İletişim Yayınları’na Mektup

Esselamun aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü.
Hiç olmadı di mi? İletişim Yayınları’na gönderilen bir mektupta olacak iş mi şimdi “Esselamun aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü”?
O zaman gelsin bir kocaman “merhabalar”.
Merhabalar.
Neyse çok uzatmayalım girişi, meseleye gelelim.
Mesele “Bir zamanlar yayınevinizden kitapları basılan Etyen Mahçupyan’ın Başbakan Başdanışmanı olması”. Ne oldu ya, yayınevinizden kitabı basılan biri ilk defa “Başbakan Başdanışmanı” oluyor galiba?
Dalga geçmiyorum, bir şey anlatmaya çalışacağım...
Gerçi Türkçe yazıyorum ama, okur musunuz siz? Ya da isterseniz okumanız için ilk önce İngilizce yazayım, siz onu çevirip okuyun. Öyle daha değerli daha okunması gereken bir şey oluyor sanki, ha?
Siz içerisinde “imge”, “betimleme” vb. kelimeler geçmeyen bir yazı okur musunuz hiç? Bu mektupta “o tarz kelimeler” hiç geçmiyor ama, ne olur bir kereliğine sabrederek okuyuverseniz?
Kimseyi ötekileştirmediğime dair renkli de yazabilirim, ne dersiniz, okur musunuz?
Gene uzattık, giremedik şu “Etyen Mahçupyan” meselesine...
Not: Burada mektubu dışarıdan okuyan sevgili okuyuculara bir hatırlatma, Etyen Mahçupyan’ın kitapları İletişim Yayınları’ndan çıkıyordu. Malum Gezi Olayları ve 17/25 Aralık Operasyonu gibi gelişmelerle aralar açıldı ve adı konmayan bir ayrılık yaşandı.
Tahmin ediyorum ki çok sinirlisiniz... Tahmin ediyorum ki  “biz bu adamın kitaplarını nasıl yayınladık ya” diye sorgulamalar yapıyorsunuz...
Ben cevabını vereyim isterseniz. Siz o adamın ne dediğine hiç bakmadınız ki, sadece Ermeni olduğu için onun kitaplarını bastınız... Böylece rengârenk olan yayınevinize bir renk daha katmış oluyordunuz...
“Öteki”yi sahipleniyordunuz aklınızca... Büyük çoğunluğun zulmettiği küçük bir azınlığı şefkatli yuvanıza almıştınız. Onu kolluyordunuz. Bundan müthiş bir haz aldığınızı inkâr edemezsiniz herhalde?
Büyük çoğunluk tarafından öldürülecek kadar dışlananların kitaplarını kaliteli yayınevinizden çıkartmanın verdiğini dayanılmaz haz...
E siz büyük çoğunluk gibi cahil değilsiniz ya. Bir insana dinî veya ırkî farklılığı dolayısıyla saldırmazsınız ya. Sonuç olarak almıştınız işte Etyen’i aranıza...
Ama patladı... Yaptığınız iş baştan problemliydi ve de patladı... Bum!!
Bence ilk önce “öteki” olarak gördüklerinizi kanatlarınızın altına alıp haz yaşamak yerine, onları tanıyın. Hayır canım, muhalifi olduğunuz başbakanın başdanışmanı olur, AKP’ye katılır diye falan değil, birlikte yaşadığınız insanlarla daha sağlıklı ilişkiler geliştirebilesiniz diye...
Çok da takmayın kafaya bu mevzuyu... İslamcılık cildini teslim ettiğiniz Yasin Aktay da AKP’de önemli mevkilere gelmişti bir zamanlar... Ne oldu, yaşam devam ediyor sonuçta.
O değil de Yeni Türkiye’yi inşa edenlerin içinde epey adamınız var ha... Yoksa, yoksa, Yeni Türkiye toptan sizin işiniz mi?
Belki de siz hiç kafaya takmadınız yayınevinizde kitabı basılan Etyen Mahçupyan’ın AKP’ye gitmesini. Belki de, “muhalifiz ama iktidarın adamları bile bizden çıkıyor” diye seviniyor da olabilirsiniz.
Ya da siyasetçi olmayan bir akademisyenin kitabını basıp onun iktidara gittikten sonra eleştirisini yapmanın hazzını gene kendi yayınlarınızda basıp tatmaya devam edeceksiniz... (Örnek 1 Yasin Aktay)
Yapacak bir şey yok, haz ve hız dünyası… Neyse, ne diyordu Orhan Baba; “Haklısın haklı, bence sen de haklısın!”
Yusuf Tunçbilek