03 Aralık 2014

,

Doğu'nun Uyanışı

O büyük misyonunu tamamlaması için dünya devriminin kapitalizmin zirvesine ulaştığı batılı ülkelerin sınırlarını aşması zorunludur. Avrupalı ve Amerikalı devrimciler arasında bu hakikat pek bilinmemektedir, söz konusu devrimciler, Asya’daki toplumsal ve ekonomik koşullar konusunda çok az fikre sahiptir. Doğu’daki yüz milyonları bulan kitlenin endüstriyel açıdan sahip olduğu geriliği genel manada tespit edilmekte, sömürücü ile sömürülen arasındaki o büyük mücadelede bu kitle pek önemsenmemektedir. Sonuçta dünya devrimindeki “dünya”, salt Avrupa ve Amerika ile sınırlı tutulmaktadır.

Oysa devrim, nesnel koşulların bir sonucudur. O, dinamik güçlerin mevcut olması hâlinde, en az beklenen yerde patlak vermektedir. Zulmün kaçınılmaz sonucu olarak, mazlum er ya da geç başkaldırmaktadır. Bu başkaldırıya bugün Doğu ülkelerinde tanık olunmaktadır, Doğu’da milyonlarca emekçi, sömürü koşulları altında inim inim inlemekte, Batı’nın mazlum yoldaşları bu esnada orada kahramanca bir mücadele yürütmektedir. Doğu uyanıyor: kimbilir güçlü bir gelgit oluşur ve Batı Avrupa’nın kapitalist yapısını silip süpürür ve belki de bu dalga oradan başlamaz. Bu, kesinlikle bir hayal ya da hissi bir derinleşme meselesi değil. Avrupa’daki toplumsal devrimin nihai başarısı, tümüyle değilse de büyük ölçüde, Doğu’nun emekçi kitlelerinin kendiliğinden başkaldırısına bağlıdır ki bu olgu, bilimsel açıdan da ispatlanabilir bir olgudur.

Aşırı üretim teorisi, herkesçe bilinen bir teoridir; herkes, proleter devrimin tüm savunucuları, merkezî kapitalist örgütlenmenin aşırı üretimin ağırlığı altında ezileceğini de bilmektedir. Ama büyük ölçekli üretim sisteminin en üst düzeye ulaştığı tüm Avrupa ülkeleri uzun süredir aşırı üretimin gerçekleştiği bir yere dönüşmüşlerdir. Gene de söz konusu ülkeler hâlâ kapitalizmin en güçlü kaleleri durumundadır. Aşırı üretim meselesinin en kolay çözüm yolu olarak bu ülkeler, emperyalist genişleme politikasını keşfetmişlerdir. Bu sayede söz konusu ülkeler, kendilerine ait sömürü ölçütlerini Avrupalılara kıyasla daha az politik bilince sahip halkların yaşadığı ülkelere taşımışlardır. Bu emperyal temellükler, doğal kaynaklardaki zenginlik ve bol insan emeği sayesinde Avrupalı kapitalistler, 30 yıldan beri ülke içerisindeki aşırı üretimin karşılığında muazzam kârlar temin etmişlerdir. Başka bir ifadeyle, sömürgeci genişleme, Marx’ın kapitalizmin yok olması noktasında öngörüde bulunduğu aşırı üretim salgınına karşı güçlü (ve önleyici) bir ilâç işlevi görmüştür.

Burjuva demokrasisinin Avrupa’da feodalizme galebe çalması sebebiyle sömürülen kitlelerin bugün kapitalizmi alt etmesi zorunludur. Burjuva demokrasisi, bugün tüm insanlığa hükmetmekte, gittiği her yerde hükmünü yürütmekte, aynı zamanda kendi yıkımının sebeplerini de kendi organizması içerisinde taşımaktadır. Sistem, aşırı üretim felâketinden kurtulmak için sömürgelere ve emperyal temellüke başvurmaktadır. En zorlu düşmanları bile uzun süredir bu stratejik hamleye cevap üretmenin zorunluluğunu anlayamamışlardır. Yaklaşık yüz yıldır dünya kapitalizmi, kendisini canlı tutmak için sömürgelerdeki emekçilerin kanını emmektedir. Örgütlü sömürünün kanlı kılıcı yanında kapitalizm, rahminde kendisine başkaldıracak ve yıkıntıları üzerine yeni bir toplum inşa edecek güçleri de barındırmaktadır. Bugün söz konusu güçler kendilerini, doğulu halklar arasında giderek artan devrimci mayalanma dâhilinde ortaya koymaktadır. Oysa bu güçler, bugüne dek dünya devrimi dâhilinde ihmal edilebilir güçler olarak görülmüştür. Doğu’nun bu uyanışı, Avrupa’nın devrimci liderlerinin önüne yeni bir vizyon sunmak zorundadır. O kurnaz düşmanın ricatı kesintiye uğratılmalıdır. Sömürgelerin ve “koruma altındaki” halkların güçlü ayaklanması emperyalist kapitalizmin ayakları altındaki toprağı kaydıracak, aşırı üretimin etkileri kendisini gösterecek, o aşırı kârlar kesilecektir. Eğer insanlık tarihinin o büyük peygamberi yanlış değilse, aşırı üretim kapitalist toplumun mezarı olacak, o vakit dünya devrimi gerçek manada dünyevî bir nitelik kazanacaktır. Kapitalizm, kendisini endüstriyel açıdan geri kalmış halkların yaşadıkları Asya ülkelerinin sınırlarına giderek daha fazla çekilmekte, bu bölge düşmanın en kırılgan noktasını teşkil etmektedir. İmparatorluğun yıkılması sayesinde Avrupa kapitalizmi de iflas edecek, devrimci başkaldırılar sonucu Asyalı ülkeler kapitalizmin o mağrur emperyal yapısını ayaklar altına alacaktır. Bu sebeple belki de Doğu’nun uyanışı dünya devriminin belkemiğidir.

Mahabendra Nath Roy
15 Temmuz 1920
Kaynak

0 Yorum: