Adliye’nin Orta Yeri Tiyatro

"Aman ağ buğday benizli de zülfü dolaşır
Adını söylesin de üç yıldızlı mübaşir..."
Yukarıdaki dizeler bir barak türküsünden alınmadır.
Bir halk türküsünde "Ağır ceza mahkemesinde yargılanasın inşallah!" denilemediğinden mahkeme üç yıldızlı mübaşirle temsil edilmiş. Halen var mı bilmiyorum ama halkımız rütbeye aşk ile bağlı olduğu için eskiden mübaşirler bile yıldız takardı. Ancak belli bir kıdem kazananlar ağır ceza mahkemesinin önünde sanıkların adını bağırabilirlerdi.
Bakırköy Adliyesi'nin koridorlarında "Hayata Dönüş" katliamının sanıkları, yıldızsız bir mübaşir tarafından okunarak salona alındılar. Sanıklar oradaydı ama davacıların çoğu bu dünyadan göçeli 10 yıl olmuştu.
Kıdemli bir yargılanan olarak mahkemelerin eski tadının kalmadığını söyleyebilirim.
İlk karşılaşma anı
Eskiden kimlik tespiti sanıkla hâkimin ilk karşılaştığı an olarak pek önemsenirdi.
Sanığın hâkim hakkında, hâkimin de sanık hakkındaki ilk izlenimleri bu anda oluşurdu.
Dünkü duruşmada bu kimlik tespit işini mahkeme kâtibi hanımefendi yaptı.
Sesinde yıllanmış bir hâkimin tınısı vardı. Bu hanımefendi acaba karar aşamasında ne düşünür, nasıl bir hükme varır diye dehşetli bir merak uyandırdı bende.
İşini ve gelirini sorduğu tüm sanıkların cevabı aynıydı; işsiz veya asgari ücretli.
Gözüm salonda bulunması gereken esas sanıkları aradı.
Dönemin Adalet Bakanı, Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürü, kolluk kuvvetlerinin başında bulunanlar... Hiçbirisi yoktu, hiçbirisinin olmadığı bir mahkemeyi izlemek de gereksizdi.
Yalçın Küçük, BDP milletvekili Hamit Geylani ve Pınar Sağ'ın da izlediği duruşmayı bırakıp çıktım.
Dışarıdan sloganlar yükseliyordu. Slogan değil, katledilenlerin çığlığıydı sanki.
Adliye bahçesinin ortasına bir tiyatro sahnesi kurulmuştu. Sahne dediysem zihninizdeki tiyatro salonlarındakine asla benzemeyen türden bir sahne.
İdil Kültür Merkezi ve Grup Yorum üyeleri, kurdukları ses sistemiyle oynanmakta olan bir başka 'tiyatroya' dikkat çekiyorlardı.
Sahneye bir genç kız geldi, sanki o meşum günün dehşetini halen üzerinde taşıyordu.
"Merhaba" dedi kalabalığa: "Ben Birsen Kars, belki tanırsınız beni!"
19 Aralık'ta Bayrampaşa Hapishanesi'ndeki katliamdan sağ kurtuldum. Beni hatırladınız mı? Ambulanstan indirilirken, bütün acılarıma rağmen gücümün yettiğince bağırmıştım.
"Altı kadın mahkûmu diri diri yaktılar! demiştim."
Başka bir kadın çıktı sahneye, Ayşe...
"İşte o gün orada altı kadını öldürdüler. Bizim koğuşta... Gözlerimin önünde... Yukarıda kaldılar, dumanlar sarmıştı her yanı, yanlarına gidemedik. Üzerimizdeki elbiseler yanmıyordu ama bedenimiz yanıyordu. Bir plastik gibi eriyorduk. Bize attıkları bombaların üzerinde 'Kapalı yerde kullanılamaz' yazıyordu."
Sonra diğer kızları temsilen arkadaşları sırayla sahneye çıktılar.
"Ben Seyhan Doğan, sizlerin kalbinde yaşıyorum!"
"Ben Yazgül Güder Öztürk, sizlerin gülüşüydüm!"
"Ben Gülser Tuzcu, sizin emekçi ellerinizim!"
"Ben Nilüfer Alcan, sizlerin öfkesiyim!"
"Ben Şefinur Tezgel, cesaretinizim!"
Hep birlikte haykırdılar.
"Bugün davamız var. Bugün bizi yakanlar yargılanıyorlar burada. Peş peşe atıyorlardı bombaları. İçerisi tamamen gaz dolmuştu. Bombaları sarı bir gaz yayıyordu. İlk anda hepimiz nefessiz kaldık ancak bu gaza alıştı vücudumuz. Sonra değişik bir bomba atıldı. Mavi renkli, uzun bir bombaydı. Bunun etkisini engellemek mümkün değildi, solunum duruyordu. Böyle bayıldık, böyle öldük."
Gösteri, yargılanması gerektiği halde orada olmayanların adı söylenerek bitirildi. Son cümle olarak "Emri verenler yargılanmadıkça adalet boşuna" dediler.
Pazar alışverişi yapan bir teyze, elinde poşetiyle, yanmış köze dönmüş bir mahkûmun fotoğrafını taşıyan genç kıza yaklaştı, yaşlı gözlerle şu soruyu sordu. "Sizin bir partiniz var mı güzel kızım?"
Bu katliama sebep olanların isimleri üç yıldızlı bir mübaşirin dilinde çınlamasa da olurdu. Ölenlerden geriye kalanlar, mahkemelerin tiyatroya dönüştüğü bir yerde tiyatroyu mahkemeye dönüştürmüşlerdi.

Hiç yorum yok: