Radikal Reform ve Thomas Münzer

Gerçekleştiği noktada Luther, Zwingli[1] ve Kalvin’in[2] Reform’u tam anlamıyla bir devrimdi, ancak bu sefer devrim, diğerlerinden farklı olarak, toplumun, hâkim kültürün ve Batı medeniyetinin genel tarihsel süreci içinde cereyan etmişti. Reform, feodalizmin hiyerarşik doğasını çözerek feodalizmdeki haklar ve görevleri birbirine kenetleyen ağı dağıttı. Kilise mülkiyetinin içinde mahsur kalmış olan değerli mülkleri serbest bıraktı: Batı Avrupa’da toprağın yarısından fazlası ve taşınabilir malların daha büyük bir bölümü Kilise’nindi. Bu kurumun ekonomiyi statikleştiren tüm kanunî yaptırım hakları ve gelenekleri lağv edildi. Tefecilik onaylayıp toprak sahibinin istediği miktarda faiz alınabilmesine izin verildi. Loncalara yönelik baskıları ve lonca üyeleri arasındaki rekabeti kontrol eden mekanizmaları ortadan kaldırıldı.
Ortaçağ’da köylülük, kaynağını kimsenin hatırlamadığı gelenek ve hukukun onay verdiği, tüm açıklığıyla tarif edilmiş haklara ve görevlere sahipti, ancak bu sayede lordun malikânesinde kalabiliyor ve derebeyine, oradan da merdivenin üst basamaklarındaki kral ve papaya karşı sorumluluk ve imtiyazlarını temin edebiliyordu. İlk kez genç Luther’in vazettiği yeni toplumsal ahlâk sayesinde muğlâk ancak muhteşem bir özgürlük ortamına kavuşan köylüler kendilerini, haklardan mahrum kılan görevler yerine, ağır emeğin dayatmalarıyla yüklü bir serf statüsü içinde buldular.
Ortaçağ’ın sonunda toplum, istihdam dışına düşmüş insanlara kol kanat geren ya da en azından onları emek piyasasından uzak tutan her türden yardımsever örgütün bollaştığı bir ortama kavuştu. Kilise’nin mal varlığına el konulmasıyla bu kurumlara ait küçük bir parça özel ya da devlet himayesi altında yeniden diriltildi ve statik bir ekonomi için gerekli olan artık emek kesintiye uğradı. O günden bugüne kanun koyucular “azimkâr düzenbazlar”a ve “düzenbaz sosyal yardım uzmanları”na karşı ateş püskürdüler. Reform sonrası Avrupa’da hazırlanan fakirlerle ilişkili kanunların yürürlükte olduğu her yerde tek bir ortak iddiası vardı: sefalet fakirin hatasıdır ve fakirlik önemli bir kusurdur. Teorik açıdan Ortaçağ’a özgü eski sadakatlerin yerini bireyler, “hukukî” ve tüzel kişiler olarak insanlararası anlaşmalar aldı; ancak nüfusun büyük çoğunluğunun gerçekte bu tür anlaşmalara dâhil edilmemesi sebebiyle bu gelişmenin doğal sonucu ilerici bir atomizasyon oldu. Ortaçağ insanı İsa’nın bedeni, yani üyeleri şahsında edebî anlamda birleşmiş olan Kilise’nin bir üyesi olarak kurtarıldı. Luther’in Hıristiyan’ı, bireysel iman faaliyeti sayesinde kurtulmuş bir kişiydi ve bu nedenle onun tanrısallıkla ilişkisi, Tanrı’nın mutlak kadirliği ve özyeterliliği üzerinde kendi yeterliliğinden rastlantısal atomik bir anda tümüyle mahrum bir ilişkiydi.
Kalvincilik[3] ise sadece vurguda bir değişiklik yaptı. Eğer Tanrı bir kulunun kaderini kurtuluş yönünde tayin etmişse ve diğer insanları faziletlerine bakmaksızın zamanın başlangıcından itibaren lânetlemişse, bu seçilmiş kul bir cemaat oluşturmaz, çünkü onun üyesi bilin(e)mez. Bu noktada söz konusu yaklaşımın insanı tam anlamıyla bir ahlâk karşıtlığına ve tüm ahlâkî kuralların terkine götüreceği varsayılabilir. Oysa tam aksine insan seçime tâbiymişçesine hareket eder ve en iyisini umar. Kalvin’in aşırı çileciği oldukça kısıtlı bir insan davranışıdır; burada insan çalışamaz, para kazanamaz, yatırım yapamaz. Luther’in dini ise serbest teşebbüs diniyken, Kalvin’inki sermaye birikimi dinidir. Cenova’da, Fransa Huguenot’da, İskoçya’da ve New England’da uygulanan bu Kalvinci teokraside fakirler ilk bakışta verili hâllerine mahkûm edilmişlerdir. Seçkinler kulübünün her üyesinin aynı zamanda seçilmişler üyesi olması gerekmez, ancak fakirlerin, özellikle muhtaç olanların üye olması açık biçimde imkânsızdır. Yararsız, işe yaramaz, sarhoş ve kârdan ziyade sırf zevk için yaşayanlar lânetlenmişlerdir.
Üç büyük reformcu İncil’e, -“sadece imanla, sadece İncil’le” der Luther- havariler çağına ve Kilise babalarına başvursa da gerçekte teolojilerinin kaynağı Aziz Augustine ve Ortaçağ skolastikleridir. Takdir-i ilahi ve iman yoluyla kurtuluşa yönelik ısrarları Ortodoks skolastiklerin öğretilerine nazaran vurguda yapılan ufak değişiklikleri temsil eder. 17. yüzyıl başlarına kadar Babalar’ın ve ekümenik konsillerin birleşik kilisesinin tanıklığına dayalı bir teoloji oluşturma konusunda ciddî bir girişimde bulunulan İngiltere ve Anglikan Kilisesi’ne[4] dek herhangi bir değişikliğe rastlanmamıştır. Reformculara göre, Kilise ile Devlet aynı yataktadır ve tam da bu nedenle Katolik teologlar için Kilise ve Devlet iktidarda birbirinden çok ciddî farklılıklar arz etmeyen roller oynamışlardır. Tek fark, Kilise’nin papada somutlandığı biçimiyle artık nihaî bir otoritesinin bulunmamasıdır. Başlangıçta nihaî müracaat Luther’in kendisinedir. Alman Reform’unun diğer liderleri -Zwingli’nin Aşai Rabbanî Ayini ile ilgili öğretisi meselesinde olduğu gibi- onun son kararına riayet ederler; aynı tavır, Bohemya Utraquist kilisesiyle ilk İsviçre İhvanı[5] ile ilişkiler ve Taborcuları[6] kurtarma meselelerinde de görülür. Luther, Thomas Münzer’in meslekî hayatının başlangıcında açığa çıkan disiplinle ilgili meselelerle de uğraşmak durumunda kalır. Köylüler İsyanı’nı kınayan da gene odur.
Pratikte laik devlet, kasaba meclisleri, mahallî lordlar ve nihayetinde Alman imparatorluğunu teşkil eden küçük eyaletlerle krallıkların prens ve düklerinin hepsi birden Reform’un sebep olduğu evrensel çelişkinin darbeleriyle yıkılmaya başlayan politik bir cemaat oluşturup imparatorluğu kuşatırken en önemli dinî meselelerle yüzleşmek zorunda kalırlar. “Bölge kiminse din de onun dinidir” (Cujis regio, ejus religio) ilkesinin yerleşmesiyle birlikte (bu ilkenin yokluğunda Orta Avrupa’nın herkesin birbiriyle savaşması suretiyle parçalanacağı göz önünde bulundurulursa), gerçekte ruhanî otorite artık imparatorun elinde değildir ya da daha doğrusu soyut bir laik iktidarın kontrolündedir, ancak o artık kesinlikle önemsiz bir avuç Alman mahkemesinin tesadüfî koşullarına tâbidir.
Anabaptistlerin ve radikal Reform’un dini her açıdan Luther’inkiyle tam bir karşıtlık arz eder. Mühlhausen ve Frankenhausen’deki Thomas Münzer ile Münster’deki kıyametçi komün seküler bir hâkimiyet alanı olarak binyıllık krallığın tesisine dönük bir çabadır, ama sahip oldukları tüm o kötü şöhret yüzünden bunlar alışılmadık birer unsur olarak Anabaptist gruplara mensup eski üyelerin görece bir kısmını ihtiva ederler. Yakın zamana dek Mennocu ve Amerikan vaftizci tarihçiler, Anabaptizmin eski dönemlerdeki köklerine ve 16. yüzyıl radikal Reformcuların Ortaçağ ve Karanlık Çağ içinden geçerek havarilerin dönemine dek uzanan benzeri tarikatlar aracılığıyla edindiği sürekliliğe vurgu yapmışlardır. Bu konuda tümüyle haklı oldukları teslim edilmelidir.
Reform’un görünüşte savunduğu ve bir zaman sonra vazgeçtiği konuşma hürriyeti, her zaman zaten orada olmuş olan radikal halk muhalefetini bir süreliğine açığa çıkartmış ve Reform, hatta Roma Katolikliği için bile tahripkâr bulunan öğretilerinin geniş mânâda din değiştirme için kullanılmasına izin verilmiştir. Kayıtlar, Reform’a dek Roma Kilisesi, ruhban sınıfının birlikte yaşaması ile ilgilendiği biçimiyle, herhangi bir skandala ya da ısrarlı ikazlara yol açmadığı sürece, Ortaçağ’da yeşermiş olan garip inançların önemli bir bölümünü inkâr etmiştir. Sonraki yıllarda aşırı sekterler ve Roma Katolikleri çoğunlukla Protestan kilisesine ve devletine karşı birleşik cephe kurmuşlardır. Bunun en önemli delili, William Penn ve II. James arasındaki sıkı dostluktur.
Radikal sekterler Konstantin tarafından hapsedilmezden önce sadece kilisenin geleneklerine başvurmamışlardır; ayrıca lânetli dünyada kurtarılmış bir bakiye olarak onu iman ve faaliyet düzleminde bütünüyle yeniden kurmak için çabalamışlardır. Dünyevî iktidarın her türlüsüne inanmadıklarından, bunlar, papa ve imparator ya da Luther ile prens arasındaki çatışmaya karşı kayıtsızdırlar. Ayrıca ileride “politik ekonomi” olarak anılacak şeye inanmadıklarından, rekabeti ve faiz alımını düzenleyen kanunlara karşı da ilgisizdirler. Tek gayretleri, kapalı bir alt kültüre ait kendine yeterli bir ekonomiyi tesis etmek, yani hem üretim hem de tüketim komünizmini birlikte kurmaktır. Birçok durumda koşullar buna izin vermez, ancak onlar, malların havarilere özgü paylaşımını ve tüm üyelerin fizikî refahı için sorumluluğun paylaşılmasını daima savunurlar; ayrıca ilk zamanlarda dünyevî mesleklerden temin ettikleri parayla satın aldıkları ekmeği bölüşen bir tür komünizm uygularlar. Birçok teologun okumuş olduğu Eckhart’tan, Tauler’den ve Suso’dan etkilenmiş olan cemaat, kurtuluş sürecini İsa’nın fedasında hâkim olan iman aracılığıyla Tanrı’nın mahkeme koltuğu karşısında bireyin adlî “müdafaa”sından çok, insanın cemaat içinde ilerici yücelmesi olarak görür: günahları İsa’nın değil, herkesin tek başına çekeceğine, İsa’nın fedasından ziyade O’nun hayatına, Aşai Rabbanî’den ziyade komünyona ve İsa’nın son yemeğine yapılan ithafa dayalı birlikte gerçekleştirilen ayine inanır. Bu sebeple söz konusu cemaat, olgunlaşmamış çocukların ya da bilinçsiz bebeklerin vaftizine karşı olan Anabaptistler (çifte vaftizciler) olarak anılır. Onlara göre vaftiz, cennetlikler cemaatinin içinde uyanmış olan ruhun mührü ve insanın dünyaya yüz çevirip sevgili cemaati ile birlikte ortaklık dâhilinde tanrısallaşmaya doğru giden hicret yoluna sokulmasıdır.
Pratik açıdan tüm Anabaptistler özde binyılcıdırlar ve belirsiz bir gelecekte krallığın yeryüzüne geleceğine inanırlar. Kendilerini son günlerde insanlığa mübaşir olarak hizmet edecek olan vahyin bir tür ordusu olarak görmezler, aksine tek görevleri Efendi’nin gelişini beklemektir. Anabaptizmin ilk dönem tarihinin en önemli iki bölümü hareketin ana gövdesinden çıkmamış, bağımsız olarak oluşmuştur.
Thomas Münzer Anabaptist değildir ve ayrıca vaftizin ne zaman ve nasıl yapılacağı ile ilgili sorular onun için pek önem arz etmez, zaten bu tarz sorulara meslekî hayatı boyunca farklı zamanlarda çelişkili cevaplar vermiştir. Mühlhausen’deki son günlerinde mallarda ortaklığı vazetmemiş ve meseleyle ilgili tek kesin ifadesi işkence sonrasında ve idam öncesinde yaptığı nihaî günah çıkartma pratiğinde dillendirilmiştir.
Münzer, Stolberg’deki Harz Dağları’nda varlıklı bir ailenin içine doğar ve eğitimini Leipzig ile Frankfurt’ta tamamlar. 1519 civarı Luther’i ziyaret eder ve tüm ciddiyetiyle onun okulunda yıllarını geçirir. Hâkim kilisenin inancından dönmesi kendisini fazlasıyla rahatsız eder. Aynı yıl Beuditz’deki bir rahibe manastırında günah çıkartmadan sorumlu papaz olur. Sahip olduğu güvenli hâl ve boş zaman sayesinde Josephus, Eusebius’un kilise tarihi, Aziz Augustine, genel konseyle Konstans ve Basel konsillerinin kanunlarını ve Suso ile Tauler’in mistik yazılarını okuma fırsatı bulur. Kendisinden beş ilâ on yaş büyük olan önde gelen liderlerle mektuplaşmaya başlar. Kendisine bir sonraki yıl Zwickau’daki Aziz Mary Kilisesi’nde görev yapacak olan John Egranus’un yerine geçici vaiz olması önerilir. Başlangıçta tüm Almanya genelinde yayılmaya başlayan Luther’in genç havarilerinden biri gibi görünür ve birden bire kendisini yereldeki Fransiskanlarla şiddetli bir çatışma içinde bulur.
O günlerde Dresden’in üç katı olan Zwickau Almanya’nın en büyük şehirlerinden biridir. Zengin bir tekstil merkezi hâline gelse de şehrin yakınlarında bulunan gümüş madenlerinin gelişmesiyle birlikte dokuma ticaretinde düşüş yaşanır ve çok sayıda dokumacı işsiz kalır. Diğer maden şehirlerine benzer biçimde yoğun bir fiyat enflasyonuyla patlamaya hazır bir bombaya dönüşen şehir, zengin kesimin üstte, sefalet ve kütlesel işsizliğin altta olduğu radikal bir kutuplaşmaya şahit olur. Zwickau Bohemya sınırının üst kısmındadır ve bir önceki yüzyılda Taborcu ajitasyonun merkezi olmuştur. Şehirde gizli bir Pikard grubu da yaşamaktadır. Bunlar zamanla açık bir örgütlenmeye dönüşerek Nicholas Storch yanlısı Zwickau Peygamberleri[7] adını alırlar. Çoğunluğu maden sahipleri tarafından iflasa sürüklenmiş eski zengin ve güçlü aile mensuplarıdır. Münzer şehre ulaşınca Storch, onu çoğunlukla işsiz dokumacılardan müteşekkil bir aşırı pentekostçu ve Altın Çağ’cı dinî devrimciler tarikatının lideri yapar.
Münzer’in Fransiskanlara yönelik vaazlarındaki şiddet şehir konseyi ve Aziz Mary cemaati ile arasını açar. John Egranus ile geri döndüğünde zorla Storch’un kucağına itilir. Nihayetinde Aziz Mary üst sınıfını terk eder ve madencileri, fakir dokumacıları ve işsizleri bir araya getirmiş olan Aziz Katherine Kilisesi’nin papazı olur. Burada Münzer fakirlerin papazı hâline gelir. Ortodoks bir Lutherci olmayı bırakıp Storch gibi kıyametçi olur. Zamanının önemli bir bölümünü Peygamberler tarikatının gizli dinî toplantılarında konuşmakla geçirir. Şehir konseyi ile arasındaki çelişki giderek büyür. 1521 Bahar’ında Münzer’den Zwickau’yu terk etmesi istenir. Bu arada Luther zaten fiilî desteğini çekmiştir.
Münzer, Yeni bir Lutherci olarak coşkuyla karşılanıp kiliselerde vaaz vermesi konusunda davet alacağı Prag’a gider. Aksine vaazları Lutherci bir nitelik arz etmez; tam mânâsıyla gerçek bir Altın Çağ’cı olur, ancak dili aşırı ölçüde hiddetli, tacizkâr ve kabadır. Cennetliklerin Tanrı tarafından binyıl öncesinde nihaî silâhlı mücadelede bir araya gelmekle görevlendirildiklerine dair iddiası o günler için bile fazlasıyla ölçü dışı bulunmuştur. Yüz yıl önce tüm bunları işitmiş olan Prag’ın bilgili yurttaşları söylenenlere pek şaşırmazlar.
Bohemyalıların gözlerini açmasını sağladığı Münzer şehri terk eder. Terk etmeden önce Luther gibi belli başlı kiliselerin kapılarına çiviyle bir manifesto iliştirir. Hayatının geri kalan dönemi süresince ona yön verecek temel fikirlerinin bir özetini sunar. Dilindeki öfke ve tutarsızlık en kayda değer özellikleridir. 1522 yılı boyunca herhangi bir düzenli işte çalışmadan dolaşır. Wittenberg’de Luther’i ziyaret eder. Kendisini fazlasıyla kızdırmış olmasına rağmen Luther sahip olduğu nüfuzu kullanarak Saksonya’daki Alstedt adlı küçük kasabada bulunan Aziz John Kilisesi’nde Münzer’in papaz olmasını sağlar. Münzer 1523’te Paskalya Günü’nde ilk vaazını verir.
Münzer’in Alstedt’te geçirdiği on altı ay onun meslekî hayatının en sakin ve üretken dönemidir. Burada eski bir rahibe olan Ottilie von Gersen ile evlenir. Bir sonraki Paskalya Günü’nde bir oğlu olur. Kendisi için fazlasıyla kâfi bir uğraş anlamında, hissî ve bir o kadar da tuhaf bir örneği olsa da, ortodoks Reform’un bir sözcüsü hâline gelir. Görünüşte ihtiyatlı ve belli ölçüde riya ile hareket etmeye karar verir, ancak fırtınalı vaazları bir süre sonra onu bölgenin en popüler vaizi yapar. Vaazlarını dinlemek için dört bir yandan insanlar akın eder. Almancadaki ilk Aşai Rabbanî Ayini’ni kaleme alır ve takdim eder. Sonrasında komünyon, vaftiz ve evlilik merasimleri, hasta ve cenaze merasimleri, komünyon öncesinde halk önünde düzenlenen günah çıkartma merasimleri için kapsamlı bir dua kitabı yazar. Dua kitabı yaygın biçimde uygulanır, ancak Köylüler İsyanı’na katılması onun Luther tarafından kınanmasına sebep olur. Gene de Luther üç yıl sonra söz konusu kitabı taklit etmekten geri kalmaz. Münzer’in dualarıyla ilgili en çarpıcı şey, onların kabalıktan ve hiddetten mahrum olmasıdır. Aksine bu dualar, olağanüstü şiirsel ve dindar bir hassasiyetle yazılmışlardır.
Zaman geçtikçe Münzer kıyametle ilgili mesajlarını daha fazla ifşa eder ve açıktan kendisini Tanrı’nın seçilmiş insanı olarak sunar. Bir yandan da devrimci bir orduya ait gizli bir örgütlenme için çalışmalara başlar. Cennetlikler Birliği, yakın bölgelerdeki manastır ve dinî binalara yönelik saldırı, yağma teşebbüsleri ve kundaklamalarla yola çıkar. Kısa bir zaman içinde Thuringya’da birlik için zamanla giderek artan sayıda insan toplar. Ülke dışında gereğinden fazla ses çıkarması sebebiyle Münzer’in faaliyetleri Reform’un savunucularından olan (imparatoru seçme ehliyetine sahip) Saksonya prensi Frederick ve kardeşi Dük John’u endişelendirmeye başlar. Münzer’in Luther ile mektuplaşmaları da aynı dönemde tuhaflaşıp tutarsızlaşır. Öte yandan Münzer ile yereldeki lordlardan biri olan Mansfeld Kontu arasında şiddetli bir tartışma yaşanır. Bu esnada, eskisine oranla daha radikal ve istikrarlı bir dizi broşür yayınlar. Hakkında araştırma yapmaya karar veren Frederick Dük John’u, John Frederick’in oğlunu, şansölyesini ve birkaç memurunu Alstedt’e gönderir. Kalede, karşılarında vaaz vermeye davet edilen Münzer, 13 Temmuz’da Reform çağının halk önünde yapılan en olağanüstü konuşmasını yapar.
Vaazını Danyal’ın Kitabı’ndaki kıyamet öngörülerine dayandıran Münzer, binyılı müjdeleyecek olan Cennetlikler Birliği ile Şeytan arasında hızla yaklaşmakta olan savaşı haber verir ve prenslere azizler ordusunun liderleri olarak bu savaşa katılmaları yönünde çağrıda bulunur. Alstedt’i çıkış noktası olarak alan yeni bir reform tasarlar, bu reform ilkin tüm Saksonya’ya, oradan da tüm Almanya’ya ve dünyaya yayılacaktır. Bu, diğer herkesi öldürme yöntemini kullanarak genel oybirliği ile oluşturulacak bir cennetlikler krallığı olacaktır. Münzer vaazını, kendisini dinleyen asilleri hareketine katılmadıkları takdirde imha edilecekleri tehdidini savurarak bitirir. Çağın zihinsel hengâmesini, Münzer’in Dük John’un bu fikirleri kabul etmesine yol açan güveninden daha iyi hiçbir şey ele vermez.
Vaaz yayınlanıp dağıtılır. Dük, Prens Frederick’e danışmak amacıyla geri döner. Prens başlangıçta, açık bir eyleme girişene dek Münzer’in fanatizmine müsamaha gösterir. Münzer hem Luther’i hem de yöneticileri ikna etmek konusunda ısrarcıdır. Weimar’a çağrılır ve sınava tâbi tutulur. Burada nihaî çağın lideri olacağına dair iddiaları ve kana susamış dili daha da sertleşir. Saksonya sarayını avcunun içine aldığı hususunda tam bir güven duygusuyla Alstedt’e geri döner. Frederick, Dük John ve Luther, Münzer’i şehirden kovması için Alstedt şehir konseyine baskı uygulamaya başlar. 7 Ağustos 1524’te Münzer birden bire Alstedt’i terk eder. Karısını, çocuklarını ve tüm mallarını geride bırakmıştır.
Münzer Sonbahar ve Kış’ı seyahat ederek geçirir. İlkin kendi Cennetlikler Birliği’ni örgütlemiş ve şehri ele geçirme çabasında olan militan Anabaptist Henry Pfeiffer’le buluşmak üzere Mühlhausen’e uğrar. Münzer liderliği Pfeiffer’den alır, kendi kıyametçi programını dikte eder, bir gösteri tertipler ve belediye başkanıyla konseyi şehirden kovmayı dener ama asiller ve paralı askerlerden oluşan bir bölük kalabalığı dağıtıp Münzer ve Pfeiffer’i sürgün eder.
Münzer dostu John Hut’u ziyaret etmek amacıyla Nuremberg’e gider. Hut, Münzer’in Luther’e karşı kaleme aldığı o hiddetli, tutarsız ve kaba broşürünü, neredeyse süreklileşmiş bir histerik öfkenin ifadesi olan o konuşmayı yayınlamıştır. Nuremberg devlet makamları, bu broşürün baskılarına kanuna dayanarak el koyup imha eder, basan kişiyi tutuklar, Münzer ve Pfeiffer’i şehirden kovarlar. Münzer, İsviçre İhvanı’ndan destek bulabilmek amacıyla İsviçre’ye gider. Burada ortodoks bir Zwinglici[8] reformcu olan John Oecolampadius’u[9] bile ziyaret eder. Bunun dışında Münzer Almanya sınırının ötesine geçerek Waldshut’ta bulunan Balthasar Hübmaier’in[10] yanına gider. Hübmaier, her yanda müttefikler bulup devrimini yükseltmeye gayret eden bir Anabaptist liderdir. Münzer ne liderlerin ne de halkın ilgisini çeker. Pasifist İsviçre İhvanı büyük ölçüde şaşkına dönmüştür. Münzer Mühlhausen’e geri döner. Pfeiffer kısa bir süre önce gelmiş, radikaller şehrin kontrolünü ele geçirmişlerdir. Münzer tekrar dirilir ve birliğini silâhlandırır. Muhaliflerini birlikten kovar ve birliği, kendisinin ve Pfeiffer’in daha alt kademelerde görev aldığı bir konseyle ikame eder. Bu esnada Köylüler İsyanı Thuringya’ya ulaşmıştır. Münzer sadece bu isyana katılmaya değil, bir hayal olarak onu ele geçirmeye de niyetlidir.
Münzer çoğunlukla Köylüler İsyanı’nın bir kahramanı olarak anılsa da, esasında o isyanla ilgili hiçbir şey yapmamıştır. Mühlhausen’deki isyan tümüyle farklı amaçlar doğrultusunda yaşanmış bir ayrışma eylemidir. Reform feodalizmin sosyal ve ekonomik ilişkilerini parçalayarak ilerledikçe, Almanya köylüleri, Luther’in hürriyetle ilgili beyanatını zâhirine göre değerlendirmiş ve bağımsız küçük toprak sahibi çiftçilerle hür emekçilerden müteşekkil, para ekonomisine dayalı bir topluma yüzlerini çevirmişlerdir. Eski sosyal ilişkiler üst kesimde tümüyle yitip gitmemiş, asiller ve kodamanlar köylüleri zorla serfleştirmeye başlamış, bu, hem bazı haklara hem de görevlere sahip Ortaçağ köylüsününkinden oldukça farklı bir durumun oluşmasını sağlamıştır. Reform sonrası serflik, köleliğe yakın bir hizmetkârlık konumunda bulunan Rus versiyonunu andırır.
Üst sınıflar karanlığa gömülmeye başladıkça güney Almanya’daki tüm köylülük isyan etmeye başlar. 16. yüzyılın başından itibaren her yerde belli aralıklarla yaşanan isyanlar genelde eski bir asker olan Joss Fritz’in liderliğinde ve önceleri köylülerin takunyası, sonrasında Bundschuh (bağcıklı ayakkabı)[11] ve devamında Fukara Konrad olarak bilinen, yaygın bir gizli örgütlenmenin kontrolünde gerçekleşir. Bunlar küçük isyanlar değil, yaklaşık beş bin kişilik silâhlı köylünün savaştığı büyük savaşlar olarak cereyan eder. 1525’te yerel faaliyetler ve isyanlar birleşerek Avusturya, Tirol’da ve güneybatı Almanya’da büyük bir savaşa dönüşür.
Bu dönemde hem köylüleri hem de yöneticileri suçlayıp tarafsız kalan Luther, köylülere saldırıp onları öldürmesi hususunda asilleri teşvik eder. Bu talebini Thomas Münzer kadar ölçüsüz bir üslupla dillendirir: “Vahşî hayvanları zincir ve kafeslerle zapturapt altında tutmak için sokaktaki adamın yapması gerektiği şeyi ona yaptırmanın yegâne yolu, onu hukukla, kılıcı ise dindarlığın dış görünümüyle sınırlamaktır. […] prenslerin ölümünden köylülerin ölmesi daha hayırlıdır. […] köpekleri zıvanadan çıkartmak için asileri boğazlayın.” Asiler kapsamlı bir kıyıma maruz kaldıklarında Luther, “onların tüm kanı benim üzerime olsun” der ve sonrasında gelişen yeni serfliği teolojik açıdan meşrulaştırır.
Köylülerin talepleri basit, tutarlı, binyılcılıktan uzak ve kısmen dinî iken asla komünist değildir. Onlar feodalizmin tüm kalıntılarının, kendilerini serfliğe mecbur eden tüm tedbirlerin ilgası, kilisenin devletten ayrılmasını, vergilerin zorla indirilmesini, otlaklar, ormanlık araziler, serbest avlanma ve balık tutma gibi hususlarda haklarının iade edilmesini talep etmektedirler. Reform ile başlatılmış olan yeni sosyal nizamı tahrip etmeye yönelik hiçbir şey yoktur. Aksine sonuçta, Almanya’daki gelişme üç yüz yıl geriye gitmiş, bu gerilemeye sebep olan Köylüler İsyanı’nın bastırılması ile yarı feodal bir kapitalizme geçilmiştir.
Thomas Münzer köylülük ve işçi sınıfının pratik sorunlarıyla ilgilenmez. Tüm yazıları onun bu tip meselelerin farkında bile olmadığına dair delillerle doludur. Yegâne ilgisi binyıldır ve Mühlhausen’e dönüşüyle birlikte müjdeyi verebilmek için hummalı bir çalışma içine girer. Seçilmişler Birliği’nin üyesi bulunan ya da Münzer’in müritleriyle toplantılar yaptığı her yere güç toplamak amacıyla kuryeler gönderilir. Alstedt, Zwickau ve Mansfeld askerî birlikler için çağrılır. Yüz yıl önce olduğu Tabor’da başıboş esrikler ve devrimciler haber kendilerine ulaşır ulaşmaz Mühlhausen’e giderler. Nicholas Storch kendi küçük ordusunun başında kente varır. Bu noktada tespit edilmelidir ki Münzer, Pfeiffer ve Storch’un mallarda ortaklığı kuşatma komünizminin bir biçimi, ilkesi ya da kuşatma altındaki bir şehrin basit komünizmi olarak kabullenmiş olduğundan söz etmek pek mümkün değildir. Bu mevzudan Münzer’in son günah çıkarmasında, o da tesadüfen, bahsedilir.
Mayıs’ın ilk haftası süresince sayıları sekiz ilâ on bin arasında olan köylü ordusu devrimci Mühlhausen tarafından alınan Frankenhausen kasabasında toplanır. Münzer on birinde köylü kampına ulaşır ve vahiy ordusunu örgütlemeye koyulur. Mülhausen’den sadece üç yüz müridini getirmiş, köylüler ordusunun kıyamet şehriyle ittifak yapmaya muhalefet eden Pfeiffer geride kalmıştır. Bu esnada Mayıs’ın dördünde ölen kardeşi yerine seçiciler kurulu üyesi olan Dük John ve diğer komşu bölgelerin prensleri, Hesse Prensi Philip komutasında bir ordu kurup Mühlhausen üzerine yürürler.
On beşinde Philip ağır silâhlar, iki bin süvari muhtemelen beş bin kişilik birliği ile saldırıya geçer. Askerlerin arasında bir tane bile köylü yoktur. Philip, Münzer’i teslim etmeleri hâlinde barış yapacağını söyler, ancak Münzer ateşli bir konuşma yapar. Konuşmasında pelerini ile top mermisini yakalayacağı vaadinde bulunan Münzer imanlı olanlara mermi isabet etmeyeceğini söyler, bayraklarında kullandıkları sembolün, gökkuşağının semada belirmesiyle köylüler Philip’in barış teklifini reddederler. Topçu birliği ateşe başladığında köylüler “Veni Sancte Spiritus”[12] şarkısını söylemektedirler. Philip, köylü ordusunu arkadan süvarileri ile kuşatır ve ardından iki taraftan piyadeleri ile saldırır. Tümüyle kuşatılan köylüler parçalanır. Beş bini savaş alanında öldürülür, altı yüzü tutsak düşer, geriye kalanı ise Thuringya ormanına kaçar. Philip’in ordusu sadece altı kayıp verir.
Saldırının başladığı anda Münzer kaçar ve Frankenhausen’de bir tavanarasında saklanır. Askerler onu kafasının üzerine çektiği örtünün altında yatarken bulur. Bunun üzerine Münzer askerlere kendisinin isyanla hiçbir bağlantısı olmayan hasta bir adam olduğunu söyler. Fakat elindeki kâğıtları bırakmakta isteksiz davranınca bu kâğıtlar kendisine ihanet eder. Philip’in yanına, düşmanının karşısına çıkartılır, Kont Mansfeldli Ernest ona gece boyunca işkence eder. Sabahleyin Münzer, tüm suç ortaklarının isimlerini ihtiva eden ve kendisinin devrimci faaliyetlerine Halle’daki devrimci bir grupta henüz çocukken başladığını iddia eden bir itirafname imzalar.
Dükün ordusu, herhangi bir direnişte bulunmayan, ancak affedilmesi için yalvaran Mühlhausen’i 24 Mayıs’ta ele geçirir. 26 Mayıs’ta şehir merkezinde Pfeiffer, “ölümsüz konsil”in birçok üyesinin ve Münzer’in boyunları vurulur. Öncesinde Münzer fikrinden cayar ve komünyonu Katolik merasimiyle alır, ancak İznik İtikadı’nı hatırlayamaz. Pfeiffer itiraz eder ve muhalif kimliğiyle ölür. Mühlhausen şehri kırk bin gulden (yarım milyon doların üzerinde) para cezasına çarptırılır. Hür bir şehir olarak sahip olduğu konum ortadan kaldırılır ve eski şanlı günlerine bir daha asla ulaşamaz.
Tüm güney Almanya’da ve Avusturya’da takip eden bir yıl isyankâr köylülere yönelik temizlik faaliyetleri, davalar, idamlar ile geçmişse de, Frankenhausen’in savaşı Köylüler İsyanı’nın sonuna işaret eder. Luther sevincini ifade eden Thomas Münzer ile İlgili Tanrı’nın Hükmü ve Korkunç Hikâye adlı broşürünü yayınlar. Münzer’in yazıları Hesseli Philip’in[13] ve onları Marburg, Dresden ve Weimar’daki arşivlere emanet eden Saksonyalı George’un eline geçer.
Tarihte dört ayrı Thomas Münzer’e tanık olunur. Ortodoks Protestanlara göre o, radikal tarikatçılığın öğretilerini mantıksal sonuçlara doğru götüren tipik bir Anabaptisttir. Fakat hâlihazırda Anabaptistler pasifist olmuş ve pasifizmleri birkaç yıl sonra Münzer ve Münster komünü tarafından sadece pekiştirilmiştir. Bu nedenle onlar Münzer’i hareketin ana gövdesiyle bağlantısı olmayan tümüyle sapık bir fanatik olması sebebiyle kabul etmezler. Roma Katolikliği tarihçilerine göre Münzer esasında Protestan bireyciliğinin kaçınılmaz sonuçları üzerine bir çalışma yapmıştır ve Mühlhausen, Reform’un hukuk ve düzene karşı saldırılarının biraz daha uç bir örneğidir. 1850’de Friedrich Engels Köylüler Savaşı’nı yayınlar ve Münzer bu çalışmada hiçbir zaman kaybetmediği bir konumda betimlenerek devrimci bir aziz hâline gelir. Marksist tarihçiler, onun ilk politik kozmopolit anlamında Köylüler Savaşı’nın ideologu olduğunu iddia ederler. Engels, Münzer’in dinî felsefesinin ateizme, politik programının da komünizme temas ettiğini söyler. Karl Kautsky, Communism in Central Europe at the Time of the Reformation’da [Orta Avrupa’da Reform Döneminde Komünizm], Ernst Bloch ise Thomas Müntzer als Theologe der Revolution’da [Thomas Münzer’in Devrim Teolojisi] Münzer’i ilkel de olsa, devrimci komünizmin ideolojisini geliştiren kişi olarak takdim eder. Münzer, Doğu Almanya’da popüler bir kahramandır. Hakkında birçok kitap yazılan Münzer’in adı caddelere ve meydanlara verilmiştir. Engels’in adına posta pulları basılan bu liderle ilgili olarak anlattığı hikâye okullarda öğretilir. Yakın tarihlerde Engels’in ulaşamadığı kaynaklar taranmış ve gerçek Münzer ile ilgili daha âdil ve geçerli bir fikre ulaşılmıştır.
Kenneth Rexroth
[1] Huldrych (ya da Ulrich) Zwingli / Ulricus Zuinglius (1 Ocak 1484 - 11 Ekim 1531): İsviçre’deki Protestan Refomu’nun lideri ve İsviçre Reform Kiliseleri’nin kurucusu. Martin Luther’den bağımsız olarak Zwingli, kutsal metinleri hümanist bir düşünürün bakış açısıyla inceler ve Martin Luther ile benzer sonuçlara ulaşır. Zwingli, İsviçre’de Wildhaus, Aziz Gallen’de orta sınıfın ünlü bir ailesinde dünyaya gelir. Sekiz erkek çocuğun üçüncüsüdür. Babası Ulrich kasabanın belediye başkanı, amcası Bartolomeus ise mahalle papazıdır. Zwingli’nin Reform’u kilise ve Zürih halkınca destek görür. Gündik hayata ve devlet meselelerine yönelik önemli değişikliklere yol açar. Reform Zürih’ten İsviçre’nin diğer beş kantonuna yayılır. Geri kalan bel kanton ise iman bakımından sert biçimde Roma Katolik görüşlerini muhafaza etmeyi sürdürür. Zwingli, Roma Katolik kantonlarına karşı verilen savaş sırasında, Kappel am Albis’te öldürülür.
[2] John Kalvin (10 Temmuz 1509 - 27 Mayıs 1564): Protestan Reformu süresince faaliyet yürüten Fransız Protestan teolog ve reforme edilmiş teolojinin ya da Kalvincilik de denilen Hıristiyan teolojisinin aslî geliştiricisi. Cenova’da Papalık otoritesini reddeder, şehirde yeni bir kilise idaresi kurar ve reforme edilmiş teolojinin propagandasını yapacağı yeni bir merkez tayin eder. Öğretileri ve yazıları, özellikle Hıristiyan Dini Enstitüleri ile meşhur olur. Her Mayıs’ın yirmi yedisinde Luteran Kilisesi’nce kilise yenileyicisi olarak anılır.
[3] Kalvincilik: Jean Kalvin’in 16. yüzyıl başlarında ortaya attığı görüşlere dayanarak kurulan Hıristiyanlık mezhebi. Bu dinsel inanç sistemi ilk kez Cenevre’de, daha sonra Hollanda, İskoçya, Almanya ve Fransa’da yeni kiliselerde örgütlendi. Bu mezhep Fransa'da Nant Fermanı ile kabul edildi. Kalvincilik toplumsal kurumları gelenekçi din anlayışına göre değil de, Hıristiyanlığın başlangıcındaki özüne göre düzenlemeyi savundu. Bu amaçla bilimsel gelişmelere koşut bir eğitim-öğretim uygulamaya çalışarak yeni bir teknoloji geliştirdi.
[4] Anglikanizm (İngiliz Kilisesi): İngiltere Kralı VIII. Henri'nin kurduğu bir Hıristiyanlık mezhebi. Katoliklik ve Protestanlık arasında bir orta yol olarak görüldüğü için Latince Via Media olarak adlandırılır. Anglikan kilisesini teoloji ve ibadet şekilleri (liturji) bakımdan bir Protestan mezhebi olarak görmektense, bağımsız otonom bir Batı Kilisesi olarak değerlendirmek daha doğrudur. Diğer Reform sonrası kurulan kiliselerden farklı olarak, kendisini Apostolik; yani kökenini havarilere dayandıran olarak tanımlar ve ayinsel uygulamalarında Katolik mirası öne çıkarır. Genel anlamda piskoposluk sistemini muhafaza etmiş, ruhanî merkezi İngiltere'nin Kent bölgesinde bulunan Canterbury Başpiskoposluğu'dur ve sinod meclisi Londra'da bulunan Lambeth Sarayı'nda Birleşik Krallık hükümdarı başkanlığında toplanır. Ayin sistemi ve inanç bildirgesinde Book of Common Prayer (Ortak Dua Kitabı) adlı kitabı izler ve dünyanın her neresine gidilirse gidilsin, Anglikan Birliği'ne bağlı olan her kilise, teolojik ve liturjik uygulamalarda bu kitabı esas alır. Anglikan Mezhebi, Katolik Roma Kilisesi ve Doğu Ortodoks kilisesinden sonra dünyadaki en büyük üçüncü Hıristiyan mezhebidir.
[5] İsviçre İhvanı: Anabaptist olan ve başlarda Zürihli Huldrych Zwingli’yi takip eden radikal evanjelik reformcu bir grup. 1525’te, Felix Manz, Conrad Grebel, George Blaurock ve diğer isimler çocuk vaftizini reddedip hakiki Hıristiyanlığı vazeden yeni bir grup kurarlar. Hareketin Zürih dışına ve tüm İsviçre’ye yayılmasıyla müritleri İsviçre İhvanı olarak anılmaya başlar. Otoritelerin uyguladığı zulme bağlı olarak birçok Anabaptist İsviçre’den komşu ülkelere kaçar. İsviçre İhvanı, 1693’te Jacob Amman ve Hans Reist grupları arasındaki anlaşmazlık sonucunda yaşanan ayrışmanın ardından Mennocular olarak anılmaya başlar. Fransa, Güney Almanya, Hollanda ve Kuzey Amerika’daki birçok Mennocu, ayrıca Amişlerin önemli bölümü İsviçre İhvanı hareketinden gelir. Günümüzde var olan İsviçre Mennocu Konferansı’nın izleri de bu harekette bulunabilir.
[6] Taborcular: 15. yüzyıl Husçu Savaşları süresince Bohemya’daki Tabor şehrini merkez alarak faaliyet yürüten mülhid dinî cemaatin üyeleri. Yereldeki altın madenlerinin kontrolünün verdiği ekonomik destekle yurttaşlar köylülerle birleşip komünist bir toplum kurmak isterler. İsa’nın Binyıl’ını ilân edip bundan böyle hiç kimsenin hizmetçi ya da efendi olmayacağını duyururlar. Halka eski zamana ait saf, masum duruma dönüleceği sözü verilir.
[7] Zwickau Peygamberleri: Saksonya, Zwickau’da 16. yüzyılda yaşamış Anabaptistler. Liderleri Nicholas Storch ruhanî seçilmişler arasında (teokraside) geçici bir hâkimiyet kurmak ister. Doğrudan Kutsal Ruh tarafından yönlendirildiğini iddia eden grup nihaî çağ peşine düşer. Bebek vaftiziyle gelenek ve otoriteye başvuruyu reddeder. 1521’de Wittenberg’e gider ve burada güçlenip geniş bir çevreyi etkiler. Ancak Luther tarafından reddedilir, sonrasında onun müdahalesiyle 1522’de iktidarlarını kaybeder. Luther Wartburg’da iken, Zwickau Peygamberleri olarak bilinen Nicholas Storch ve Markus Stubner Wittenberg’de kimi Anabaptist görüşlerine yakın duran kendi görüşleri vazetmeye başlar. Tanrı’nın krallığının yakında zuhur edeceğini, müritlerinin bazı özel vahiyler alacaklarını söyler. 1522’de İncil’in otoritesini ve kilisedeki tedricî değişim ihtiyacından dem vuran sekiz ateşli vaazın ardından Luther, Zwickau peygamberlerini mağlup eder.
[8] Memoryalizm (Anmacılık): Memoryalizm, (memoryalistlerin çoğunlukla Efendi’nin Akşam Yemeği dediği) Aşai Rabban’deki ekmek ve şarabı (ya da meyve suyunu) İsa’nın bedeni ve kanının sembolü olduğunu söyleyen ve bunu öncelikle bir anma yemeği niyetine bir tür yortu olarak ele alan Protestan tarikatların genel inancı. Teorinin en önemli kaynağı refom kilisesi mensubu, teolog Huldrych Zwingli’nin çalışmasıdır. Terimin kaynaklandığı yer Luka İncili 22:19’tur: “Sonra eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve onlara verdi. ‘Bu sizin uğrunuza feda edilen bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın’ dedi.” Genel yoruma göre Efendi’nin akşam Yemeği’nin ana amacı, İsa’yı hatırlaması hususunda iştirakçiye yardım etmektir.
[9] John Oecolampadius (1482 - 24 Kasım 1531): Alman din reformcusu. Oecolampadius, Luther, Zwingli ya da Kalvin kadar büyük bir teolog değildir ancak gene de o güvenilir bir dinî liderdir. Zwingli ile birlikte Marburg Diyalogu’ndaki İsviçre’yi temsil eder. Diyalog, İsa’nın son yemeği ile ilgili olarak Zwingli ve Luther arasına süren tartışmayı sona erdirmek için gerçekleştirilir. John’un Aşai Rabbani ile ilgili görüşleri “beden”in edebî yorumundan ziyade metaforik anlamı üzerinde durur; müminlerin kutsalı kendilerinden çok başkaları hayrına pay ettiklerini söyler, sonrasında ise onun Hıristiyan hayatı için sunulmuş lütfun bir aracı olduğu üzerinde durur. İsa’nın bedenin her yerde aynı anda bulunmasına ilişkin Luther’in öğretisine yönelik olarak John, Kutsal Ruh’un kilisedeki faaliyeti ve varlığına karşı çıkar. John, takdir-i ilahi öğretisini Luther, Kalvin ve Zwingli kadar özenle incelemez ve “Kurtuluşumuz Tanrı’dandır ve kendimizi lânetlememizdedir.” şeklinde özetlenebilecek anlayışa kani olur.
[10] Balthasar Hübmaier (1480 – 10 Mart 1528): Kendi döneminde oldukça etkili olmuş Alman/Moravyalı Anabaptist lider. Reform Dönemi Anabaptist Teologları’nın en ünlülerinden ve en fazla saygı gören isimlerindendir. 1527’de Waldshut’a döner. Burada Avusturyalı otoritelerce karısıyla birlikte ele geçirilip Viyana’ya götürülür. Mart 1528’e dek Gratzenstain’daki kalede tutulur. Askıda günlerce işkenceye maruz kalır ve mülhidlik suçunu kabule zorlanır.10 Mart 1528’de şehir meydanına çıkartılıp yakılarak idam edilir. Sabretmesi hususunda kendisine cesaret veren karısı ise kocasının idamdan üç gün sonra boynuna asılan taşla Tuna Nehri’ne atılır.
[11] Bundschuh Hareketi (1524’ten 1525’e): Güneybatı Almanya’da cereyan eden birbiriyle bağlantılı bir dizi köylü isyanı. 15. ve 16. yüzyıldaki Alman Köylüler Savaşı’nda önemli bir yeri vardır. Adını, köylülerin taşıdığı ve onların isyanı ile isyanın ilerleyişini sembolize eden bayraktaki bağcıklı ayakkabıdan alır. Bu bayrak altına köylüler ve şehir sâkinleri Fransız Armagnac Kontu’nun birliklerini Ren’in üst kısmında 1439, 1443 ve 1444’te mağlup ederler. Zulmedici vergiler, keyfî adlî sistemler, yüksek borçlar, kilise imtiyazları, serflik, avcılık ve balıkçılıkla ilgili yasaklar ve benzeri hususların ortadan kaldırılması ile ilgili tekil isyanlar 1476’da Niklashausen’de (Tauber Vadisi), 1493’te Schlettstadt/Alsas’ta (ilk kez Bundschuh bayrağı altında), 1502’de Bruchsal ve Untergrombach’ta, 1513’te Lehen’de (Breisgau’da), 1517’de üst Ren boyunca gerçekleşir. Her isyan hızla bastırılır ve liderleri genelde idam edilirler.
[12] Veni Sancte Spiritus (Gel Kutsal Hayalet): “Tekrarlanan Altın Ezgi” olarak da anılır. Roma Katoliklerinin Hamsin Yortusu’ndaki Aşai Rabbani Ayini için yazılmıştır:
Gel Kutsal Hayalet,
Cennetlik nurunun aydınlığını
Gönder bize.
Gel, fukaranın babası,
Gel hediyeler bahşeden,
Gel kalbin nuru.
En büyük ruh-ül kudüs,
Ruhun güzel misafiri,
Tatlı tesellisi.
O emekte istirahat,
Ateşte itidâl,
Gözyaşında teselli.
O en mübârek ışık,
Kuşatır müminin kalbini
En derinden.
Yoksa kutsal iraden,
Yoktur hiçbir şey insanda,
Masum değil hiçbir şey.
Kirli olanı yıka,
Kuru olan suyla,
İyileştir yaralıyı.
Esnet esnek olmayanı,
Isıt donmuşu,
Düzelt yanlış olanı.
Sana itimat eden mümine
Yedi kat hediye bahşet.
Fazileti ödüllendir,
Selâmet ve ebedî haz
Ver geçip gidene.
Âmin, Şükürler Olsun (Haleluyah).
[13] Hesseli I. Philip (13 Kasım 1504 - 31 Mart 1567): Takma adı der Großmütige (“asil ruhlu”) olan Phillip, Reform’un ve önde gelen savunucularından ve Rönesans’ın en önemli Alman idarecilerindendir.

Hiç yorum yok: