
Debray'nin foko kavramı bu noktada mıknatıs biçimini alır ve diğer sınıf mücadelelerini etkiler. Çeşitli mücadele biçimlerinin gerçekteki yürürlüğü, örgütün oluştuğu çeşitli yapılar ve diğer politik güç ve örgütlerin meydana geldiği ilişkiler sistemi üzerinden ortaya çıkar.
Debray'nin, gerilla gücü içinde oluşan çeşitli mücadele biçimlerine âit araçların varlığını inkâr etmediği doğrudur: o bu rolü İsyancıların kontrolündeki radyo yayınına devreder. Böylece politik örgütlenme, basitçe, teknik araçlarla yer değiştirir ve bunun "gerilla hareketine yeni bir nitelik kazandırmak gibi bir faydası vardır." Burada yine Debray'nin “teknisist” fikrine nüfuz edip, onun itibar etmediği ilgili politik fikre, Lenin'in elli yıl önce Ne Yapmalı? adlı çalışmasını adadığı konuya, örgütsel sorunlardaki kendiliğindenlik meselesine değinmek gerek.
Radyo, şüphesiz ki, ilk sıradaki ideolojik etkeni ve propagandayı teşkile eder, ancak askerî ve sivil alanlardaki örgütsel çalışmanın yerini almak için yetersizdir. Debray, Radio Rebelde'nin var olduğu koşullarda 9 Nisan grevinin başarısızlığını nasıl açıklar? Belki de o hatayı zayıf örgütlenme çalışmasında bulmaktadır. Belki de sebep zaferi garantileyen örgütsel araç olarak radyonun Nisan ayındaki sınırlı “dinlenme oranı”dır. Son cevap, Debray'nin göz ardı edemeyeceği bir ihtimaldir, çünkü ona göre, "nihaî zaferin tamamlanması şuna dayanır: "Fidel radyo aracılığıyla şehirde bir hükümet darbesi olacağını ihbar eder, bu sayede yönetici sınıfın birkaç dakika içinde elindeki son kartı kaybetmesine neden olur." Belki de burada Debray'nin kendiliğindenliği son noktasına ulaşır: “birkaç dakika” içinde radyo, kimsenin nasıl yaptığını bilmediği bir biçimde, geniş kitleleri harekete geçirmiş ve nihaî zaferi getirmiştir.
Bu noktada Debray'nin aklında ne olduğunu bilemiyoruz; ancak eğer 26 Temmuz Hareketi'nin birkaç üyesiyle bizzat görüşmüşse; Batista'nın ülkeden kaçmasından önce kitlelerin örgütlenmesinde harcanan çabaları, dökülen kanları biliyor olmalıdır. Ayrıca Fidel'in Sierradan, merkezî bölgelerde gelişen İsyan Ordusu’nun harcadığı politik enerjinin hükümet manevralarına karşı yönlendirilebileceğini öğütlemiş olduğundan haberdar olmalıdır.
Dersler ve Deneyim
Sonuçta şunu sorabiliriz: son tahlilde bir “reçete” vermiyorsa, Küba deneyimi devrimci harekete ne tür bir katkı sunmaktadır?
İlk olarak Küba deneyimi öncelikli ve özel bir çıkış noktasıyla birlikte teorik bir sorun sunar. Yani, herhangi bir analizin belirlemesi gereken ilk şey, Latin Amerika'nın geriye kalanındaki devrimci pratik eksikliğine âit unsurlardır.
Tartışmanın bir değişmezle başladığını biliyoruz: Latin Amerika'da emperyalizmin yenilgisi için gerilla hareketi gerekli koşuldur ve onun dışındaki her şey reformizmdir. Yine de bu noktada akla Küba'daki süreçten bir dizi farklılık akla gelmektedir. İşte bunlara birkaç önemli örnek:
1. (Küba'da olmayan bir olgu olarak) marksist ideoloji, mücadele için kaçınılmazdır. Ayrıca burjuvaziyle açıkça ittifak hâlindeki reformizme karşı ideolojik mücadele de gerekmektedir.
2. Savaş uzun ve sürekli olacaktır. (Küba'daki kadar kısa olmayacaktır.) Köylü kitlelerine politik çalışma zorunludur, çünkü buralar Küba'daki gibi “bakir alanlar” değildir.
3) Mücadele kıta genelinde yürütülmelidir. Ulusal kurtuluş partileri mücadelenin ilk manivelalarıdır, ancak yeni ve daha iyi bir örgütlenme biçimi düşünmek önemlidir.
4) Mücadele, yeni bir tarzda oluşturulmuş, stalinist biçimciliğin klasik yapısından kurtulmuş, (hatta özel okullardaki öğrencileri ve rahipleri de içeren) halk kitlelerini mücadelenin her aşamasında harekete geçirebilme esnekliğine sahip ve emperyalizme karşı verilebilecek her türlü mücadeleyi yürütebilecek marksist partiler talep eder.
Son konu bağlamında Küba, Vietnam ve Çin deneyimleri kadar zengin ve önemli dersler sunar, ancak hiçbirisi “model” olarak görülemez.
Latin Amerika'daki çeşitli politik oluşumlar ya zaten bir gerilla deneyimi içinde yaşamaktadırlar ya da o konuda eşiği atlamak üzeredirler; ancak bu türden bir devrimci faaliyet tek başına verili teorik sorunları çözemez, çünkü ortada herhangi bir “reçete” mevcut değildir ve ayrıca Latin Amerika'daki silâhlı mücadelenin gelişiminde karşılaşılan bazı zorluklarla ilgisiz bir konumdadır.
Bu nedenle Sol’da fikirlerin tartışılması bugün her zamankinden daha önemlidir. Diğer taraftan sessizlik, reformizmin takviye edilmesine neden olur; sarkacın tersine her salınımında, herhangi bir silâhlı hareketin tecrübe edeceği bir fiyasko, ordular arasında ve devrimci güçlerin ideolojilerinde reformizme yol açacaktır.
Simon Torres & Julio Aronde
Dipnot
[*] Foko fikri üzerinden Debray, her şeyin foko aracılığıyla yaratıldığını gösterme konusunda ısrarcıdır. Ayrıca ittifak oluşumlarını da ona dayandırır. Kavramların ters yüz edilmesi, Küba'daki bütün sürecin zenginliğini örter. Bu işlem gerilla gücünün inşasını önceleyen tüm ittifak biçimlerini bir darbede silip atar: (a) bu makalede üzerinde durduğumuz, 26 Temmuz Hareketi içindeki sınıf ittifakı, (b) Hareketle diğer politik örgütler arasındaki ittifaklardır.
Burada, Fidel ve J. A. Echeverria'nın 26 Temmuz Hareketi ve Devrimci İdare Heyeti adına imzaladıkları Meksika Anlaşması'nı değerlendireceğiz. Bu meselede Debray'nin bahsettiği belli bir genişlikte, anlaşmanın bir kurtuluş programı olduğu belirtilmelidir. Meksika'da şeker işçileri üzerinde etkisi olan PSP'nin liderleriyle gerçekleştirilen bazı temaslardaki amaç, Granma'nın adaya ulaşmasına, emek sektöründe yürütülecek bir politik mücadelenin eşlik etmesini sağlamaktır. Yapılan anlaşmalar, Küba'nın çeşitli bölgelerinde silâh temin görevini üstlenen isyana dayalı diğer örgütlenme tarzlarını da içermektedir.
Sınıflar ve politik örgütler arasında gerçekleşen ittifakların belli bir biçimi, Küba'daki geleneksel politik partilerin halk desteğini azaltması gerçeğiyle birleşir. (Kitleleri etkileyen herhangi bir reformist parti yoktur.) Bu durum tekleşen bütün sürece istisnaî bir nitelik kazandırır. Bu oldukça önemlidir, çünkü anlaşmalar ve ittifaklar için nesnel ölçütler mevcuttur. Eğer Küba'nın bu istisnaî doğası söz konusu anlaşmalara ve ittifaklara izin veriyorsa, başka ülkelerde, çok daha karmaşık parti ilişkilerinde böylesi bir durumun gerçekleşebileceğini umut etmek gerekir.
Bu nedenle, silâhlı faaliyeti önceleyen birlik anlaşmalarını mahkûm etmek saçmadır. Debray, halk ordusunun çekirdeğini oluşturanın cephe olmadığını, aksine gerilla çekirdeğinin gelişmesiyle ulusal devrimci cephenin oluşturulabileceğini iddia ederken böylesi bir saçmalığa düşer.
Buradaki önemli nokta bütün ittifakların değil, sadece temel ilkelere ihanet eden belli birlik biçimlerinin mahkûm edilebileceğidir. Örneğin Küba'da ittifaklar silâhlı mücadele sürecini hiçbir zaman tehlikeye sokmamıştır.

Hiç yorum yok: